19 Ekim 2014 Pazar

Beyaz Türk'ün yalnızlığı

Bir önceki yazımda asıl değinmek istediğim ama konunun son derece önemli olan bir başka yönüne takılıp fazla uzattığım için değinemediğim asıl nokta; görünürde herşeye sahipken, yine de mutsuz hissedebilen insanlar aslında.

Mehmet Pişkin'i tanımazdım ama bir iki fotoğrafını görünce tanıyor gibi hissettim. Daha doğrusu onun gibi yaşayan ama onun gibi intihar etmeyen bir çok kişi tanıyoruz hepimiz, çağın insanları bunlar ve doğal olarak ben de bir tane tanıyorum. Sakın ola ki Mek-hmet Pişkin'i yargıladığım sanılmasın, bir klinik psikolog olarak, içinde bulunduğu durumun grip gibi, verem gibi bir hastalık olduğunu biliyor, ona sempati ya da acıma gibi duygular beslemeden bakabiliyor ve "keşke doğru kişiden yardım alabilse ve yaşamına farklı bir yön verip devam edebilseydi" diyorum sadece. Çünkü depresyon ve psikolojik bozukluklar artık tedavisi olan hastalıklar. Onu yargılamadan, bir insanın anısına saygısızlık etmeden yazmayı başarabileceğimi umuyorum, lütfen siz de bu niyetle okuyun.

Benim kişisel olarak tanıdığım "Mehmet" diyelim, bu Mehmet'e çok benzeyen bir insandı (dı çünkü artık hayatımda yeri yok). Başarılı denebilecek beyaz yakalı bir işte 9-5 çalışır, vücudunu korumak adına sporunu yapar, boş zamanında partilere gider, bol sayıda kız arkadaşları olur, bolca içer, haftasonları küçük kaçamaklar için Ege'ye gider, ekonomik ya da toplumsal bir kaygısı, bir sıkıntısı falan olmadan, kendi halinde yaşar gider bir insandı. Hayatı rahattı, çoğu insanın aksine geçindirecek bir ailesi yoktu, çocuk istediği için ayrıldığı uzun süreli ilişkisinden sonra bir çok kadınla günlük ilişkiler yaşar, bitirirdi. Bağlanma problemi vardı ama o kadar çok kadın vardı ki, bu hayatında problem yaratmazdı. Biri gider biri gelirdi nasılsa. Mehmet yakışıklı bir adamdı ve güzel insanların çoğu gibi kendini beğenir, güzelliğin rahatça açtığı kapıların tek bir sivilceyle kapanma riskini aklına dahi getirmeden yaşardı. Hayatımda gördüğüm en şanslı insanlardan biriydi, şeytan tüyü derler ya, işi rast giderdi, mutlaka her alanda avantajlı konumda olurdu. Pek uğraştığını, didindiğini, emek vererek birşeye sahip olduğunu da görmedim "takıldığımız" süre içinde. Tuzu her alanda kuruydu..

Fakat buzdağının dibinde, benim de o sırada göremediğim, onu hayatımdan bir kalemde silip atmamı sağlayan o olay başıma gelmeseydi de asla göremeyeceğim bir başka Mehmet vardı. Asla mutlu olmayan, şükretmeyen, doymayan bir Mehmet. Ve yapayalnızdı. Farkında değildi ama çevresindeki insan sürüleri içinde yapayalnızdı. Ne kimseyi bağlanacak derecede yaklaştırıyordu, ne de ona yaklaşanların samimiyetine güveniyordu. 30 küsür yaşında sevgisiz, yalnız, tükenmişti. Farkında değildi. Değildik. Mehmet intihar etmedi. Ben onu hayatımdan silip attım, ben hayatıma samimi, içten insanlar kattım, oynamayan insanlar. Mehmet gibi olmayanlar. O'nu hayatımdan çıkardıktan sonra ne olduğunu bilmiyorum, ilgilenmiyorum ama değiştiğini sanmıyorum. Yine her gece başka biri, alkolün etkisi olmadan yaşanamayacak yakınlıklar, sözde duygular peşinde günlerini harcayıp bitiriyordur. Çok da umrumda değil doğrusu.. Yaşadığı hayatın ne kadar doyumsuz ve mutsuz olduğunu ancak bunun tam tersini yaşadığım zaman anladım.. Şükrediyorum.

Mehmet ve niceleri, bir çok şeye sahip olan, fazla sorumluluk duymadan rahatça geçirilen bir yaşamın yarattığı "hissedemeyen", "sevgisiz", "doyumsuz" insanlar. Yaftalamıyorum, acımıyorum, hayatlarını bu şekilde yaşamayı aslında seçen onlar. Yalnız bir sürü insan var, kendiyle dopdolu, yaratıcı, emek veren, sevgi veren, samimi bir sürü insan.. Yalnızlık başka birşey, doyumsuzluk ve mutsuzluk bambaşka birşey. Bu iki kavramı birbirine geçirten, karıştırtan ve "yalnızlık"ı sorumlu tutansa beyindeki kimyasal dengesinin altüst olması. Dediğim gibi, tedavisi var onun, yeter ki isteyin ya da biri size bir yol göstersin.

Herşeye sahip olan yine de mutsuz olan insanı yargılamıyorum çünkü görüyorsunuz ben de o noktadaydım bir zamanlar ve yine dediğim gibi, altında neler yatıyor bilemezsiniz. Mutsuzluğunuz ve yalnızlığınızın kaynağı aslında fizyolojik, psikolojik bir sorun olabilir. Fakat görünürde fazla düşünüyormuş gibi görünüp de "düşünemeyen" insanı, "neden?" diye soramayan insanı yargılıyorum. Mutsuzsanız, neden diye sorun kendinize. Bu nedenleri belirleyin, değiştirebilecekleriniz için uğraş verin. Değiştiremeyecekleriniz için yardım alın, kabullenin. Zaman durmuyor, geçiyor. Herşey değişebilir, değiştirilebilir, en kötü, en zor, en katlanılamaz durumlardan bile çıkış vardır. Yeter ki "düşünün"..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder