5 Ağustos 2014 Salı

Uzaklaşmak

Goethe'nin ünlü bir sözü vardır: "Alles Nahe werde fern", yani yakındaki herşey uzaklaşıyor, yani yaşamda olup biten herşey, bir zaman geliyor, geçmiş oluyor. Başımıza gelen herşey, ölüm dışında, olup biten, geçip giden şeylerdir. Yaşadığımız anda bunun farkına varamasak, bunu düşünemesek de..

Çocukluğum üzerinde düşündüğümde, bana sadece anlık fotoğraflar değil, kokular ve tam kelimelere dökemediğim bir "hissiyat" hali de gelir. O günlere ait bir ışık, bir sıcaklık, bir koku bulutuna girerim. Şimdi artık orta yaşa gelmişken, gençliğimi düşününce de benzer bir "uzaklık" hissi duyuyorum. O zamanlar olup bitmiş, geçip gitmiş. Sanki çok çok uzun yıllar önce (ki belki de öyle gerçekten) bir başkasının başına gelmiş (belki bu da doğru) gibi. Ne çocuk ben, ne genç ben, şimdiki ben'im. Kimbilir bundan yıllar sonra, şu halimden ne kadar farklı olacağım gibi. Kendimden uzak.

Yaşanan her şey insanın ruhunda belirli izler bırakıyor. İyi ya da kötü tüm yaşam deneyimlerinin bir anlamı var, tüm deneyimler bir "amaç" uğruna yaşanan "araç"lar belki de. Bir çamur gibiyiz, olan biten herşey üzerimizde ufak ya da büyük çeltikler açıyor ve bizi "biçimlendiriyor", aynen bir heykeltraşın, bir çamur üzerinde ince ince çalışması gibi. Ve zamanla değişiyor biçimimiz, başta düşünülenden belki çok farklı bir sonuç çıkıyor ortaya. 7'sinde neysek 70'inde o değiliz..

Ama özde birşeyler belki de aynı kalıyor. Gerçekten "ben" olan birşeyler var ve onlar tüm bu rüzgara, yağmura, güneşe rağmen değişmeden öyle kalabiliyor. Genetik ve çevresel etmenler ikilemine girmeden, ne kadarı "biz", ne kadarı "edinilen" diye düşünmeden..

Başımıza gelen herşeyi tekrar tekrar düşünmeden, "-seydi, -saydı" haline dönüştürmeden, öyle kabullenmek belki de bizi kurtaracak bu sonsuz anlamsızlıktan. Kadercilikten öte, kabullenmek.. Tüm bu darbeleri alıp, kabullenmek, bunu bizi biçimlendiren bir elin rastgele darbeleri olarak kabullenmek. Sadece şansı ve güzellikleri değil, şanssızlıkları ve haksızlıkları da bizi biçimlendiren araçlar olarak düşünebilmek - ve tüm bunları akıl sağlığımızı kaybetmeden yapabilmek..

Her gecenin bir sabahı da vardır.

(Fotoğraf: Bosna Hersek Blagaj'dan)

7 yorum:

  1. yazdım bir kenara:
    7'sinde neysek 70'inde o değiliz

    YanıtlaSil
  2. Ben anlamadım şimdi tam olarak, sanki kötü bir şey olmuş da daha hakkında yazamıyormuşsun gibi mi, yoksa ortaya karışık mı? :((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. seninle konuşmak ne güzel geldi..... :) herşey iyi merak etme, yükselişe geçtik.. çok şükür

      Sil
  3. Gecenlerde twitterda bir muhabbet dönüyordu. Yıldız tilbe birsey yapmıs ama ne yapmıs hiç deşmedim çünkü sinir bozucu birsey çıkacağı belliydi ve hamilelikten ötürü uzak duruyorum bu tip haberlerden neyse kimi hatalı nasıl yapar diyor kimi de eskiden yokluk çekmiş mecburen öyle yetişmiş bla bla diyor. Ben dedim hiç bir insan doğduğu gibi kalmıyor, hayat bize öğretiyor, şartlar değiştiğinde ki bu kişi para kazandı ünlü oldu istediği her imkana kavuştu. Bu imkanı lehine değerlendirebilirdi. Kimse çocukluğundaki gibi kalmaz. Ama o değerlendirmedi o zaman hatalı.

    Hepimiz değişiyoruz içimizde senin de bahsettiğin hissiyat kalıyor ama bu sanki sadece hislerle ilgili kısım değişmeden kalan. Hal tavır mantık bilgi gibi şeyler değişiyor gelişiyor. Bence insan olmanın özelliği bu ve doğrusu bunu yapmayan kişiler için üzülüyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet, değişim gelişime yönelik olursa hele, en güzeli..

      Sil
  4. "7'sinde neysek 70'inde o değiliz.." Doğru, sadece fiziksel olarak bile yedi yılda tüm hücreleri yenileniyor bir insanın. Yani yedi yıl önceki insan değiliz. Başa gelen güzellikleri ve kötülükleri aklı yitirmeden kabullenebilmek gerçek güç işte.
    ...
    "Eğer felaket ve saadetle yüz yüze gelir de
    Bu iki sahtekârı aynı şekilde karşılayabilirsen." Rudyard Kipling / If

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok beğendim bu dizeleri... Çok teşekkürler.

      Sil