13 Kasım 2014 Perşembe

Doggie dog world

Yaw bana bi'şey oluyo. Üzerime bir aşırı hassasiyet hali geldi. Dün dakikalarca merhamet ve şefkat sedaları içinde, zengin evlerine yeni moda olan Afrika sümüklüböceğini ev hayvanı olarak beslemek konulu videoyu (içiniz kaldırırsa şuradan izleyebilirsiniz) izledim. İzledim izledim, hislendim. Salya sümük, böcek, n'oluyo ya bana?!

Şimdi bizim memlekette zeytinler kesildi ya, yine beni bir ağlamadır aldı. Annemlerin evi de Bursa'da şehir dışında, bahçeli ev. Karşımızda zeytin tarlaları falan var. Aklıma onlar düştü, o arazi de satılık. Param olsa sırf zeytinler için alırım o araziyi ama param yok. Alan alacak, mis gibi arazi. Tabii ki villa olacak, zeytin yetiştiren mi kaldı artık? Ona ağladım, sonra bizim burdaki evler hep bahçe içinde 2-3 katlı evler, burda kural bu şekilde, yüksek ev yapılmıyor. Büyük ağaçlar var, parklar bahçeler var, parkta tavşanlar, ceylan ve geyikler cirit atıyor! Bir de buna ağladım, neden bizim öz hakiki memleketimizde böyle değil diye..

Velhasıl sonra.. Malum aşure ayı başladı, fasülyeyi fazla kaçırmışım bakliyat iyidir derken. Gavur kocam yemez öyle üçüncü dünya lezzetlerini (ben de onun domuz pastırmasına böğk derim) konu komşu kaynana falan da elf gillerden, versem anlamaz fasülyenin değerini. Kalmış başıma bir kazan aşure (aşure de amma bereketli oluyor, illa ki kazanlık oluyor), yemek atılır mı günah.. Kase kase yiyorum, lakin yediğimin fasülye olduğunu unutuyorum, sağımda bir tümsek elime geliyor, bastırınca ağrıyor falan. Alıyor beni bir dert. Aşağısı kurtarmaz, illa ki kanser olmalı. Baya da havaya giriyorum, tek ayağım çukurda psikolojisindeyim (biraz var serde nevrotiklik, hastalık hastalığı falan, doktor anababanın evladı hali). Vah ben ölünce kızım beni hiiiç hatırlamaz ki.. Daha çok küçük.. Ağla ağla yine.

O esnada aklıma dahiyane bir fikir geliyor; ses kaydı doldurmalı. Terapilerde kullandığım dijital kayıt cihazıma o kadar entellektüel düşünce ve analizden sonra "Ku vak vak vak", "Alouette, gentille alouette", "Brother Jack" türü şarkıları kaydediyorum. Ölücem ya, çocuk uyumazsa babası tek tek çalar artık ananın yerine. Yetmiyor, ona özel bestesi ve güftesi nev-i şahsıma ait birkaç şarkı var; uyanma şarkısı, yatağa gitme şarkısı, oyuncakları toplama şarkısı, bez değiştirme şarkısı falan (içimdeki keşfedilmemiş Nil Karaibrahimgil). Oturup onları da sıralıyorum. Üstüne biraz daha ağlayıp açılıyorum.

Başlığa gelince.. Bizim bahçeli evler arasında oynaşan sincaplardan biri kaldırımın kenarına uzanıvermiş, ölmüş. Bizim kız hemen gördü tabii, "this? this?" diye sordu, ne dersin şimdi.. "Aaa sincap, uyuyoooor" çıkıverdi ağzımdan. Yedi neyse ki "pışşşşş pışşşş" dedi yürüdü gitti. Çocuklar ölüm fikrinden ne uzak.. Ölüm de uzak olsun miniklerden ama yavaş yavaş akılları eren yaşta da anlatmak lazım tabii. Ölüm de hayatın bir hali. Bu sıra çok taktım yine ölüme, ölmeye falan. Hakkımda hayırlısı, bi bildiğim mi var nedir?

"Dog eat dog" diye bir deyim var ya İngilizce'de, yani bu dünya güçlünün zayıfı ezdiği bir dünya anlamına gelir. Ha işte onu ben "doggie dog" (sevimli köpek) olarak anlamaya, bilmeye özellikle inat ediyorum bazen. Özellikle ölüm, çocuk, hayvan, doğa falan işin içine girince, olmuyor beh!

1 yorum:

  1. Bende neden yazmıyorsun diyordum duygusal sebeplermiş :( hepimiz üzüldük zeytin ağaçlarına. Görsen hemen yan komşumun ön bahçesinde kocamaaaan bir saksı içinde benim 1,5 boyum katında falan bir zeytin ağacı var. Her gn onu görüp seviyorum. Tabi bu zamana kadar üzerinde hiç zeytin görmedim olmuyor herhalde. Fakat buna rağmen bu insanlar almış zeytin ağacı dikmiş (ki burda fidanların fiyatlarını görsen ) bizde ise :(

    Bu arada aşure mi yaptın yoksa bravo valla bende türk ama yemeyen bir koca olunca hiç kalkışmadım

    YanıtlaSil