18 Kasım 2013 Pazartesi

Cumartesi sabah, 06.45

Sizin için tatil günü saat kaçta başlıyor bilmiyorum ama benim için haftanın en keyifli zamanı cumartesi sabah 06.45 ile 08.30 arası. En azından son 5 aydır bu şekilde, daha öncesinde makul zamanlarda makul uykularla sarmaş dolaş olurdum ben de. Tatil bile olsa 08.30'u aşabildiğim olmaz yıllardır, o saatte yataktaysam baya baya hastayım demektir. Karakter işte. Bir de 14 sene bir köpekle yaşamış olmanın getirdiği alışkanlık, kolay kolay vazgeçemiyorsun. O olmasa da artık hayatında..

Cumartesi 06.45'te ben dışardayım, kış kapıya dayanmış ve hava hala karanlık. Sokak lambalarının aydınlattığı kaldırımlara avanak ıslatan yağıyor ve ben ıslanıyorum. O aceleyle şemsiyemi almamışım, geri dönmeye de niyetim yok. Bebekle koca ilgileniyor, o saatte genellikle ikisi de uyuyor oluyorlar, fazla ilgi istemedikleri tek zaman. Yani cumartesi sabah 06.45 ile 08.30 benim sadece kendime, yapayalnızlığa ayırabildiğim tek zaman. Saniyesi bile kıymetliyken, avanak gibi ıslanmayı eve geri dönmeye tercih ediyorum. Geri dönmek, bebeği ağlarken görmek, tekrar çıkamamak.. Korktuğum da, kaçındığım da bu..

Koşar adımlarla spora gidiyorum. Üyesi olduğum spor salonu 24 saat açık. Sabahın o saatinde sadece çılgınlar ve yeni/acemi/kaybolmuş anneler var içeride. Çılgınlar dediysem, kafayı sporla bozanlar değil sadece, kafayı birşeye takan ve gece boyu düşünmekten uyuyamayanlar da. Koşmak.. Sadece koşmak.. Sınırsızca koşmak.. Ne iyi gelir bilir misiniz?! Bir noktadan sonra artık kaslarınızın sızlanması geçer, Amok koşucuları gibi sadece koşarsınız. O noktada insanın zihni bir kristal kadar berraklaşır, uyuşturucu etkisi gibidir koşmak artık, bir sürü fikir doluşur zihninize. Koşanlar bilir bunu, "en iyi koşarken düşünüyorum" diyen çoktur..

Tam 1 saat spordayım, yarım saat gidiş geliş toplamda, geriye kalıyor: "15dk". Bebek arabası ya da kanguruda uyuyan kızım etrafımda olmadan, arkadaşlarımla sosyal ilişkiler kurmam, ev işi ya da entellektüel birşeyler yapmam gerekmeyen 15 dakika. Nasıl kıymetli.. Oysa eskiden saatlerim, günlerim vardı, kıymetini bilmediğim.

15 dakikaya neler sığdırabilirim bilemiyorum. Hayalini kurduğum ama hafta içinde hep ertelediğim birşey olsun istiyorum, mesela kitapçıya uğrayıp yeni çıkan kitaplara bakmak.. Saat çok erken.. Ya da kendimle başbaşa bir çay içmek.. Evde kahvaltı hazırlanacak nasılsa.. Ve kızım kanguruda uyurken de yapabilirim tüm bunları, yapıyorum da. Hayat durmuş değil, çocukla daha bile zengin. Ama 15 dakika, sadece kendimle ne yapabilirim, bilmiyorum.. Hayal kurmak.. Bir banka oturuyorum, her cumartesi, spordan eve dönmeden önce aynı banka oturuyorum ve gözlerimi kısıp, nefes alıp vererek hayal kuruyorum. Olmayacak hayaller kuruyorum. Çocukken yaptığım gibi. Ve bu beni çok rahatlatıyor.

Sonra eve dönüyorum işte.. Hayat kaldığı yerden akmaya devam ediyor.

15 yorum:

  1. Çok güzel anlatmışsın, anneliğin keyfini de, yalnızlığın kıymetini de içinde hissediyor insan okurken. Ben de çocukla ilgili şöyle bir şey fark ettim, bir sabah uyandığımda; yataktan kalkmadan keyif yaparken dedim ki kendi kendime, şimdi bir bebeğim olsaydı, ilk onu düşünmem gerekecekti, koşup bakmam, ihtiyaçlarıyla ilgilenmem. Oysa şu an, tüm zamanımı kendim istediğim gibi düzenleyebiliyorum. Yaş 37. Ortada bebek planı yok. Dersen ki bu seninki züğürt tesellisi, walla gücenmem :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç de demem Bal Sultan, Maya bugün 4 saat aralıksız ağladı (!) evet çocuklu yaşam güzel ama çocuksuz da güzel.. Biri diğerinden daha güzel değil, önemli olan sanırım senin hayata bakışın, çocuk çok fazla birşey değiştirmiyor hayatında. Bazı "zorunluluklar" ekleniyor, bazı eften püften dertlere takılmıyorsun, yenilerine takılıyorsun hehehehe Yani ne bileyim ya, ister yap ister yapma, burda zaten herkes 35ten sonra yapıyor, yaş önemli değil, önemli olan sevgi ve emek verebilecek hissediyorsan yapmak, çünkü hiçbirşey eskisi gibi olmuyor çocuktan sonra hayatında. Güzel ya da kötü değil, sadece farklı..

      Sil
  2. Ne zamandır mail atamadım sana aklımda hep ama buradan ses vereyim dedim: şu kitabı biliyor musun?

    http://www.theguardian.com/books/2008/jul/26/sportandleisure

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. awww güzeeeeel, çok teşekkür ederim!

      Sil
  3. ya bu arada neden unknown olarak çıkmışım ben :/ çok saçma olmuş o zaman mail yazma işi. neyse evdekilere selam, özledik :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay ben de ne çok insana yormuştum valla kimse bana yazmaz oldu :))) Bekarlar evlilerle, çocuksuzlar çocuklularla görüşmek istemiyor galiba :P Biz de özledik efenim yolunuz buralara düşmüyor mu?! Çok selam ve sevgiler!

      Sil
  4. Benim için saat 02.00-04.00 arası.. Burada kapının önüne de çıkılmıyor, balkonum da yok. Hep balkon istedim, 3 evim oldu hiç olmadı balkon.. O saatte kahve&çay da olmaz..Cins bir metabolizma..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Balkon önemli evet, İstanbul'da benim de yoktu.. Çok özlemiştim.. Ay gel bize çocuk bak, tam ihtiyacım olan saatler hahahahaha süt de bedava :P

      Sil
    2. Aslında öğrenci iken çok düşünmüştüm, gece mesaili bir işte uzmanlaşmayı.. Nasıl olsa uyumuyorum, kalifiye bir ''gececi'' olayım :P Bir de insanın öyle bir hayatı olmalı ki, cidden sadece birkaç gün arkadaşına uyku bağışlayıp geri dönmek için, kalkıp uzaklara uçabilmeli..

      Sil
    3. Uyku bağışı, bi de meme bağışı, olsa bu sıra vallahi ilk bana lazım :D

      Sil
  5. Bende son üç haftadır keçilerimi kaçırmamak için çıkışı sporda buluyorum. Gerçekten işe yarar bi yöntem :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayırdır inşallah?! Özledik yahu seni Seval!!!

      Sil
  6. :)) ha hay süper, bende bir 24 saat istiyorum diye dolanıyorum ortalıklarda, yapacak ne çok şeyim varmışta erteliyormuşum demekki. Hayat çocuktan önce ve çocuktan sonra diye ikiye ayrılıyor zannımca, çünkü ben ciddi manada zorlandığımı düşünüyorum. Bir şey var ki; herşeye değerler...
    Spor kesinlikle rahatlatıyor, hafiflemiş ve arınmış gibi hissedip dönüyorsun eve.
    Paylaşımlarınızı okumak, çok keyif veriyor teşekkürler...

    YanıtlaSil
  7. Güzel anlatmışsın yine. Kendine zaman ayıramamak. Çocuklu hayatın beni korkutan yanlarından biri işte.Kendi hayatının bir anda yok olması. Hiçbir şey yapmadan boş boş oturmak için bile olsa biraz vaktin olması. Bunun kıymetini çocuğum olmadan da biliyorum ve aslında bu yüzden korkuyorum. Rahatımın bozulmasından. Bir kere geliyorum dünyaya diyorum, neden kendi hayatımı sileyim. Off neyse, ne zaman bu konuyu düşünsem içim sıkışıyor. Çocuk istemiyorum ama buna mecburmuşum gibi hissetmek çok fena sıkıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mecbur değilsin :) Babam hatta bana "bu devirde aklı olan çocuk yapmaz" bile demişti zamanında hehehe Baba sözü dinlemedik işte. Güzel bişey çocuk ama olmasa da başka güzel şeyler de var hayatta ;) Sıkma içini..

      Sil