25 Ekim 2013 Cuma

Kötü alışkanlıklar

Dünyanın en politik kocasına sahibim. "Sevmediğim huylarımı söylesene bana" dedim, "Yok ki, herşeyinle seviyorum seni" dedi. Güzel. Ama bu öyle kadınların ara sıra, mütemadiyen de muayyen dönemler öncesi, kocalarına hiç yoktan kavga çıkarabilmek için attıkları bir olta değildi. Dişimde ıspanak kalınca beni uyarabilecek derece yüksek gönüllü kocamdan özeleştiri yapabilmem için yardım istemiştim. Hoş ben kötü huylarımın az çok ayırdındayım da, yine de insan ara sıra kendini tartıya koyup şöyle bir yoklamalı, yeni kötü huylar edinmiş miyim falan.. "Sen seni bil, sen seni!" bazında. Lakin adamcağız bebeklikten "psikologla yaşama 101" dersini almış, anadan. Karısının attığı yemi yutar mı? Yutmaz. Güzel. Saçı yok ama sosyal zekası da olan bir erkekle evliyim, şans işte.

Ama dedim ya, kötü huylarımı az çok biliyorum. Mesela çocukluktan beri tırnaklarımın kenarındaki etleri yerim, ama tırnak değil bak, bu önemli! İlkokuldayken kendisi 100 kilo olup tırnak dışında herşeyi yediği aşikar olan öğretmenimiz tüm sınıfın ortasında bana "Ceren, tüm sınıfın tırnaklarını kesip önüne koyucam, hepsini ye!" demiş ve midemi alt üst etmiş amma ve lakin bu huyumdan vazgeçirememişti beni. Çünkü tırnak değil, et o et. Hangisi daha iğrenç bilmiyorum, o ayrı..

Bir diğer kötü alışkanlığım; bazı şeyleri gereğinden fazla takıyorum kafama. "Amaaağn salla gitsin" diyemiyorum, halbuki desem hayatım çok kolaylaşacak. Bir söz verdiysem mesela, illa ki yerine getirmem lazım. Hem de zamanında, öyle geç kalmış işler hiç yapılmasın daha iyi.. Ama bu da beni bazen gereksiz yere strese sokuyor. Mesela bu sıra doktoraya taktım kafayı. Çocuk olalıberi zaten ara verdim ama bu çocuk "zor çocuk" çıktı, biraz meşakatli büyüyecek anlaşılan. Elalem "kır dizini otur, evinin kadını, çocuklarının anası ol" düsturunu belirlerken, ben yarış atı gibi üstelik birkaç kulvarda birden koşturup duruyorum. Neden? Kadın kısmısı fazla okumamalı arkadaş.. Okuyunca böyle oluyoruz işte, çocuk da yaparım kariyer de.. Nah yaparsın bu devirde. Afrikalılar "bir çocuğu büyütmek için bir köy dolusu insan gerekir" diye boşuna söylememişler. Biz çekirdek aile, anca çekirdek çitleye çitleye.. Bunu kafaya taktım, 6 aylıkken dönerim diyordum sahalara, şimdi 1 yaşındayken dönerim diyorum, eminim o zaman da 2 mi olsa, yuvaya mı başlasa falan derken bir bakmışım ev hanımı oluvermişim. Çok da korkuyorum ayol ev hanımlığından. Anam doktor çıkmış, boynuz kulağı geçer diye büyüttüler beni, en az bir doktora lazım. Aman annemin de üstüne ata ata dertlerimi, kadını gerdim. Tüm psikopatolojimin altında "anne efekti" aramamak lazım. Kadının ne suçu var, okumuş ev kadını olmamış, bana ne imkanlar sunabilmiş yazık.

Yine de okumuş ailenin çocuğu olmak zor. Onlar beklemese de çevre bekliyor. Diplomayı alıp, çerçeveletip, otomobil galerisi falan açıp (yenge'ağnım cerenin oto galerisi mesela) duvarına mı asarım ne yaparım bilinmez.. İşte bu kafaya takma ve tükenene dek kendini zorlama hali benim en kötü huyum. Oysa "amaaaağn salla gitsin" diyebilip evimin hanımı, çocuklarımın anası olsam.. Kocama börekler açsam, adam obez olsa..

Hiç düşündünüz mü, mesela bu mesleğinizi seçmemiş olsaydınız, diyelim hayat tozpembe olsaydı, geçim derdi falan olmasaydı, norveç fiyordlarında güle oynaya, somonları mideye indirerek yaşayıp gitseydik mesela, ne olmak isterdiniz? Bi düşünün..

Ben mesela bahçevan olmak isterdim. Çok hoşlanıyorum bahçede toprakla belene belene çalışmaktan, belim tutulsun, üstüm çamur olsun bayılıyorum. Hele çiçekler açınca..

Kime sorsam bu soruyu; beyaz yakalıların hepsi elleriyle çalışmak özleminde, emektarlarsa daha çok okuyup "büyük adam" olmaya sevdalı.. İlginç di mi?

Yine Woolf krizim tuttu, konudan konuya atlıyorum. Yazmayı özlemişim galiba.. Kötü alışkanlıklara dönersek; kaynanam "herkesin bir bağımlılığa ihtiyacı var bu hayatta" der. Kadın haklı. Kimimiz fazla yiyoruz, kimimiz alışverişe vurmuş haldeyiz, kimimiz don değiştirir gibi sevgili değiştiriyoruz, kimimiz sigara-alkol-pot üçgeninde keyfteyiz, kimimiz aşırı çalışma girdabına kapılmışız, kimimiz aşkta kaybettim nasılsa diye sallıyoruz zarları, kimimiz başkasının hayatını kendi hayatımızdan önemli buluyoruz, kimimiz kediye (kedilere, daha çok kedilerlerlerlere) sardırmış, kimimiz de kendine sardırmış haldeyiz.. Amaaaaağn sallayın gitsin..

17 yorum:

  1. Ben de çocuk doğunca işi bıraktım ,çocuk 8 yaşına geldi hala ev hanımıyım,ruhsatımı evin giriş bölümüne ,kapıdan her girenin görebileceği bir şekilde
    çerçeveletip astım...Kayınvalidene bayıldım,bağımlılık sözünü hiç unutmayacağım..
    kızınla mutlu anılarını artırmaya bak:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üstüne de bir dantelli örtü attırsaydın be Ayşe :) Diplomaları çerçeveleteyim de bebek yatağının üstüne mi asayım bu sıra ne yapayım bilemedim :) Senin anan sen doğmadan önce klinik psikologdu yavrum, sonradan psikopat oldu mu diyeyim yoksa?

      Sil
  2. Maddi kaygılarım olmasaydı, ben de sanırım bahçeli bir evim olsun, ekeyim biçeyim isterdim. Onun dışında da, çocukluğumdan beri istediğim şey kitapçım olsun, içinde de minik bir cafem olsun, öyle takılayım maddi kaygılar olmadan hobi gibi. Başka, evet ben de kedilere, daha doğrusu hayvanlara sardırmış durumdayım senin deyiminle. ALF(hayvan kurtuluş cephesi) gibi örgütlerde aktif olarak yer almak gibi isteklerim de var. Maddi kaygım olmasa yapacağım şeylerden biri de bu olurdu sanırım. Amaaaağn Ceren salla gitsin, nasılsa sabah 8 akşam 5 ben yine çalışıcam :) Hayallere kapılmamak lazım fazla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman hayalsiz de hayat geçmiyor be Kitapsız Kedi :( Çalışma kısmı aslında hayata anlam veriyor, yeter ki sevdiğin bir iş olsun. Yoksa kahır valla, insan gün içinde kaç kez saate baktığını unutuyor bazı işlerde.. Ama önemli olan üretken olmak, ev hanımı da olsan yeter ki üretken ol, di mi?

      Sil
  3. Koptum:)) O nasıl öğretmen ya öyle, kendisi başlıbaşına bi sorunmuş zaten, et de yersin tırnak da:)

    Ben var ya mesleğimi artık pek sevmiyorum. Yani bu ülkede sevmiyorum çünkü inanç falan bırakmadılar. Para kazanıyorum çok şükür ama mutlu değilim maalesef. Çok nadiren önem verdiğim büyük dosyalar çözülünce kısa süreli bir tatmin yaşıyorum o kadar.
    Hayalim deniz kıyısında bi marangoz dükkanı, ağacın, ahşabın her türünü tanıyıyayım, kesip biçeyim, sonra da boyayayım. Bunu istiyorum işte.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hem de nasıl güzel yaparsın o işi var ya! Sendeki ince yetenek bende olsa, yakarım tüm köprüleri giderim o denizin kıyısına!

      Sil
  4. hahaha bu konuda tek çıkıntılığım asla bağ bahçe insanı değilim anacım..hiç öyle şirin bir ege kasabasında domat yetiştireyim hayalim yok..bütün hayatımı zincir kafelerde aypedimle geçirebilirim...(gibi geliyor..tabii kedi olacak şart:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D tamam sen bana komsu gel, domates biber veririm ben sana her sabah. ama kedileri sevmek karsiliginda!

      Sil
  5. yenge'ağnım cerenin oto galerisi'ne paspasci lazim olursa abla, ben de gelir cay have falan dagitirim. Kasip da alabilirsem benim diplomayi da asariz bi kenara. ayni temada bi yazi komiktir az once bitirdim. az sonra post edecegim. :)

    YanıtlaSil
  6. :))) psikolojiyi fazla okuduk sanki be cansum, tirlatiyoruz az az..

    YanıtlaSil
  7. Anne babanın okumuş görmüş insanlar olması insanı kasıyor ama o olmasa da kadıyor. Misal bizimkiler o kadar emek boşa mı gidecek derdinde. Sadece doktora ile bitmiyor iş, o emek hep geçmişinde yer alıyor çünkü. İnşallah gönlümüzden geçeni aynı anda hepsini birden yapabiliriz ama ev hanımı olmak ne kadar gözümü korkutsa da zaman öyle hızlı geçiyor ki, şimdi iyi ki evdeyim iyi ki her anına ortak oldum diyorum. İnan bunun verdiği hazzı ne milyonlar kazanmak ne de çok başarılı tezler yazmak vermiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla aslında 0'dan çocuk büyütme işine girişmek yani hiç bir bilgi deneyim olmadan, tez yazmaktan daha zor :) Tezlerime bakıyorum da, şimdi anca dergilerde basılmış, bir kütüphanenin tozlu rafını süslüyorlar ya da evde kitaplığımın bir köşesinde duruyorlar. Ama çocuk her anında gözünün önünde ya da aklının bir köşesinde, her anında bir yenilik bir değişiklik, asla tozlanmıyor :) Sanırım..

      Sil
    2. Daha zor olduğuna hemfikirim tez için yüzlerce makale okursun araştırıp denersin orjinal birsey bulursun ama bunun kadar zor değil asla

      Sil
  8. Valla Sevgili C'ciğim, benden hiçbişi olmaz. Olsa olsa, bir prenses olurdu. Ne yemek yapmayı seviyorum ne de sofra hazırlamayı. Benim kafamdaki ev kadını da bu işte. 3 katlı eski evimde tüm katları klorakla sildim, ütüyü çok severim falan filan ama yemek pişirmek ve servis etmekten korkuyorum!

    O nedenle ben prenses olacam. Bak kraliçe demedim, çocuksuz kraliçe = prenses!
    ahahhaha

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Prenses J.! Bence yakışır.. Klorak olayı beni bitirdi sevgili İzmir'li dostum.. 3 kat mı, ütü mü? Aman Allahım koşarak kaçıyorum..

      Sil
  9. Gün içinde ben de düşündüm kötü huylarımı, akşam da kaldığım yerden devam ediyorum (..aylar sonra..) Diplomaları da aldım ama esnaf tükkanıma asmadım; ve çift diplomalı akademisyen anne baba gerçeğine de boynuzu takmış bulundum; yılbaşında Noel Baba'ya destekçiyim =)

    YanıtlaSil