12 Ekim 2014 Pazar

Çağın insanı

Eşim i-phone'un pilini her gün doldurmak zorunluluğundan ve apple'ın bu soruna bir türlü çözüm getiremediğinden yakınıyorken, "e, bütün gün elinde telefon, vücudunun bir uzantısı gibi kullanıyorsun, pilin bu kadar uzun gitmesi şaşırtıcı" diye düşündüm ben. Pencereyi açıp, başını dışarı uzatıp havaya bakacağı yerde, internetten hava raporuna bakıyor ve ona göre giyiniyor. Tren tarifesine gecikmelere bakıp, ona göre işe gidiyor. Saat başı haberleri okur, dünya politikasına o derece önem verir ama bizim mahallede kurulan mevsimlik sosyal pazarın gününü bırak, var olduğunu dahi bilmez. Emailleri, sosyal medyayı, teknolojiyi ondan sorun ama portakalla mandalinanın arasındaki farkı bilmez, kızının kafasına tokayı takamaz, ben yokken çamaşırları yıkayabilmek için internette gezinmiş, hangi göze ne deterjan konur bilmez. Bu kadar gerçek hayattan uzak yaşıyoruz.

Bense biraz çağdışıyım. Akıllı telefon kullanmıyorum. Günde sadece 1 saat internette dolaşıyorum, sabah ve akşam birer kez emaillerime, facebooka bakıyorum, haberlerin genellikle başlıklarını okurum, merak ettiğim konuları wikipedia'dan okurum. Onun dışında son derece manuel bir hayatım var. Kredi kartı bile kullanmıyorum babam adıma çıkarttığı ekkartını zorlamasa.. Aklım almıyor da demeyeyim, sevmiyorum. Ne gerek var, elimde para varsa alırım, yoksa almam, düz mantık. Yağmur yağıyorsa şemsiyemi alırım, almadıysam ıslanırım, düz mantık. Çağdışıyım.

Ama ben de çağdaşım herkes gibi bencilim. Orada onca insan ölümün eşiğindeyken, artık sırf içim kaldımıyor ve ne desem boş, nasılsa kimse benim gibi düşünmüyor diye haberleri bile izlemiyorum. Benim gibi düşündüğünü bilmediğim ve önemsemediğim onca insan varken, bu sayede hepimiz gücü akılsızlara, kötü niyetlilere verdik, biz de apolitik apolitik ve umursamaz şekilde oturuyoruz. Hayat geçiyor ve kötüler kadar biz umursamazların da elinde ölenlerin kanı var. Ülkede, ülke sınırlarında, dünya genelinde ne saçma sapan bir çağ yaşanıyor. Politika, temel insan haklarının çok önüne geçti artık ama sosyal iletişim çağında bu derece asosyallik, kendine dönüklük, bencillik hepimizde. Hepimiz kendimize odaklı hayatlar sürüyoruz. Bizden ayrı insan topluluklarını zaten artık umursamaz olduk ama yaşadığımız toplum içinde bile ötekileri umursamaz olduk. O kadar kendimize, kendi hayatlarımıza odaklıyız ki..

Belki de doğrusu bu. Hiçbirşeye karışmamak, kendi hayatımıza, basit mutluluklara odaklanmak. Tek bir insanı bile değiştiremeyeceksek sonuçta.. Bari kendi yaşamımızı keyfince yaşamak.. Yukarıdaki yaprakları topladım bu akşam yürüyüş yaparken, yaşamın döngüsü diye düşündüm.

13 yorum:

  1. Aynı senin gibi düşünüyorum umursamama konusunda. Ama ne yapabilirim diye o kadar çok düşündüm ki Ceren, kafayı bozma derecesine geldiğimde umursamama kararı aldım. Ne kadar becerebiliyorum peki, eskisi kadar üzülmeyecek kadar. Kendimi, değiştiremeyeceğim şeyler için o kadar üzdüm ki, sonra düşündüm ki, hayatım geçip gidiyor ve ben zerre değiştiremediğim şeylerle yıpratıyorum kendimi. Kendi hayatımın bencilliğinde, ufak mutluluklarla avunmak şu an için en sağlıklısı gibi görünüyor bana. Evet, kendi hayatlarımıza odaklanmak ve gerisini umursamamak, etik mi? Değil. Ama kendi sağlığım için gerekli. Ölenlerin kanını kendi ellerimde değil, bunca yıldır uyanmamakta direnen cahillerin elinde görüyorum. Süresini bilmediğim hayatımı, mutlu olmak için yaşamak istiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, üstelik hassas insanların başına gelir tüm aksilikler bilirsin..

      Sil
  2. Dunyayi degistiremeyiz ama bir kisiyi degistirebiliriz belki. Ben kalin bir kitap olan Illuminati'yi okuyorum. Eylul 2014 basim. Hayattan sogudum ve inaniyorum okuduklarima. Dunya nufusu cok fazla. Her seyin de para ve guc ile ilgili bir sebebi var. Dunya artik korkunc bir yer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nüfus konusunu ben de çok düşünüyorum, daha doğrusu nüfusun yüzölçümüne oranı benim derdim. Kalabalık yani. Kalabalık çok kötü birşey be J., tüm kirliliklerin, pisliklerin baş noktası.

      Sil
    2. Saglik sisteminin sadece zengine hizmet edecek sekilde degismesi hakkinda kotu seyler dusunuyorum. Bir dusunce var ya hani; asilar ve etkin tedaviler ile 'survival of the fittest' duzeni bozuldu diye.

      Sil
    3. Kalabaliktan ben de hic hoslanmiyorum. Ankara o nedenle bana mutsuz geliyor.

      Sil
    4. İstanbul'u düşündükçe sıkıntı basıyor nasıl yaşamışım o şehirde diyorum. Yaşarken de öle bayıla amanın ben burdan ayrılamam diyordum. Hem dayak yiyen hem seven kadın olmuşum ben bu İstanbul'a yahu... Neyse ki kurtulmuşum hahahaha

      Sil
  3. Cerennnn yaprakların degradesine bayıldım! Onlara atfettiğin anlama daha da bayıldım. Dahiyane! Sanat işte bu.

    Bencillik konusu çok acı. Haber okuyan herkesin durumu aynı. Bir çeşit savunma mekanizması. Sokakta bile kendime tembihliyorum, çok yaşlı ya da fiziksel bir sakatlığı olan insanlar görünce "hayır içine almayacaksın bu üzüntüyü" diye. İşlevsiz üzüntülerden kendimizi korumak zorundayız. Mecburiyet bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Üzerinde zıplanan sanat hem de.. İşlevsiz üzüntüler, ne doğru bir deyim!

      Sil
  4. Tam mesai bitimine geldi bu okuma, diyeceklerim de vardı oysa ki, umarım yarın yazabilirim, öpüyorum seni de küçük kadını da:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hosgeldiiin, bekliyorum yarini :)

      Sil
  5. Hoşbuldum:)) aslında hep buradaydım da blogun şablonu değişince blogrollumdaki bazı bloglar uçmuş ben de diyorum ki Ceren hiç yazmıyor yoğun herhalde:))))) Dün nihayet doğrudan bloguna bakmak aklıma geldi de enayiliği farkettim.

    Bu yazıyla ilgili söyleyeceklerime gelince, çok fazla insan var, çok fazla iletişim aracı var, çok fazla kötülük var ve hepsi de gözümüze sokuluyor. Bir süre sonra bunları ağırlığını kaldırabilecek gücümüz kalmıyor. Ama bir sürü de iyilik var. Bu dünya da onların yüzü suyu hürmetine dönüyor. Birşeyler değişmiyor nasıl olsa demek aynı senin de yazdığın gibi kötü niyetli ve akılsızlara yetki vermek anlamına geliyor. Elbette topyekün herşeyi değiştirmemiz mümkün değil ama hiç olmazsa şahit olduğumuz ve kısmen de düzeltebileceğimiz şeylere el atmak lazım. Yangına su götüren karıncanın dediği gibi söndüremeyiz belki ama yolunda ölürüz. Sanırım mesele hangi yolda yürüyeceğin, hangi tarafı seçeceğin noktasında şekilleniyor ilk etapta. Gözü, kulağı, yüreği kapatmamak lazım. Mesela savaşı bitiremiyoruz ama hiç yokmuş gibi yaşamaktansa, hiç yaşanmıyormuş gibi yapmaktansa biraz olsun vicdan kırıntısıyla olan biteni izlemek belki çok ama çok küçük de olsa bir mağdura bir konuda el vermek de bişeydir. Gözümüzü kapadığımız herşey yavaş yavaş gelip bizi de bulur çünkü en sonunda. Bilmiyorum çok zor mevzular bunlar ama nasıl olsa hiçbir şey değişmiyor demememiz lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne diyim, yine şahane ifade etmişsin içimden geçeni..

      Sil