10 Ağustos 2014 Pazar

İyi yaşlanmak kısmet olsun..

Haftasonu Berlin'deydik, neredeyse iki sene olmuş gitmeyeli. Geçen yazımdan bu yana, bir çok şey değişti ama bazı şeyler insanı hayrete düşürecek derecede aynı kalmayı başarabilmiş. Uzun süre gidilmeyen, görülmeyen evler ve kişilerin bir tek renk ve koku değiştirmeden aynı kalabilmeyi başarması, tabii ki benim için değişimden çok daha ilginç.

Bu gidişimiz ne yazık ki oldukça duygusal geçti, eşimin anneannesi Oma 96 yaşında ve artık yaşa bağlı hafıza sorunları yaşıyor. 6 ay öncesine dek kendi evinde, tek başına yaşıyordu ama unutkanlık ve dalgınlık sorunu artık riskli bir hale geldiği için, kendi isteği dışında bir bakımevine yatırıldı. Kendi isteği dışında derken, aile meclisinin toplanması ve onun adına karar vermesi gerekti demek istiyorum. Alman toplumunda yaşlıların çoğu yaşamlarının son yıllarını bir yaşlı bakımevinde geçiriyorlar. Bu bizim toplumumuzda pek normal olmayan bir durum, daha doğrusu yaşlıların "bakımevine yollanması" bizim toplumumuzda ayıp, yazık gibi kelimelerle ilişkilendirilen olumsuz bir durum. Üstelik yaşlı bakımı ne yazık ki hala ülkemizde profesyonel bir hizmet olarak sağlanamıyor. Buradaki gibi, %70 oranında sağlık sigortasının karşıladığı 5 yıldızlı otel ayarındaki sosyal yaşlanma merkezleri, bizim ülkemizde lüks hala. Ne yazık ki bakımevlerinin çoğunda ihmal hatta istismarlar yaşanıyor.

Bu durumda da, genellikle yaşlıların bakımını kendileri de orta yaşın üstünde olan çocukları üstleniyor ama artık hem insanların (kadınların) ev dışında kariyerleri olması, hem de yaşam beklentisinin uzaması, sağlıklı yaşlanma, emekliliğin ertelenmesi gibi nedenlerle bu durum aslında bir "sandviç kuşak" yaratıyor. Yani yaşlıların bakımını üstlenen kuşak, kendi kariyer hedefleri ya da kendi yaşlılık hedeflerini göz ardı ederek, aile büyüklerine bakmak zorunda kalıyor ve bu fiziksel, ruhsal ve sosyal anlamda bu kuşağı zorluyor. İşin kötüsü, onların yaşlılığında kendi çocuklarından bakım görme lüksü de %100 garanti değil artık çünkü çağ değişiyor, yeni nesiller daha aileden bağımsız, kendi ayakları üzerinde durma eğilimli yetişiyor. Geleneksel aile yapısı artık yerini bireyselliğe bıraktı ve bu da ego-merkezci yaşamları beraberinde getiriyor. Dolayısıyla, kendi ailesine bakmak zorunda olan ve kendi çocuklarının kendisine bakmayacağını bilen bir sandviç kuşak, yaşlıların bakımını üstlenmiş durumda. Bu da sonuçta insan eli değen her tür hizmet sektöründe olduğu gibi beraberinde çeşitli ruhsal sorunları, ihmal ve istismarı beraberinde getiriyor. En iyi bakım veren aile bile, doğal olarak yaşlısından bunalıyor, içine atıyor ya da dışa vuruyor ama sonuçta zorlanıyor. Çok zor bir durum..

Bağımsızlığına son derece düşkün bir kişi olan Oma'nın bakımevine yatırılması, evinin boşaltılması, eşyalarının satılması/verilmesi/atılması, bir sürü bürokratik işlem ve sıkıntı derken, son 2-3 aydır Oma bakımevinde. İlk başlarda zorlandı ve çocuk gibi ağladığı dahi oldu ama sonra kabullendi. Bu dışarıdan bakıldığında, özellikle bizim kültürümüzde "gaddarlık". Ama düşününce, Oma profesyonel hizmet alıyor, odası rahat, her saniye ziyarete açık şeffaf bir sistem var. 96 yaşında ve bazen kendi kızını dahi tanımayan bir yaşlı için, profesyonel bakım bence en iyisi.. Ne yazık ki Oma durumu kabullendiğinden beri, pek yemiyor, devamlı uyumak istiyor ve gün geçtikçe güçsüzleşiyor. Açıkcası tüm aile ve sanırım kendisi de ölümünü bekliyor.. Berlin'e gitmemizin nedeni de aslında buydu, Oma tornunun çocuğunu görsün diye.. Ölmeden eşim de son kez görmek istedi.. Hepimiz biliyoruz, fazla uzun sürmeyecek bu süreç.

Acı olan.. Oma henüz ölmeden onu ölmüş gibi kabullenmemiz. Normal şartlarda bunu derinden kınardım. Kendi canım ananemi düşününce, Oma ondan 180 derece farklı bir süreç geçiriyor.. Ananemi birden, trafik kazasıyla 88 yaşında kaybettik ve ölene dek "genç" kaldı o. Genç, neşeli, hayatla içiçe, kimseye yük olmadan, bunun için dua ede ede gitti ananem. Oysa Oma, yaşamı boyunca son derece ben merkezci bir insan olmuş. Tamamen kendi refahına odaklanmış, çocukları daha ilkokul çağında yatılı okullara yollamış, hayatında bir gün çalışmamış, aşırı zenginliğin verdiği lüksleri ve "boşluğu" sonuna dek kullanmış bir kadın. Yaşlılığında da aynı şekilde "pasta yiyerek", gezip tozarak, oğlu trafik kazası geçirdiğinde ilk cümlesi "ya ölseydi, bana kim bakardı!" olacak denli bencil bir kadın. Kendi çocukları bile kendisini tanımlarken ilk kelimeleri "bencil", "egomerkezci" oluyor.. Evet, kendisi St.Moritz'de, Davos'ta, Cannes'ta muhteşem bir hayat geçirmiş, 6 ay öncesine dek sabah kahvaltısında sekt şampanya, istakoz falan yiyen bir kadındı, dolu dolu yaşadı yani ama ne oldu.. Bakımevinde şu an, önüne gelen çorbaya burun kıvırarak, tornunu tanımayarak, ölümü bekliyor.. Ve hala ipek gecelikler, pembe fularlar içinde, odasında Ave Maria'yı dinleyerek yatıyor. Kendi adına çok rahat bir yaşamı oldu. Sevildi mi, sevdi mi.. Onu kimse bilemiyor, ne acı.

İyi yaşlanmak; sadece bedenen sağlıklı olmak değil. Tabii ki sağlık en baş belirleyici ama ruh sağlığı, insanın kendi ve çevresiyle barışık ve dingin olması çok önemli. Ne yazık ki bunlar karakter özellikleri ve yaşamın başlarından itibaren kazanılan eğilimlerle biçimleniyor. Yani yaşlıyken sevgiyle dolu, sevilerek yaşayan biri olabilmek için, gençken sevgi vermek, çevremize özen vermek gerekiyor. Hiçbirimize çocuklarımız bakmayacak, artık böyle bir lüks yok. Hepimizin sonu ya bir hastane, ya bir bakımevi, ya da ani ve acısız bir ölüm (ki ben bu sonuncusunu umuyorum kendi adıma..). Bunu kabullenmemiz, iyi yaşlanmaya çalışmamız gelişim ödevlerinden biri bana göre. Oma'yı bu son ziyaretimde iyice emin oldum ki, ya bencil bir şekilde kendine odaklanarak yaşayacak ve yaşlılığı düşünmeyeceksin ya da verici olacaksın, egonu törpüleyeceksin, sevecek sevilecek ve sosyal olacaksın ve yaşlılığa yatırım yapacaksın. Çocukların tarafından bakılmak için değil, yaşlılığında çevrende insan olabilmesi için. Çünkü anladığım kadarıyla, mal, mülk, sevgililer, çocuklar, herşey gidiyor ama gün içinde 2-3 dakika sohbet edecek bir insana ihtiyacı oluyor insanın yaşlanınca.. Borges'nin dediği gibi; yaşlılık en büyük yalnızlıktır. Ve canım ananemin dediği gibi, kimseye yük olmadan, ıssızlaşmadan yaşlanabilmeyi, iyi yaşlanabilmeyi kısmet et tanrım!

7 yorum:

  1. Ne güzel temenniler, başkalarına bağımlı ve yük olmadan, ıssızlaşmadan ölüp gitmek... Ölüm, herkes için adil olsa da gerçekleşme şekli değil ne yazık ki. Herkese hayal ettiği şekilde yaşlanmak nasip olsun o zaman.

    YanıtlaSil
  2. Ceren'ciğim çok hassas ve önemli bir konuya parmak basmışsın. Bu konuyla ilgili söyleyecek o kadar çok şeyim var ki. Birgün yaşlanacağız bilinci bende üniversitede başladı. Bir ders ödevi için bakımevi ziyaret etmiştik. Orada yaşlı bir kadın vardı. Bakımevi son derece temiz, özenle dekore edilmiş. Doktorlar hemşireler her şey teknik olarak mükemmel. Yaşlı kadından izin alındı ve odasına girip biraz sohbet ettik. Bize söylediği şey hala benim peşimden gelir: biz şu anda sohbet ediyoruz ama ben sizin gideceğiniz ve yalnız başıma kalacağım zamanın endişesini yaşıyorum. Çünkü hemşireler çok güleryüzlü ve iyi fakat görevleri olduğu için benimle konuşuyorlar. Gerçek bir sohbet etmek için belki iki ay daha beklemem gerekecek.
    Kadının çoluğu çocuğu vardı fakat başka bir şehirde çalışıyorlardı filan. O bakımevinden çıktık ben bir hafta zaten kendime gelemedim. Sonrasında da hep aklımın bir köşesinde kaldı o sahneler.
    Babamın hastalığı, ölümü...Ona bakarken aile içi ilişkilerin tamamen pörtlemesi. Daha dün akşam yazmasam mı yoksa diye bloga yazmadım en sonunda annemle konuşmalarımızı. Ben başka şehre taşınıyorum ve ona birşey olursa kim koşacak. Mesele bundan biraz daha karışık aslında da.
    Hiçbir şeyin garantisi yok. Annem mesela çok sosyal bir insandır. Bir sürü tanıdık eş dost. Ama öyle bir yaşa geldi ki kendisinden genç olanlar bile öldü. Var gene arkadaşları ama olanlar kendi derdinde. Her dakika sohbet etme gibi bir durum yok. Zor iş yani hayat.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, "iki çift laf edecek insan aramak" ne zor, üstelik bir de şu var, mesela benim ananem öyle yaşlılık ölüm falan gibi sohbetlerden de hoşlanmazdı, illa ki çevresinde gençler olacak, neşeli, ilginç şeyler konuşulacak :) İyi yaşlanan insanlara bakıyorum aslında hepsi bu şekilde, hayattan kopmamış, insan sever sosyal insanlar.. Bazen ben korkuyorum kendimden yani, ben pek sosyal değilimdir, yani sosyalimdir de işime geldiğine sosyalimdir, baya insan ayırırım.. Benim işim zor be Joe..

      Sil
    2. Galiba aynıyız Ceren. Ben de baya insan ayırırım. Ki bundan on sene öncesine göre sosyalliğim bile değişti daha olumlu yönde. Biz yaşlandığımızda kafa kafaya verip gene facebook ya da muadili ne varsa oradan iki çift laf ederiz birbirimize :D

      Sil