24 Mart 2013 Pazar

Hoşçakal Çağatay abi..

Bugün Kavaktan Tabut isimli blogun yazarı Çağatay ya da Gökhan abi'nin vefat haberini aldım.. Kendisi birkaç hafta önce geçirdiği trafik kazası sonrası yoğun bakımdaydı ve hep iyileşeceğini, çok yakında bloga dönüp, kaza anını ya da hastane anılarını falan anlatacağını düşünüyordum. Başka türlü olabileceğine hiç imkan vermediğim için, Fermina Daza'nın önerisiyle başlatılan posta hareketine katılarak, geçen hafta Portekiz'den ona "çabuk iyileş" diye kart bile atmıştım.. Oysa Çağatay abi o kartları alamadan yaşama veda edecekmiş.. Çok üzüldüm, gerçekten çok zamansız bir vefat - ölümlerin hangisi zamanlıdır ki sanki..?

Yine de bu ölüm haberi bana tam bir beklenmedik olmadı. Bundan iki gece önce rüyamda gördüm Çağatay abi'yi ve bana "Cereeeeen.. Hoşçakal!" diye usulca fısıldadı. Uykumun arasında o an gerçek mi rüya mı ayıramadım ama "Gökhan abi..." diyerek uyandığımı ve tekrar uykunun kollarına akmadan önce birkaç saniye bu anın etkisinde kaldığımı söylemeliyim. O nedenle, onun ölümü beni çok ama çok üzdü ama sanki biliyordum bu haberin geleceğini.. Binlerce kilometre öteden bir hoşçakal diyebilmiş olduğumu hissediyorum. Bu beni çok rahatlatıyor. Çünkü kendisi baba tarafından akrabam olmasına rağmen ben kendisiyle hiç tanışamadım.. Benim için ne büyük kayıp!

Yaşam alanlarımız ve tarzlarımızın, hayata bakışımızın çok farklı olmasına rağmen, sadece blogdan ve son 1,5 senedir tanıyabildiğim Çağatay abi ile aramda bir bağ olduğunu hissediyordum hep. Çağatay abi çok temiz yürekli, yiğit bir insandı. Ben onun kadar eli açık, cömert, elinde avucunda azıcık birşey bile olsa paylaşan büyük yürekli insan çok az tanıdım. Badem toplar, kargolar, yollar. Reçel yapar, kargolar, yollar. Leblebi severim demişim bir yazımda, eve çeşit çeşit Çorum leblebisi gelmiş. Oysa imkanları bellidir Çağatay abinin, emekli insan. Öyle veren, eli açık bir insandı.. Vermeyi sevmediği tek şey vardı ama: Rahatsızlık. Kimseyi rahatsız etmek istemez, ziyarete gittiyse hemen kalkmak ister, yük olmak istemez kimseye. Oysa ne güzel insandı, bulunduğu yeri eminim zenginleştiren insanlardandı..

Kedileri, hatta tüm hayvanları, doğayı sever; bloğunda sıklıkla söz ederdi. Datça'daki "köyü"nü az mı dinledik. Diktiği ağaçlar, baktığı kediler kaldı yadigar. Ne çok sevap işledi, doğaya ve topluma ne çok şey verdi bu insan.. Sanırım yaşamının bu döneminde mutlu ve huzurluydu. Bir kızını evlendirdi, diğer kızını mezun etti, ŞRF hanımıyla tam bahçesinde ağaçlarının ve torunlarının büyümesini izleyerek kahve içeceği zamandı.

Yaşam ne kırılgan! Ne çok planı vardı.. Hepsi bir trafik kazasıyla birden sona erdi. Sayfaları yarım kaldı. Ben onun artık yaşadıklarını heyecan içinde bloga yazamayacak oluşuna çok üzülüyorum.. Ondan geriye bu ilk blog ve bu ikinci blog kaldı; kendini, yaşamını, ona dokunanları ayrıntılarıyla anlattığı, fotoğrafladığı.. Keyifle okuduk, onu bu bloglar sayesinde tanıdık ve bloglar sayesinde hep hatırlayacağız..

HUZUR İÇİNDE YAT ÇAĞATAY ABİ.. MEKANIN CENNET OLSUN..

3 Mart 2013 Pazar

Beni takip et!

Fotoğrafçı Murad Ossman'ın şu linke tıklayarak gezebileceğiniz muhteşem blog projesi "Beni Takip Et" eşliğinde, sıcacık-güneşli-bahar kokan bir Mart sabahından günaydın! Baharla ben deliriyorum; zaten normalde çok erken uyanıyorum, güneş yüzüme dokunur dokunmaz kalkıyorum. Doğayla birlikte uykuya yatan beş duyum da uyanıyor, gri doğa rengarenge dönerken, mis gibi kokular çevremi sarmalarken, sakin sakin yerimde oturamıyorum. Olmuyor işte, olmasın da..

Beni takip et! Doğanın renklerinin tam ortasına dalalım beraber.
Beni takip et! Yeni ülkeler görelim, yeni insanlar, yeni kültürler tanıyalım beraber.
Beni takip et! Buz gibi bir dereye ellerimizi sokalım, avucumuzdan damla damla dökülsün sular.
Beni takip et! Gökyüzü çatımız olsun..

Almanya'ya baharın gelmesine nereden baksak daha bir ay var ama; Mart geldi ya, gerisi kolay! Ha bir de bugün benim doğum günüm, yolun ilk yarısını devirdiğimi söylüyorlar - o belli olmaz, belki 7/8ini de devirmiş olabilirim, 2/6sını da. O yüzden de biraz hüzünlü-neşeli ortaya karışık bir ruh hali içindeyim. Yeni bir yaş almak insanı düşündürüyor; bakalım beni neler bekliyor bu yeni yaşımda?!

Christina Baldwin demiş ki: "Neyi, nasıl ve neden hatırladığımız; bizi biz yapan en kişisel yol haritamızdır". Bu yaşıma, bu yılıma dair; hatırımda hep güzellikler kalsın diye umuyorum.

Photo source (c) Murad Ossman