27 Ağustos 2014 Çarşamba

Zaman

"Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya.." Gülten Akın'ın çok sevdiğim, sık sık dilime gelen bir dizesidir. Yavaş yaşamak gerçekten teoride muhteşem, pratikte çok zor bir yetenek. Yavaş yaşamak derken; sindire sindire, anın tadını çıkartarak, hayatta acele etmeden yaşamak'tan bahsediyorum. Nedense hepimizin koşturması, yetişmesi gereken ve daima geç kaldığı yer ve durumlar var. Hayatı soluk soluğa yaşamak bir erdemmiş gibi.. Tadını çıkarmak ise sadece çocuklara, yaşlılara ve delilere kısmet oluyor..

Son on gündür arabamızla Münih'ten çıkıp Fransa'ya gitmekle meşguldük. 10 günde 7 ülke katettik. Fakat bunlar; Almanya - Avusturya - Lichtenstein - İsviçre - İtalya - Monako ve Fransa olunca, özellikle de Lichtenstein ve Monako bence 1/2 ülke sayılmayı anca hakederken AB tarafından ülke sayıldığı için, çok koşturmalı bir seyahat olmadı çünkü durmadan direksiyon sallarsanız, aslında Münih'ten Cote D'Azur'e varmak İstanbul'dan Antalya'ya varmak gibi birşey.. Avrupa küçük bir kıta evet, coğrafi farklılıklar kadar kültürel farklılıklar da inanılmaz boyutta bu kadar dar alanda.

Seyahat etmek her zamanki gibi güzeldi, seyahat bloğumda ayrıntılarıyla anlattım İtalya'yı burada ve Fransa'yı da burada, tekrar etmeyeyim. Fakat bu bahsettiğim sakinlik, sessizlik, huzur içinde geçen 10 gün, sadece bataryaları şarj etmekle kalmadı, aynı zamanda beni "yavaş yaşam" konusunda düşünmeye de sevk etti.

Bir çok insana nazaran yavaş yaşam konusunda başarılı olduğumu düşünüyorum. Bunun tabii ki üç nedeni var, ilki ben çocukluğumdan beri kişilik özelliği, planlı ve programlı, zamanı iyi kullanabilen bir insan oldum. Yani genellikle diyelim, bazen bir panik hali geliyor, telaş ediyorum ve o zaman herşeyi elime yüzüme bulaştırıp tek karış yol alamadan akşamı ediyorum. Ama nadir bu anlar. Genellikle ajanda kullanır ve en ince ayrıntıya kadar ajandayı doldurmayı severim. Mesela 10 gün sonra çiçekleri sulama notu, 2 hafta sonra yatak çarşaflarını yıkama notu gibi sıradan şeyleri dahi yazarım ki gün geldiğinde paniklemeyeyim, işlerim imkanlarımı aşmasın. Özellikle çocuklu yaşamda da bu çok işime yarıyor, bu sayede çocuktan sonra hayat var mı? diye hiç sormadım kendime, hele de bizimki gibi biraz fazla "emek isteyen" bir çocukla da sporumu, sosyal hayatımı, kişisel bakımımı, ev düzenimi ve aşk ilişkimi aksamalar olmadan sürdürüyorum; çok şükür. Bu sınırlar içinde "koşturma"larım diğer insanlardan biraz daha sakin diyebilirim. İkinci neden; imkanlar tabii. Mesela annelik izninin TR'dekinden çok daha uzun tutulabilmesi, mesela maddi açıdan illa ki çalışma zorunluluğumun olmaması, mesela ihtiyaç anında sosyal ve psikolojik destek bulabilmek. Bunlar ne yazık ki bir çok insan için lüks, şükrediyorum. Üçüncüsü de kişilik yapım. Ben bencil bir insanım, bunu kabul ediyorum. Kendi fiziksel ve ruhsal sağlığımı diğerlerinin refahının önüne koyuyorum. Fakat bunun yanlış olmadığını da biliyorum çünkü bu tarz bir bencillik insan yaşamını uzatan ve kalitesini arttıran bir kişilik özelliği. Yani sizi daraltan, üzen olay ve kişilerden kaçının, hayatınızdan çıkartın felsefesi ile sevdiğiniz şeyleri yapın felsefesinin karışımı, sadece sizi mutlu etmekle kalmıyor, bu sayede olan bitene rağmen ruhsal bütünlüğünüzü de koruyabiliyor ve çevrenizdekilere olumlu enerji verebiliyorsunuz. Kısaca böyle, derin bir felsefe tabii bu.

Velhasıl; zaman kullanımı ve verimlilik önemli. Yaşamın her anında bunu uygulamalıyız çünkü aynı nehirde ikinciye yıkanamadığımız, geçen zamanları geri getiremeyeceğimiz gerçek..

13 yorum:

  1. Zamanı verimli kullanma konusunda daha detaylı bir yazı isteyebilir miyim senden o zaman? Ajanda tutmak tamam, cepte. Başka neler var? Her şeye yetişme motivasyonunu nasıl buluyorsun peki? Yardım et bana ve benim gibilere :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Tamamdır, ilk fırsatta yazıcam (ajandama not edeyim :P)

      Sil
  2. Ne kadar güzel bir yazı olmuş bu... Hatırlatıcı hem de... Ben de bilhassa "önce ben mutlu olmalıyım ki çevremdekilere de faydam dokunabilsin"cilerdenim... Ben kötü olursam, kime ne faydam dokunabilir ki... Hem ne kadar aile, eş, anne, çocuk gibi görevlerde yaşıyor gibi görünsek de aslında birey olarak varız bu hayatta, bunu unutmamak gerekiyor... Kalemine sağlık, çok güzel geldi bu yazı bana ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cağnım K-E-K :) Ben teşekkür ederim, kesinlikle katılıyorum, önce ben, sonra diğerleri demezsek kimseyi mutlu edemediğimiz gibi, kendimizi de edemiyoruz..

      Sil
  3. Şimdi bu yazıyı kaç kere daha okuyacağım bilmiyorum. Fakat sanki kendime yazılmış bir dost mektubu gibi geldi. Lütfen bu konuda örneklerini çoğaltarak yazmaya devam et sevgili Ceren! Sadece bir kişi bile olsa (ben) birinin yorucu, yıpratıcı hayat felsefelerini değiştirmesine yardım etmiş olacaksın. Ziraa benim de hayatımda benden başka herkesin mutluluğu öncelikli :((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fedakarlık bizim kanayan yaramız zaten yüzyıllıkkonak... Yazıcam evet, ben de sık düşünüyorum bu konuda..

      Sil
  4. Zamanı verimli kullanma konusunda çok yol katettim, bende hiç olmayan bir özellikti, daha da yolum var fakat başkaları için bu kendimi feda ve hatta paspas ve hatta perişan etme hallerim hala üstümde. Bana çok iyi geldi bu yazı. Ben de kafama girsin diye yüz kere filan okuyabilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum :/ kendini idareli kullanmalısın....

      Sil
  5. pek beğendim ellerine sağlık, ajandamı da aldım yılbaşına kadar çılgın bir performansla kullanmayı düşünüyorum bakalım (kullanamadı:)))))

    YanıtlaSil
  6. Bekliyorum... Yazacaksın dimi :)

    YanıtlaSil
  7. Michael Ende ' nin Momo adlı kitabını okumanızı hepinize tavsiye ederim. Çocuk kitabı gibi görünse de "zaman" kavramı hakkında muhteşem bir kitap. Keşke hepimiz kitapta ki küçük kız momo gibi zamanı tüm yüreğimizle hissedebilsek. Hiç acele etmezdik o zaman... Neye yetiştiğimi bilmeden koşuyorum doru atlar gibi. OySa veysel in şiiri dün gibi aklımda "gidenleri hep görüyom, gidiyorum gündüz gece..."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum o kitabı :) Çocuk kitaplarına özel bir ilgim vardır, gerçekten güzel bir kitap..

      Sil