20 Ağustos 2013 Salı

Yeme sanatı

Pisboğaz değilim ama açıkcası bamya ve et yemekleri dışında sevmediğim yemek yoktur. Hele dünya mutfaklarından çeşitli tatları denemeyi, yeni yeni tarifleri, benim gibi bir başka çılgının yarattığı hiç olmayacak tat kombinasyonlarını pek severim - mesela geçenlerde suretkitabından bir arkadaşım "pötibör bisküviyle beyaz peynir yiyen bir ben miyim?" yazınca koşa koşa markete gidip, malzemeleri tedarik edip, eve gelip bu tuhaf tat kombinasyonunu denemiş ve de pek sevmiştim! Daha önce de bahsettiğim gibi "en sevdiğim yemek" nedir bilmiyorum ve size şimdiye dek yediğim en harika yemekleri anlatmam gerekirse öylece kalıveririm ama sanırım bu genel olarak "en"lerle ilgili problemimden kaynaklanıyor. Yoksa "en" güzel değil ama "çok" güzeller dilimin ucunda.. Mesela elceğizlerimle yaptığım şu üstteki vişneli kekimi denemenizi isterim, tatlı-ekşi, çok güzeldir..

Yemek yapmak ve yemek; doyma ihtiyacının ötesinde, bir sanat da sayılabilir. Özellikle; Michelin Star sahibi restoranların menü içerik ve porsiyon boyutları düşünüldüğünde, bu yemek için değil, bakmak için yaratılmış diye düşünüyor insan. Tat ve koku en önemli duyularımız arasındaysa, neden sanat malzemesi olmasın ki? Mutfakta harikalar yaratan birçok insan - mesela annem de bunlardan biri - yemek pişirmekten ve insanları ağırlamaktan zevk aldıklarını, bunun kendileri için bir hobi, bir rahatlama aracı olduğunu söylerler. Onlar için teröpatikse, tadan için de bir sanat deneyimi olabilir, pek tabii..

Kültürel olarak alışık olmadığımız tat kombinasyonlarına, mesela tatlı-ekşi ya da tatlı-baharatlı yemeklere karşı çoğumuz çekingen davranıyoruz. Mesela, zengini pek bol olan ve tüm bu zenginlerin moda adına para saçmaya ve gösterişe pek meraklı oldukları Bursa'da, yıllardır bir tek sushi restoranı tutunamadı. Çünkü İskender kebap kültüründen gelen, yağlı yağlı ve fazlasıyla pişirilmiş etleri severek yiyen Bursa'lılar sushiye "çiğ balık" diye burun kıvırdılar ve denemeye bile yeltenmediler.. Açılan sushi restoranı bir dönem sushi yanında kebap bile servis ettiyse de (ciddiyim, yaşandı bu resmen) sonunda akıntıya karşı kürek çekmekten vazgeçerek kepenkleri indirdi. Şimdi yerinde oldukça iyi iş yapan bir köfteci var sanırım..

Velhasıl, bana tüm bu "sanat olarak yemek" konusunu düşündüren, demin ağzıma atarken şans eseri şekline dikkat edip şaşırdığım, Munch'ın Çığlık tablosunun "wasabili fıstık versiyonu" (!) oldu.. Hemen fotoğrafını çekip üste ekledim. Yahu "çığlık" değil mi bu fıstık resmen?!? Bu arada Wasabili fıstık benim Uzak Doğu Seyahati'm sırasında keşfettiğim müthiş bir tat. Sushi restoranlarında gördüğünüz o yeşil mucizeyi almış yer fıstığını kaplamışlar. Hem yanıyor hem yiyorsunuz, burnunuzdan geliyor acısı, gözleriniz sulanıyor falan. Bizim Bursa'nın ünlü Çiçek Izgara'sında ev yapımı bir hardal vardır, aynen onun gibi insanın burnunu sızlatıyor. Bu hardalı da öyle her müşteriye çıkarmazlar, ancak sorarsanız içerlerden biryerden azıcık getirirler.. Yolunuz düşerse sorun :)

8 yorum:

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, yalnız bir hatırlatma yapmak istiyorum isim verilmeden yapılan yorumları prensip gereği yayınlamıyorum..

      Sil
  2. eeee? Hani vişneli kekin tarifi? Üstelik vişneler çekilmek üzere burda tezgahlardan yapamazsam kahrolurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman özel bir şey değil Joe, normal keke vişneleri iyice süzüp çekirdeklerini çıkartıp ekliyorsun :D Bazıları kakao ya da çikolata parçaları da kokuyor ama ben sadeyi seviyorum..

      Sil
    2. Aaaa süper bulursam yapacağım o zaman çoktandır kek pişirmiyordum. Galiba vişnesini bol tutmuşsun.

      Sil
    3. Meyveler bol kepçe evet, şekeri de az kepçe, ceren işi..

      Sil
  3. Bende yeni lezzetlere açığım yaparım ve yeriz ama mesela ablamlara bir türlü sevdiremem bu değişik tatları illaki klasik yemekler olacak

    YanıtlaSil
  4. kesinlikle ciglik bu wasabi! acidan mi burulmus yuzu, yazik! :)

    YanıtlaSil