17 Mart 2014 Pazartesi

Rahatlama yöntemleri

İçim şişti ülkenin gündeminden. Bir de yurtdışındayım, ülkede olsam kim bilir neler hissederdim.. Ben kısa vadede Türkiye'ye dönmeyi düşünmüyorum; eşim yabancı, kızım küçük, burada hayatımı kurdum, kendimi evimde hissediyorum. Ama ülkede bıraktıklarım, geride kalanlar düşündürüyor beni. Ülkemi sevmediğim düşünülmesin. Seviyorum. İnsanlardaki o enerjiyi, kıyı kasabalarında sabahları "yürüyüşe" çıkan göbekli amcaların size "günaydın" deyişlerini, kedileri susuz bırakmamak için sokak köşelerine konulan çirkin plastik kapları, sokağa açılan balkonunda yemek yiyen hiç tanımadığınız birine "afiyet olsun" dediğinizde, "gel gel, börek sıcak" diye cevap vermelerini, güneşini, denizini, yağmurda mis gibi kokan toprağını, o boşvermişliğini, rahatlığını, aman bişey olmaz'cılığını, yerel ve samimi halini seviyorum. Ama kontrol edilemez enerjisini yıkıma çevirişini, göz göre göre anlayışsız, bölünmüş bir topluma dönüşmesini de görüyorum. Korkuyorum, bazen umutsuzluğa kapılıyorum. Gece uyku girmedi gözüme, sinirlerim bozuldu ülkemin geleceğini düşünürken..

Geçen gün çok güzel bir insanın çok güzel bir yazısına denk geldim ve daha o akşam yaşadığım bir durum aklıma düştü. Eve gelirken ekmek almıştım o akşam. Bizim burda belli saatte sıcacık ekmek çıkıyor fırından, bizim beyaz ekmek gibi değil, daha çok Fransız Bagetleri gibi ama işte memleket ekmeğine (tuzu azaltılmadan, kepeği arttırılmadan önceki ekmeğe ama) benziyor. Hoşuma gidiyor. Bazı akşamlar bu ekmeği fırından, yunan beyaz peyniri ve kıpkırmızı domates ile bir buket maydonozu da marketten alıp eve dönüyorum. Gece yapılan kahvaltıları hep sevmişimdir.. Dün çok güzel bir güneş vardı ve hava 20 dereceye yakındı. Akşam eve dönerken; bu havada insan hiçbir sıkıntıyı aklına getiremiyor; ruhum hafif, adımlarım kelebek gibiydi. Elim kolum kahvaltıyla dolu eve girdim. Rezene çayını koydum, kaynamasını beklerken internete bir bakayım dedim. Sosyal medya beş dakikada tüm neşemi kaçırdı. Ne güneşli sıcacık hava, ne açmaya başlayan çiçekler, ne bahçede oyun oynayan çocuk sesleri.. Hiçbirini duymaz olmuştum o beş dakikada okuduklarımdan sonra. Ekmek mis gibi kokamadı artık burnuma. Canım yemek yemek istemedi..

Yurtdışında olduğuma, burada daha medeni, rahat, insan gibi bir yaşama sahip olduğuma mı şükredeyim.. Yoksa orada, memleketimin insanlarımın dramına mı yanayım.. Benim memleketim değil, ne bileyim Afrika'da bir ülke olsa yine aynı şekilde içim burkulur, sorumluların cezasız kalmasına, bu sistemin yürütülmesine yine aklım ve kalbim dayanamaz. Ama insan büyüdüğü, ekmeğini yediği ülkede böyle şeyler olup biterken, rahatça kendi evinde ekmeğini peynirini yiyemiyor işte. Ben ta uzaktayken oturup ağladım okuduklarıma, kim bilir o ortamda yaşarken neler hissediyor insanımız..

Öyle kutuplaştık, birbirimize nefret duyar olduk ki, hepimiz "canım" diyene "canın çıksın" diye cevap vermenin eşiğindeyiz. İnsanlar olmayacak şeylerden kavga çıkarıp birbirine bıçak sokmaya falan başladı. Toplumca sanki psikoz yaşıyoruz, aklımızı kaybettik. Ya da başımızdakiler kaybetti, bakın doktor raporu bile var burada. Bizi 80 küsür milyon olarak hepimizi ülkeden çıkartıp Hindistan'da bir aşrama meditasyon kampına falan yollasalar sanırım anca rahatlayacağız..

Derken.. Belki de ihtiyacımız olan bu, dedim. Rahatlamayı bilemiyoruz biz. Rahatlamayı kendimize lüks sayıyoruz. Çok sevdiğim bir güzel insan, bir gün bana "Ceren, kendini bu kadar hoyrat kullanma, idareli kullan" demişti. Ne güzel bir öğüt. Kendimizi idareli kullanmayı bilmiyoruz, israf ediyoruz.. Rahatlamayı bilmek önemli; bataryalar yanmadan "dur arkadaş, bu ne olumsuz ruh hali, bu nasıl tükenmişlik, bu nasıl bir kısırdöngü" demek lazım. Herkesin rahatlama yöntemleri farklıdır elbet ama birkaç yöntem bulmak ve bunları dönüşümlü olarak kullanmak lazım. Mesela bir yazımda bahsetmiştim, kendimi denize girer gibi hayal etmek beni ne denli rahatlatıyor diye. Öyle birşeyler işte..

Nerden başlayacağınızı bilemiyorsanız; işte hemen birkaç yöntem benden size. Burdan yola çıkıp kendi rahatlama yöntemlerinizi bulabilirsiniz.

1. Beyaz çay için.
Çin'in Fujian bölgesinde baharın belli bir döneminde sadece 3-5 gün içinde daha tomurcukken toplanan çay yaprakları, fermantasyon, kurutma, soldurma, fırınlama gibi işlemlerden geçmediği için, daha fazla antioksidan içeriyor. Özellikle oluşma aşamasındaki kanser hücrelerine karşı savaşta ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde işe yarıyor bu antioksidanlar. Ama cilt güzelliği, karaciğerin yenilenmesi, kolesterolün düşürülmesi için de faydalı Ayrıca içinde yüksek seviyede floroid de bulunduğu için, dişleri, kemikleri güçlendiriyor. K ve C vitamini yönünden de zengin.

2. Daha önce gitmediğiniz bir yere gidin.
İlla ki dünyayı gezmenize gerek yok, eve giderken, daha önce kullanmadığınız bir yolu bile seçseniz, bunun sizi ne kadar rahatlattığını fark edip şaşıracaksınız. Bazen düşüncelerinde kaybolan insanlar için de düşüncelerden sıyrılmanın en ideal yolu bu; çünkü sadece yola, gördüklerinize odaklandığınızı ve hiçbirşey düşünmediğinizi fark edeceksiniz.

3. Hiç yemek yapmayı beceremeseniz bile, internetten güzel bir tarif bulun. Uzun uzun alışveriş yapın, eve gelin ve tüm bir gün dahi alsa bu yemeği pişirin. Tadı berbat bile olsa, emek verdiğiniz için inanılmaz güzel gelecek size.

4. Hemen şimdi bilgisayarı kapatıp dışarı çıkın. Amaçsızca yürüyün. Ben de hemen şimdi aynısını yapıyorum!

12 yorum:

  1. Mahçup ettin beni canım benim..cuma gününden beri o söylediğin rahatlama noktalarını ben de kendim için araştırıyor araştırıyor, bir şey denemeye girişiyor ama 5 dakika içinde gündeme geri dönüyorum. Bilmiyorum biz mi çok abartıyoruz diyorum ama rüyada gibiyim uzunca bir süredir, bu kadar sarih bir kötülüğü kabullenemiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman sorma kelin merhemi olsa başına sürer, al işte yine internete girdim daha yürüyüşe çıkamadan.. Of.

      Sil
  2. 14 gün kaldı Ceren ,inşaallah sap ile saman ayrılıp durum ortaya çıkacak.Yine hezimet yaşarsak sana ;bize de yer bul yakınında Cereeeen diye seslenbiliriz:(...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İNŞALLAH; benim umudum çok...

      Sil
  3. O kadar çok yorulduk ki... Dinlemekten, izlemekten, sinirlenmekten, üzülmekten, her şeyin kötüye gitmesinden... Her şeyi kapatıp kaçmak istiyorum ama olmuyor... Yürüyüşe çıksam, yine aklımda... Yemek yapsam, yine aklımda... Bu sorunlar çözülmeden, içerisinde yaşarken uzaklaşmak o kadar zor ki...

    YanıtlaSil
  4. Bu sabah bedenim meditasyon istedi! 5 te uyanmis olmama ragmen 7,5ta talep nedeniyle meditasyon yaptim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Erken kalkma kavranıma yeni birboyut getirmişsin J.. Hey gidi günler, aklıma konteynerda yaşadığın dönemde karanlık perde arayışın geldi :) O zamanlar sessiz takipçindim..

      Sil
  5. Ben ne kadar istesem de sonucun farklı çıkacağını düşğnmüyorum. O kadar çok gözleri bağlanmış insan var ki. Eşimle konuşurken şu sonuca vardık. Bizim insanımız olaylar kendini rahatsız etmediği sürece içselleştirmiyor. Mesela adam çalmış çırpmış ama sokaktaki vatandaşa bir tesiri yok bunun. Mesela ekonomik kriz olur insanlar apaçık etkisini hisseder o zaman olur. Yine de bu kadar pislikten sonra azalma olacak herhalde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı, evet, ne yazık ki.. Empati yoksunuyuz.

      Sil
  6. Yanıtlar
    1. Aynen, geçen gün de aklımdan geçtin, sesi soluğu çıkmıyor inşallah iyidir afiyettedir diye düşündüm seni :) Öpüyorum!

      Sil