29 Kasım 2013 Cuma

Berbat bir çağda yaşamak

Kim bilir ne zaman ve nerde okumuştum, hatırlamıyorum ama eski çağlara ait bir yazıt bulunmuştu ve üzerinde "çağın ne kadar kötüye gittiği, gençlerin saygısızlaştığı, insanların bozulduğu" falan yazıyordu. O nedenle şu yazacağım yazı ne kadar özgün ve ne kadar geçerli bilmiyorum. Ama an itibarıyle sinirlerim oldukça bozuk ve önüme kim gelirse serzenişte bulunmak istiyorum!

Sabah bebek masajına gitmek üzere erkenden yollara düştüm. Bu ayrı hikaye zaten, masaj sonrası rahatlayacağınıza daha fazla stres sahibi olduğunuz tek masaj türü bu olsa gerek. Bebekler masaj sevmiyor sanırım ya da sevdikleri için bas bas bağırıyorlar (?!?) Neyse. Bu diyarlara artık kara kış bastırdı, yollar karlı, hava gri ve buz gibi soğuk. Ama bebek sahibi olduğu için "annelik izni"ni bahane ederek herşeyi bırakan, kendini salan, asosyal ve bir Hint buzağısı kadar zekaya sahip bir hatuna dönüşmemek adına her güne bir aktivite sıkıştırdığım için, iyice sıkıca giyindim çıktım. Zaten Almanların "soğuk hava diye birşey yoktur, ince giysi diye birşey vardır" anlamına gelen uzun ve kulağa küfür gibi gelen bir deyimleri var ve doğrudur da. Netekim bebek önde kanguruda bana yapışık, ben palto içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Trenle 20dk uzaklıkta biryerde bu masaj salonu, zamanında çıktım tabii. Zaten doğma büyüme dakik biriyim ama Almanya'da yaşaya yaşaya 1dk bile gecikmeyen tuhaf bir insana dönüştüm ben. Burada herkes o kadar dakik ki, aynı saatlerde aynı insanları aynı noktada aynı işi yaparken görüyor ve buna da şaşırmıyorsunuz. Mesela "otobüsü kaçırmak" gibi bir kavram yok, otobüs her zaman zamanında gelir, siz geç kalmışsınızdır. Ya da kar yağdı, yağmur seller geldi, programı iptal edelim, işe gitmeyelim, oooh tam uyku havası zaten diye birşey yok. Sabahın kör karanlığında yollara tuzlu minik taşlar dökülmüş oluyor falan. Kim döküyor ne zaman döküyor bilinmez ama ev sahiplerinin sabahın 7'sinde kaldırımdaki karları temizlediklerine, ağaç yapraklarını süpürüp "organik çöp" poşetine attıklarına defalarca şahit olduğum için, komşunun tekini bu minik taşları yola serperken yakalarsam vallahi şaşırmayacağım. Neyse dağılıyorum. Bu değil yazmak istediğim.

Trene doluştuk, yola çıktık. Daha 10dk olmadı tren zınk! dedi durdu. Yapılan anonsa göre önümüzdeki istasyonda biri köprüden raylara atlamış, acil durum nedeniyle tüm sistem durmuş. Ara sıra oluyor bu, ilk değil. Aslında genellikle otobana tersyönden girerek intihar etmek daha revaçta ama trenin önüne atlamak da yaygın. Anonsu takiben homurdanmalar başladı, insanlar sinirliydi ve trenin önüne atlayan "mankafa"ya hakaretler yağdırıyor ya da en azından ne kadar "düşüncesiz" bir insan olduğundan, şu işi herkesin işe gittiği yoğun saatlerde yapmasının ne büyük saygısızlık olduğundan bahsediyorlardı. O kalabalıkta bir çok insanın konuştuklarına kulak misafiri oldum. Bir teki bile ölen kişinin bir insan olduğunu, kim bilir hangi dertten muzdarip olduğunu, belki umutsuz, hasta, yalnız olan bir insan olduğunu aklına ve diline getirmedi.

Trenden indik, itfaiye ambulans polis sirenlerinin sesleri yankılanıyor. Makinisti düşündüm, o da adama kızgın mıdır gününü böldüğü için? Doktorlar ya dai preslenmiş adamı raydan kazıyacak itfaiyeciler ne hisseder? Meslekleri olduğu için normal bir gün gibi midir onlar için?

Hava çok soğuktu. Genelde bu tip olaylardan sonra sistemin tekrar çalışması 2-3 saat alıyor ve otobüsle tramwayla yetişebileceğim yerde değildi masaj. Pek keyfim de kalmamıştı, ölen kişi değil de insanların vurdumduymazlığı yormuştu beni. Eve dönmeye karar verdim.

Yol boyu yalnızlık geçti aklımdan. Şu dünyada ölürken bile bir insanın seni sevmemesi.. Elini tutamaması.. Burda çok oluyor da, Türkiye'de de olsa insanlar aşağı yukarı aynı yepkiyi verirdi eminim. Giden de meraktan ezilmiş adam göme zevkini tatmin için gider bakardı belki. Hatta yaralanmamış intiharcıya bi temiz sopa bile çeken çıkabilirdi.

Burda insanlar - yaşlılar özellikle - ölüyor, 15 gün sonra evden gelen kokudan fark ediliyor. Öyle yalnız insanlar var. Neden öyle yalnızlar, bilmiyorum. Sosyal hizmetler iyi çalışıyor aslında ama sanırım önemli olan hizmet de değil, sevgi belki.. Sevgisizlik insanı yalnızlaştırıyor belki de. Yalnızlık da öldürüyor. Belki de.

Ya da sadece berbat bir çağda yaşıyoruz ve herkes bencil, herkes ben odaklı, kimsenin diğerlerinin sorunlarına ayıracak vakti ve enerjisi yok. Kim bilir..

8 yorum:

  1. Tahammülsüzlük. Yalnız diğerlerine, diğerleri yalnıza tahammül edemiyor. Oysa, çok kızdığımız meraklı komşu aslında bir güvenlik önlemiymiş. Bireysellik yanlış yönlere ilerliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama o meraklı komşunun vereceği güvenin de gittiği yer kötü be J'cim :/ İyi niyetli merak olsun illa ki, yani seni sen olduğun için merak eden biri olsun, ne yaptığını değil.. Çok ince bir çizgi o da ne yazık ki..

      Sil
  2. Alman disiplini dedikleri bu olsa gerek değil mi?
    Türkiye'de olsaydı aynen dediğin gibi ezilmiş insan görme merakıyla insanlar birbirini ezebilirdi :) İntihar etmek üzere yüksek bir yere çıkan birine bakmak için toplanan kalabalığın orada toplanma nedeni, yüksekten yere çakılan insan görebilme umududur. İntiharcının vazgeçmesiyle tüm umutlar yıkılır :)
    Evet, maalesef berbat bir çağda yaşıyoruz ve her şeyi berbat ediyoruz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii, bizde Boğaziçi Köprüsü'ne çıkan bir adama "atla atla" diye tempo tutan bir kalabalık olmuştu zamanında. Adam atlamakta gecikmişti sonradan da vaz geçmişti sanırım..

      Sil
  3. Boğaziçi köprüsünden tanıdığım bir teyzenin oğlu atlamıştı, karısından boşanmış,işten atılmış..Adam bir kaç kırıkla kurtulmuştu,köprüden atlayıp nadir hayatta kalanların içine girebilmiş..eski karısı ile yeniden evlendi,eski işine geri döndü,teyze geçenlerde torununun sünnet düğünü için davetiye dağıtıyordu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı insanlar intihar ettikten sonra, kurtuldularsa bir daha asla denemiyor ve hayatlarına bir çekidüzen veriyorlar. Bazıları ise "başarı"ya ulaşana dek defalarca denemeye devam ediyorlar.. İlk gruptan olması şans olmuş.

      Sil
  4. Sevgili Ceren;
    Bence günümüz şartlarında ister Almanya ister Türkiye hangi ülkede olursak olalım hayatta imkanlar, seçenekler artıyor, zenginleşeceğimize fakirleşiyoruz. Sadece madden değil zihnen, ruhen fakir güdülen insanlar haline geliyoruz. Eskiden Türkiyede ( mesela ben çocukken ) komşun seni iki gün görmese 3. Gün telefon çalardı, karşı komşunun yaptığı mis kokulu börekler göz hakkı diye hoop kapına geliverirdi, ilkolkulda hergün sıra arkadaşımla atıştırmalıklarımızı paylaşırdık, lise yıllarımda hep aynı saatin vapuruyla gidilen dershane yolculuğunda göz ucuyla karşılaştığın_tanımadığın_ ama günaydınlaştığın insanlar olurdu. Aslında çok yaşlı değilim 30 yaşındayım daha; ama artık ne iyi niyetli komşular ne ölüm düşüncesiyle burun buruna yaşarken gerçekten nasılsın diye soranlar olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar eşşek gibi çalışıp, çalışıp, yiyip yatıp paylaşmamaya ( hayatı ) alıştı artık.
    Evet bahsettiğin olay burada olsa bizim halkımız merak gidermek için orada toplanır, düzen aksadığından değil, tahammülsüzlüklerinden homurdanan muhakkak çıkacaktır. Almanya'da durum biraz daha farklı sanırsam; üniversitedeki hocam bir ülkedeki doğum hızının o ülkedeki indanların gelecekle ilgili umutlarının varlığıyla doğru oramtılı olduğunu söylemişti, sosyal hizmetler gibi sağlık hizmetleri de Türkiyeyle kıyaslanmayacak kadar iyi bence. Yaşam kalitesi artıyor artmasına ama yalnız olmayı ve/ veya kalmayı tercih eden de bir o kadar insan var anlaşılan. Bizde de kokuştuğunda öldüğü fark edilen insanlar mutlaka var ama orada bunun fazlaca olmasının bir sebebi de aile yapısının farklı olması bence. Burada et tırnaktan ayrılmaz/ elalem huzurevlerine bıraktırdı mı dedirtirim kendime spektrumu arasında giderken ve evlatlar bireyden önce hala evlat iken orada 18inde evden ayrılıp bir şekilde hayatını şekillendiren bireyler olarak yaşlılarının bakımevinde/ yada yalnız yaşaması normal olarak görülüyor( şahsen ben de bunun en iyisi olduğunu düşünüyorum, kısacası yaşasın şu çılgın türkler :) ( uzattığım için kusura bakma)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, yaziyi uzatanlari severim :) Ben dogum oraniyla gelecege bakistaki umut orani arasinda dogru oranti olduguna katilmiyorum yalniz, cunku hindistan, cin gibi ulkelerdeki insanlar da gelecege dair umut duymuyorlar, seyahat ederken gozlemledigim kadariyla. Hatta arastirmalar cocugu olan kisilerin cocuksuzlara, evlilerin bekarlara oranla daha mutsuz olduklarini dahi gosteriyorken.. Bilmiyorum yani. Ama belki umut ile mutluluk arasinda da bir iliski olmayabilir tabii..
      Bir de turkiye ile ilgili sunu gozlemliyorum, diziler tv'deki, cok degisti. Artik aile ve komsularin sevgi ve saygi icinde paylasarak yasadigi diziler yok, hep vur kir tecavuz silah.. Medya da toplumu bicimlemede cok onemli cunku..

      Sil