9 Aralık 2013 Pazartesi

Sosyal gaflar

Hafta sonu bir arkadaşımızın nikah yemeği vardı. Aslında hiç sevmiyorum nikahları ve düğünleri, valla katılmamak için de bin dereden su getirdiğim çok oluyor. Az kişinin olduğu, samimi, biz bize nikahlardan ve kutlamalardan bahsetmiyorum tabii ki onlara koşa koşa zevkle giderim. Ama böyle kimsenin kimseyi tanımadığı, saçma sapan müziklerin çalındığı, masada tanıştığım insanlarla "aa evet psikoloğum, eee öö hayır her dakika insanları gözlemlemiyorum" geyiği çevirmek durumunda kaldığım, ucuz alkolün dokunduğu, köftelerin soğuk, salatanın pörtlek geldiği düğünler. Valla bunlardan kaçıyorum, son katıldığım bu şekildeki düğünde heralde 15 yaşımda falandım. Kaçarken de toplumsal yaramız "ayıp olur!" denen sosyal zorunluluk nedeniyle, her sefer beyaz yalanlar söylemek durumunda kalıyorum.

Aslında ben yalan söylemeyi de, hoşa gitsin diye kıvrım kıvrım kıvırtmayı da, birşeyleri saklamayı da beceremiyorum. Yakalanıyorum hep. Beyaz yalanlar bile ayağıma dolanıyor, iki gün sonra ne dediğimi unutuyorum çünkü. Mesela üşengeçliğimin doruğunda bazen kimseyle buluşmak istemiyor, evde battaniyeye sarılıp yatmak yuvarlanmak istiyorum diyelim; bunu tabii ki bu şekilde söyleyemiyorum (neden; çünkü ayıp! diye bir kavram var dilimizde) ve diyorum ki "şekerim ya ben üşütmüşüm çok fena, haftaya ertelesek?". E güzel, beyaz bir yalan, karşımdaki kırılmadan kıvırdım işi de.. Gel gelelim haftaya buluşunca ben çoktan uydurduğum hastalık hikayesini unutmuş oluyorum! Ya da daha beteri, bir sonraki randevuyu da iptal edesim tutuyor ve aynı yalanı baştan yeniden söyleyiveriyorum! Tabii en güzeli hiç yalan söylememek ve ben de şu yukarıdaki gibi genellikle üşengeçliğimden kaynaklanan durumlara özgü beyaz yalanlar dışında yalan söylememeye ciddi çaba gösteriyorum ama işte, "asla yalan söylemem!" demek bile bence bir yalan. Oluyor yani arada..Bu nedenle ne sosyal gaflar yaşadım, ne potlar devirdim, ne garip durumlara düştüm şu geçen yıllarda, bir bilseniz. Bu durumdan kurtulmak için neler yapabileceğimi düşündüm de, aklıma "yalan çetelesi tutmak" gibi dahiyane bir fikir geldi. Mesela tüm bu yalanları bir listeye yazsam, seçip seçip söylesem, yanına da kime ne zaman bu yalanı söylediğime dair tarih ve isim notu düşsem..

Neyse dağılmayalım, haftasonu diyordum.. Bu arkadaşlar Alman, eşimin sosyal gönüllülük projesinde çalışırken tanıdığı, 10 senelik dostları. Yani usturuplu bir beyaz yalan bulamadım ve kaçamadım. Şık şık giyindik; topuklular, ceketler, sağımızda solumuzda pırlanta takılarımız falan, gittik. Burda hediyeni de paketliyor, yanında götürüyorsun. Hediyenin üstüne de illa ki bir kart yazmak, içli notlar düşmek gerekiyor. Bu içli notlar konusunda benim zaten şaftım kayar, 10 yaşımın hatıra defterlerindeki gibi "sevgili arkadaşım x., bana bu defterde kalbin gibi temiz bir sayfa ayırdığın için teşekkür eder, dostluğumuzun bir ömür boyu sürmesini dilerim (yalarım yutarım, icab ederse köpişin olurum, yeterki bu defterde adım geçsin)" türü dileklerle oldum olası aram yoktur. İlla ki özgün birşeyler olsun isterim, aradan sıyrılsın.

Kocam solak olmasına rağmen inat ediyor bu kartları yazmakta, zaten baştan kaybediyoruz. Gittikçe küçülen harfler, sola yatık ve yokuş tırmanan bir el yazısı. Hipokrat görse kendisini hiç zorlamaz direkt doktor ünvanını verir, o derece kötü bir yazısı var. Neyse, heves ediyor bişey diyemiyorum ama kartların içini sözcüklerle dolduran ben.. Onun önerileri; "evlilik hayat yolunda önemli bir köşe taşıdır, yolunuz gül dolsun" falan gibi geyikler olunca şaftım kaydı. Dedim "aradan sıyrılalım, yalan da söylemeyelim, gerçekleri yazalım".

Lakin bizim arkadaş grubunda bu sene evlilik öncesi çocuk sahibi olma modası başladı, herkes koca koca göbeklerle evleniyor, aradan 5-6 ay geçince çocuk kucaklarında kilise düğünleri, partiler falan. Böyle bir akım var, bence güzel, sevimli bir akım. Benim için zor, valla damardan Türk anamla babam beni evlatlıktan reddederdi heralde, ayrıca ben de hem evliliğe hem çocuğa bir arada aynı anda balıklama dalacak kadar cesaret sahibi değilim. Neyse, dağılmayalım, kart diyordum. Dedim "aile kurmak denen hapishanenin ilk demir kapısı olan evlilik adımını attınız, ikinci güvenlik kapısı olan çocuk sahibi olma kapısından girişte soldaki hücrede yolunuzu bekliyoruz" yazalım? Bey güldü, bu tip yaratıcı aktivitelerde üzerimize yoktur, daha iyisi var dedi "evlilik denen iksiri şimdi içtiniz, mide kramplarını yarın sabah göreceksiniz". Aaa durur muyum "sanmayın ki evlilik hayatı hep böyle günlük gülistanlık geçecek, bugün sizinle gülen eğlenen bu insanlar, çocuk doğunca bir bir hayatınızdan çıkacak" olsun? Bir yandan gülüyoruz, bir yandan önerilerde bulunuyoruz. Bizi duyan da pek çektik bu evlilikten falan sanacak.

Velhasıl sonunda şunu yazabildik: "Sizi her zaman sevecek, gülüşüyle içinizi ısıtacak, sarıldığınızda güven verecek, yaşamınıza renk ve kahkaha katacak birini bulmak çok zor ve siz birbirinizi bulduğunuz için çok şanslısınız. Bu şansınızın çok yakında 3'e katlanması dileğiyle :)"

Hamiş: Pek muhafazakar okurlarımdan foto için özür diliyorum :D
Hamiş 2: Hayır, hediye olarak bu el örgüsünü vermedik, aslında bu soğuklarda her eve lazım olsa da..

6 yorum:

  1. :D O ne yaaa. Süper bi hediye olur :))
    Ahh, o düğünler. Gitmemek için verilen çabayı başka şeylere harcasaydım çok büyük işler başarırdım kesin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatlarımızın 3te 1i katılmak istemediğimiz sosyalliklere bahane bulmaya çalışmakla geçiyor!

      Sil
  2. Sanırım ''o gün'' insan ne duysa çok romantik geliyor, ne deseniz güzel olurdu bence =)
    Mutluluklar dileriz bi'tabii..
    El emeği örgüye bakınca fiyonk yapılan beyaz ip, gözlük gibi durduğundan aslında, kocaman burunlu =) kırmızı yanaklı yaşlı bir amcaya benziyor =))
    Lütfen, örgünün işlevi ile benim çağrışımlarım aynı potada değerlendirilmesin, lüffffen
    =))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bak ben bize gelen kartları hala saklıyorum. Bazıları baya edebi uğraşlar vermişler :D
      Mürekkep testi misali :P

      Sil
  3. "Aaa niye muhafazakar okur falan?" diye geri dönüp bakınca anladım, ben eldiven sanmıştım ahhahaha :D
    Ben de çok kaçıyorum böyle sosyal zorunluluklardan, düğünlerin çoğundan yazları kazıda olduğum için yırttım.
    3 tane arkadaşım var hatrımın geçtiği, "off çok üşeniyorum" diye açık açık buluşmaktan kaçabildiğim, onlarlayken kendimi iyi hissediyorum zaten. Diğerleri için de "ertelemeye devam edersem belki sonunda pes ederler" taktiğini kullanıyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fermina o güzel taktik de, bazı insanlar seninle görüşmeye kafayı takıp ısrar üstüne ısrarla seni bıktırıyorlar yahu, ters tepiyor yani bu taktik bazen :D

      Sil