24 Kasım 2014 Pazartesi

Hissedilen ve yaşanılan ırkçılık

Bir önceki yazımda, yurtdışında yaşadığım halde kendimi gurbette hissetmediğimden bahsetmiştim. Küçük Joe güzel bir terbitte bulunmuş, bu tip "hissetme" konularında genellikle terazinin ağır tarafını çeken psikolojik nedenleri bir tarafa koyarsak, aslında biraz da işin içine sosyal nedenler de katılmalı. Yani insanın kendini iyi hissetmesi, sadece kendi içindeki değerlerden, nöropsikolojik veya hormonal yapıdan değil, bulunduğu sosyal çevreyle etkileşimine de bağlı tabii.

Bazen insan en zor fiziksel şartlarda kendini en mutlu hissedebiliyor. Mesela ben kendimi en mutlu İsrail'deyken, Hindistan'dayken, Malawi'deyken hissetmiştim. Hepsinde ortak olan, zorlu bir çevre içinde, insana kendi kendine meydan okuma ve başardıklarıyla gururlanma "hissi" gelmesinin yanı sıra, genellikle zorlandığın ortamlarda, eğer gözünü açıp bakar ve kendine izin verirsen, ömürlük yoldaşlar da kazanıyorsun. Yani zor zaman dostu denen kişiler oluyor. Sen de daha açıksan, kabul ediyorsan; fiziksel anlamda zor koşullar, sosyal anlamda güçlü ilişkiler doğuruyor.

Tabii bir psikolog olarak, sosyal ilişkilerin de temelinde büyük oranda insanın psikolojik yapısının yattığını düşünüyorum. Buna bir örnek ırkçılık bence. Bol sayıda ülkede yaşadım, farklı kültürel yapılar, fiziksel yapılar, maddi manevi değer ve statüler içinde insan kitlelerinin "biz ve ötekiler" anlayışını gözlemleme şansım oldu. Şöyle diyeyim; ciddi düzeyde yaşanan ve politik temellere dayanan ırkçılık (aynı ortamda yaşayan azınlıklar ya da sayıca birbirine yakın iki farklı din / ırk toplumları) ile bazı hastalıklı akımları (neo naziler vs) bir tarafa koyarsak; günlük yaşamda karşılaşılan, sokaktaki insanın sokaktaki diğer insana karşı gösterdiği ırkçılık ya da ayrımcılık temelinde tamamen yanlış anlamalar, sosyal statü ve değer bazlı çelişkiler, inanç ya da düşünce farklılıkları yatıyor ve bu tür ırkçılıkla mücadele etmek aslında kolay.

Bunun bence iki yolu var; bir: devlet bazında sosyal farkındalık, toplumları kaynaştırma amaçlı, kültürel, sanatsal, spor ağırlıklı sosyal projeler üretmek, desteklemek ve sürdürmek, iki: ırkçılığa maruz kalmamak için bireysel bazda güçlenmek.

Bu ikincisi için hem yurtdışında yaşayan, hem psikolog olan biri olarak birkaç önerim var:

1. Yaşanılan kültürde azınlıklara yönelik sosyal, kültürel program ve bursları araştırın. Kendinizi mümkün olduğunca kültür hakkında bilgilendirin. Özellikle dili öğrenmek, mesleki ve sosyal eğitimler almak, çocuklulara yönelik devlet yardımlarını, öğrencilere yönelik bursları araştırın ve edinin. Maddi açıdan rahat olmak ve yaşanılan kültürle "iletişim" kurabilmek en önemli ilk nokta. Mesela ben genellikle yaşadığım kültürde ilk olarak hemen mesleğime yönelik olarakları ve bursları araştırıyorum. Burs ve yardım almak her anlamda rahatlatıcı. Öğrenci klüpleri, kültür geceleri, çalışıyorsanız "oryantasyon" programları da çok önemli ve mutlaka katılmalısınız.

2. Günlük yaşamda ırkçılığa maruz kaldığınızı hissettiğinizde, bunu size yönelik bir saldırı olarak değil, karşınızdaki kişinin bilgi eksikliği, düşüncesini ifade etmede kültürel farklılığı olarak düşünün. Bu sizi güçlendirecek ve kişiye gerekli cevabı sakin, gerekirse mizaha başvurarak ve ortamı daha fazla germeden vermenizi sağlayacak. Mesela derste ingilizce not aldığımı gören bir Hollandalı (master düzeyinde eğitimli) bana "aaaa latin alfabesini ne hızlı yazıyorsun, notlarını arapça almıyor musun?" demişti ve ben cevaben "ya evet, normalde japonca kullanmayı seviyorum, bence tasarımı çok hoş bir dil ama bugün biraz tembellik yaptım, yorgunum da, latin alfabesi kolayıma geldi" diyip sırıtmıştım. Vay efendim biz üstün Türkleri hala Arap sanıyorlar da, Atatürk'ün dil devriminden haberdar değiller de.. Neden takılayım bunlara? Bazen en iyi mücadele karşınızdaki zorbayı mizahla, zekanızla utandırmak oluyor.

3. Irkçılığa karşı ırkçı olmayın. İşte bu Hollandalıların hepsi böyle, Türk'ün Türkten başka dostu yok, bunların hepsi bizi aşağı görüyor zaten, bu Almanların hepsi çok içer, bu Avustralyalılar zaten hep sığ kafalıdır derseniz, siz ırkçı olursunuz. Bunu yapmayın. Nasıl siz kendinizi Türk olarak değil, insan olarak, bireysel farklılıklarınızla tanıtmak istiyorsanız, onları da bireysel olarak tanımaya çalışın, toplumsal önyargılarla değil. Siz nasıl bakarsanız, o şekilde görürsünüz.

4. Irkçılığın bilgi eksikliği ya da tutum / düşünce / yorum farklılıkları dışında, kasti anlamda yapıldığını, sürekli olduğunu ve sizi rahatsız ettiğini düşünüyorsanız, mutlaka gerekli merciye (okuldaysanız uluslar arası öğrenci servisi, disiplin komitesi), çalışıyorsanız IK ve iş yeri güvenliğine ya da direkt bulunduğunuz ortamdan bağımsız polis veya insan hakları komitelerine (mesela) başvurmak ve şikayet etmekten çekinmeyin. Genellikle bu tip şikayetler çok ciddiye alınır ve gereği yapılır.

4 yorum:

  1. Suriyeliler hakkında ne düşündüğünü merak ediyorum.
    Belki uzak olduğun için göremeyebilirsin ama her yerdeler. Trafik ışıklarında, kaldırımlarda, boş olan her yerdeler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Suriyeli sığınmacılarn durumu çok acı çünkü devlet tamamen politik düşüncelerle, hiç bir sosyal altyapı çalışması yapmadan, hazırlıksız ve plansız şekilde davrandı. Ülkende savaş varsa, yolunda ölüm varsa, aynı şekilde ilk bulduğun kapıyı yumruklar beni içeri alın dersin ve o kapının arkasındaki kapıyı açmaktan sorumludur. Fakat kapıyı açıp, kurbanı içeri aldıktan sonrası asıl hikaye..
      Bizim halkımız bizden olmayanı pek sevmez zaten, misafirperverliğimiz de akşam ezanına kadardır bilirsin. Şimdi oralar iyice karıştı, her zamanki gibi iş ciddileşince kimse sorumluluk almıyor, gözardı etmek daha kolay geliyor. Görmezden geliyoruz..
      Sen ne düşünüyorsun?

      Sil
    2. evet sen ne düşünüyosun jan

      araya girdim kusura bakmayın tam suriyeliler konusunda yazı yazma niyetindeydim o bakımdan dayanamadım.
      araya girdim.

      derhal gidiyorum.
      kovulmama gerek yok.
      ben istifa ettim:))

      Sil
    3. Sevgili C,
      Ben bu konuda karara varmış durumda değilim.
      Hazırlıksız ve plansız olduğuna katılıyorum.
      Urfa, G.Antep gibi şehirlerde yaşananlar bunun ıspatı. Zira diğer şehirlerde sokakta yaşayan, evleri basılan, yakılan Suriyeliler de keza.
      Bu konuda tek bildiğim, bu süreci yönetmek için İzmir'de 6 aylığına bir uzman aramaları. Ama geç kalındı.

      Senin yakından gördüğün gibi, Almanların vd ülkelerin Türklere davrandığı gibi kalabilirler. Çünkü ekranlarda dünden beri dönen yumurta satan ing öğretmeni hariç, gelenler düşük gelirli aileler. Çocuklar dileniyor.

      Hükümetin kararlı politika yürüttüğü alanlar kendileri ile ilgili olduğu için, bu kapı açmanın arkasında tamamen komplo senaryosu arıyorum. Ülkenin 3e bölünmesi gibi.
      2023'ün şifresini çözebilsem (ki çok okumam lazım, bu sene başarısız oldum okuma konusunda), o zaman yorum yapabileceğim.

      Bir 10 sene daha bağrımıza basamayız onları. Kızların Türklere satılması, kuma alınması gibi toplumsal sorunları da göz ardı etmemek lazım. Bu işten daha çok kan çıkar.

      Şahsen ben de hazır olmayabilirim. İş yerinin etrafında çokça görüyorum kadınları. Hislerim karmaşık ama çoğunlukla üzüntü dolu.

      İnsanlar empati yapıp, "benim başıma gelirse" güdüsüyle yanaştıkları için, ben de o hale düşsem çok büyük umutlarım ve eminim hayal kırıklıklarım olurdu.
      Dünya çok kalabalık ama sistematik şekilde yok ediliyoruz. 3-5 çocuk talebinin de 2016'da başlayacak 3.Dünya Savaşı için asker olduğunu okudum.
      Yaşadıkça göreceğiz ama bu konuda da iyi şeyler göreceğime inanmıyorum. Çok depresik konuştum :) Karamsarım.

      Bir 5 sene sonra taşınıyorum ben bu ülkeden. Bakayım ex-pat olmak nasılmış ya da persona non grata?!

      Sil