31 Temmuz 2014 Perşembe

Git Temmuz, gel Ağustos..

Oh çok şükür, Temmuz bitiyor, bugün son günü. Sevmiyorum şu Temmuz ayını, 7 rakamını sevmediğimden kelli, bir de üzerine iki senedir Ramazan'a denk geliyor, sıcakta oruç tutan sevdiklerimi kafaya takıyorum falan derken neyse hepsi bitti inşallah, kazasız belasız bir Temmuz'u daha geride bıraktık. Dün gece hiç hoş olmayan bir takım rüyalar zinciri gördüm, hava da 17 derecelerde seyrediyor, yani daha yaz nedir bilemedik ama biz bilemeden yaz geçiyor sanki.. Bari siz keyfini çıkartın.

Burada okullar tatile girdi. 6 hafta tatil. Etraf cıvıl cıvıl, gençler ve çocuklar normalde ya okulda ya sporda ya aktivitede oldukları için sokaklarda pek göremezsiniz ama okulun kapandığı bu ilk hafta hepsi sokaklarda. Bisikletler, kaykaylar (tekrar moda olmuş bu kaykay yahu!), rengarenk yağmurluklar (malesef) ve neşeli ufak insanlar. Ne güzel, içim açılıyor..

Bu sabah nedense aklıma ve dilimin ucuna "hayatımın baharı" lakırdısı geldi yahu, bisiklet arkası römorkta uyuyan çocuğun sakinliği eşliğinde doğada "dolanırken" birden aklıma "uleyn hayatımın baharı geçti, resmen hayatımın yazındayım hatta daha spesifik olmak gerekirse resmen Temmuz'dayım" diye düşündüm. Şöyle ki, bence insan hayatının baharı 21 yaşında bitiyor arkadaşım. 21'e dek bahar etraf, hadi de 23, seni mi kıracağım. Lakin 21 ila 23 arası bana göre biraz mayıs sonu haziran başı havasında, yani gündüzler sıcak geceler serin. Ama 23 dedin mi artık resmen yaz. 23-35 arasını hazirandan sayarsak, 35-45'e temmuz, 45-55'e de ağustos dersek, 55'ten sonrası ikinci bahar tabii, 75'ten sonrasına da kış diyebiliriz sanırım. Hoşuma gitti bu benzetme, üzerine düşünülüp bir hikaye çiziktirebilirsiniz. Ben üşenirim, zamanım da yok artık düşüncelerden öteye geçip iki yazı çiziktirmeye. Temmuz oldukça yoğun geçiyor, ilk haftası vurdu geçti diyeyim, siz anlayın..

Lakin Temmuz'un da güzel yanları var elbet, mesela iliğiniz kemiğiniz ısınır, sıcak kumlardan derin ve serin sulara atlarsınız. Dondurmanız kaymak, karpuzunuz çatırt, kirazınız taş gibidir taş ;) Hay Allahım, evet, öyledir. Ağustos'a doğru mihrabın yerini kafanıza takmaya başlamadan önce..

Bu haftasonu bu yaz ilk defa çekirdek ailecek hepimiz Münih'teyiz, ilk defa ve son defa! Bu yaz ne oldu bilmiyorum ama tüm haftasonları ya tatilde, ya aile ziyaretinde, ya düğünde geçti. J'ciğimin gördüğü son sayımda 43 adet leyleklerin azmine ben mi uğradım ne oldu anlayamadım ama geziyor ve geziyoruz.. Şikayetçi değilim ama haftasonu evde yaymayı özledim yahu.. Yaymak derken, tabii sabahın köründe illa ki kalkılacak ama ne bileyim, aç Paris Jazz'ı, hazırla kahvaltıyı yayılarak, sevgilinin elinden tutarak yürüyüşe çık, akşama koltukta kitap oku falan.. Basit ve güzel hayat. Özledim. Bu haftasonu tüm yazın haftasonlarının acısını çıkartacağım yayma konusunda. Sonra yine başlıyor düğünler, seyahatler, aile ziyaretleriyle dolu dolu bir Ağustos.. Oyh. Herkesin onca sene durup durup bu yaz evlenesi tuttu yahu. Neyse, deliye gezme çıktı, dediğim gibi şikayetçi değilim.

Temmuz bi git, sen gel Ağustos şöyle öne bakalım. Oh be.

8 Temmuz 2014 Salı

Dokuzuncu 7 Temmuz

Semo gideli 9 sene oldu. Ölümlere, tüm ayrılıklar gibi hiç alışamıyorum.. O'na söz verdiğim gibi, her sene olduğu gibi bu sene de yanındayım. Geçen sene doğum nedeniyle gelememiştim, aklım hep buradaydı. Bu sene gelmek kısmet oldu ama ağzımdaki o tatsızlık, kuruluk, burnumdaki sızı değişmedi. Ölümlere alışamıyorum. Ayrılıkların hiçbirine alışamıyorum.

Bu sene ev öyle sessiz ki.. 40 senedir olmadığı kadar sessiz, kimsesiz.. Ananemin yokluğu evin her milimetre karesinde hissediliyor, bu yokluk, bu yoksunluk üzerime üzerime geliyor. Bu kasaba benden ne çok sevdiğimi aldı, yine de kendine döndürüyor her sene..

Temmuz bu ilkimde çok sıcak geçer. Yine öyle, bu sene de. Ağustos böceklerinin sesine dalgaların sesi, akşam çıkan imbatın sesi karışmasa, hava öyle ağır ki, havada asılı kalmış tüm düşünceler sanki..

Sıcak temmuz. Ölüm. Ayrılık. Omuzlarımda öyle ağır yükler var ki..

Öyle oturdum mezarında yine. Yıllar geçtikçe artan mezar oturmalarını düşündüm. Allah sıralı ölüm versin derdi ananem, anlıyorum onun ne demek istediğini. Ama yine de her ölüm erken ölüm, Semo'yu da ananemi de; adına kaza dediler, katlettiler. Oysa o gün o dakikada o aynı yolda olmasalardı, daha yaşarlardı her ikisi de.. Daha vardı görecekleri günler..

Bunun için ağır içim, bunu kabul edemiyorum, kader diyip geçemiyorum, bu düpedüz haksızlık.. Ama bilemezsin gelen günler ne getirirdi, bedenlerine aldıkları yaralarla ikisi de ömürlerinin geri kalanında mutlu olabilir miydi? İkisi de gururluydu; ikisi de yaşamı dolu dolu yaşardı, bir eksikle, engelle, ağrılarla yaşamak istemezlerdi biliyorum. Onun için bencilce onları geri getirmek istememden utanıyorum. Ama öyle çok özledim ki.. İkisini de.

Öylesine geçiyor zaman, artık onlarla şu yukarıdaki fotoğraftaki denize bakarak değil, tek başıma mezarları başında oturuyorum. Mezarları denizi görüyor, ağaçların rüzgarda çıkardıkları sesler dışında sessiz, sakin; mezarları huzur dolu. Umarım onlar da huzur doludurlar..