12 Mayıs 2014 Pazartesi

Avrupa'da bahar Mayıs'ta başlar

"Avrupa'da bahar Mayıs'ta başlar" bu sıra Münih'te sağda solda, yollarda, duraklarda, her bir yerde asılı pankartların üzerinde yazan bir Yeşiller Partisi sloganı. Ayın 25'inde seçimler var da, onun için partiler böyle "şiirsel" pankartlar koydular sağa sola. Bizdeki gibi eline megafonu alan bağırmıyor çok şükür, etrafta rengarenk plastik bayraklar da yok. Sadece böyle arada sırada 1mt'lik üçgen pankartlara rastlıyorum, onlar da fazla rahatsızlık verecek sıklıkta değil.

Lakin.. Avrupa'da bahar hakikaten Mayıs'ta başlıyor, hem de Mayıs'ın son haftasında. Sevgili J. gelmiş üşümüş ve dönünce de çemkirmiş, haklı kız valla. Ama işte bu soğuk havanın da artısı var; her yer teee Eylül ortasına dek yemyeşil, sular şakır şakır. Papatyadan taç yapmayı öğrendim bu haftasonu! Maya'ya yaptım, kafasında tutmadı tabii, attı ağzına hemen. Kurtarabildiğimi kendi kafama koydum, böyle tepesinde hale olan melaikeler gibi aydınlandım. Tabiat insanı mutlu ediyor.

Özel günleri sevmiyorum. Annem alınmasın ama anneler günü de buna dahil, kendisini her gün seviyorum diyerek çeviriyorum kazı (umarım yanmamıştır). Ama özel günleri sevmiyorum. Özel adı altında çok genel oldukları için.. Herkese özel günü ben n'apayım.. Bizim Türkiye'de bu tip günler çok önemli, unutursan sosyal yalıtıma maruz kalıyorsun ama bu Avrupa'da özel gün sadece noel ve doğum günü ile sınırlı. Bu hoşuma gidiyor, az ve öz. Ayrıca "tüketim kültürü"ne özgü kutlanması da canımı sıkıyor bu günlerin, halbuki gerçekten insanın istediği hediye bir öpücük, bir sevgi, bir kalpten dudağa haller. Bir de annesizlik var, koyar insana bu kadar göze batırılan.. Düşünmek lazım ama kim düşünecek, al bir mutfak robotu gitsin.

Vallahi yanılmıyorsam bugün annemle babamın 37. evlilik yıldönümleri olsa gerek, kendilerini bu özel günlerinde bir de buradan kutluyorum. Baharda evlenmek, doğmak falan güzeldir ha..

Bahar başladı derken kaçar, kaçtı derken bir ce-e yapar geri gelir, hop geri gider derken bir bakarız yaz gelmiş. Bu ülkede neyse ki çabucak gelmiyor yaz, zaten benim akdenizli kanımı kaynatacak derece bir yaz da sadece Ağustos'un ilk iki haftası geliyor, o da ayrı hikaye.. Ama şu memlekette yaşamaya alıştım, havasını suyunu sever oldum, şikayetçi değilim. Baharla uzun uzun koklaşıp öpüşmek güzel şey.

Bak bu yazıyı yazdım, bahar bana dil çıkarttı. Şu an takır takır dolu yağıyor! Bahçemiz bembeyaz oldu, sardunyalarım dolunun altında boyun büktü, pencere pervazımdaki şu dolunun haline bakın!

Bu sıra neler yapıyorum diye sorarsanız.. Bol bol spor (51 kiloya ulaşarak yeni bir rekora imza attığım için kendimi yeşilliklere salmaya, ucundan ısırıp bolca geviş getirmeye verdim, yaz gelmeden gitmeli bu 3 kilo) bol bol doğaya akmaca, bol bol kitap okumaca, bol bol gözlem ve düşünme zanaatını icra etmece, bir kaç günlük bir seminere katılıp sonrasında ufak çaplı bir makale yazıp çizmece (doktorayı bırakmadım hala inatla ucundan tutuyorum selesinin) ve tabii annelik ritüelleri diye özetleyebileceğim bir uğraş içindeyim ama Almanlar bu halimi benden çok daha iyi düşünüp ifade etmişler: "Ich lasse das Leben auf mich regnen" yani "yaşamın üzerime yağmasına izin veriyorum".. Çok hoşuma gitti bu.

2 yorum:

  1. Almanlar güzel demiş.
    Ben hala bur'dayım Sevgili C ve üşüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Ben yorumu görene kadar sen döndün mü sıcak memleketimize? Burası 26 dereceye çıktı sen dönünce..... Offff!

      Sil