8 Temmuz 2013 Pazartesi

Ortaya karışık

Hava bir tuhaf bu yaz bu diyarlarda; bir gün 25 derece, ertesi gün 16 derece, bir güneş açıyor, bir şakır şakır yağmur yağıyor. Ambole olduk, bu ahval ve şeraitte ruh halimiz de cozuttu. Bir gülüp oynuyoruz, bir ağlayıp dövünüyoruz. Memleketten bahsediyorum tabii yoksa bu benim yaşadığım medeniyet denen tek dişi kalmış canavar Gâvur-lend'de herkes pek ağırbaşlı, pek avrupai, pek bir Hint ineği kadar rahat ve tasasız. Dün tomaların gazabından kahkahalar atarak kaçan bir grup insanın fotoğrafını da gördüm ya gazetelerde, gam yemem artık. Sinir gazı mı sıkıyorlar nedir anlamadım ki.. Hayır bir de ne çok olay varmış direnecek, fark edememişiz Gezi'den önce. Artık Pandora'nın Kutusu açıldı, her gün üç beş farklı konuda direniyoruz. Sadece "Biz Çılgın Türkler" de değil üstelik, tüm dünya sokaklara döküldü, 2013 yazında direnmeyen kalmayacak azizim.. Pek sevgili Elf asilzadesi kayınvalidem, bu olayları "2013 yazının yıldız haritası aynen 1968 yılındaki gibi" diyerek astroloji bilimine de bağladı ya, benden pes artık.

Velhasıl tam "pes" de değil çünkü bizim evde de direnişler söz konusu. 5 haftalık kızım tam bir direnişçi çıktı, kendisi ciğerlerinin tüm kapasitesini kullanarak kolik sancısına karşı direnişte - ki o kadar küçük bir canlıdan bu kadar güçlü bir ses nasıl çıkar diye cümle alem merak içindeyiz - ve pek tabii bu durumda sevdicekle bendeniz de uykusuzluğa karşı direniş halindeyiz. Üstelik benim 5 yaşımdan bu yana süregelen "gündüz vakti kat-i surette uyumama" huyum da, bu süreçte evde bir "Tyler Durden ile güne merhaba" esintisi yaratmıyor değil. Şizofreni tadında pek leziz günler yaşıyoruz azizim. Lakin çocuk yapmayı kimsenin zorlaması olmaksızın, tamamen kendi akıl ve mantık hesaplarımızla planlamış ve gerçekleştirmiş bulunduğumuz için, bu "Kolik Günlerinde Aşk" temalı yeni yaşam koşullarında, bir nevi survivor yarışmacısı misali ordan oraya savruluyor, yine de yıkılmadan ayakta kalmayı ve gün sonunda birkaç kahkaha atabilmeyi başarıyoruz. Nasıl oluyor o iş ben de anlamış değilim ama oluyor bir şekilde..

Gündüz uyumama konusunda direne direne süper-sosyal bir canlı oldum çıktım. "Mini-me" dışarda kolik sancısı çekmiyor (nedense böyle bir huyu mevcut bu mini insanların, arabayla gezerken, parkta güneşlenirken, insan arasında falan nedense pek uslu melek gibi canlılar olup eve girer girmez yaygarayı basma uzmanı bu minilerin hepsi) diye kendimi şehirde ne kadar sosyal entrika dönüyorsa hepsinin içine atmış vaziyetteyim. Hiç olmadığım kadar "ayol müsaitseniz size çaya geliyorum" durumundayım - ki uzun zamandır vakitsizlikten görüşemediğim tüm insanlarla bıktırana dek görüşmeyi ilke edindim de denebilir bu halime. Münih kazan ben kepçe..

World War Z'te gidemedim (nedense zombi filmine bebek almadılar) ama kitabını okuyorum şu sıra çünkü bu uykusuzluk ile Goethe falan okunmuyor azizim. Light light takılıyoruz. Doktora desen 6 haftadır kitap defter kapağı açılmadı - hatta sunumdan 1 hafta önce doğurasım tuttuğu için yapamadığım sunumun prof'una "ben gelemiyorum sunuma" yazmayı başardığımda meğerse sunumun ertesi günüymüş falan filan. Akıl mı kaldı.. Entel dantel namına geldiğim son nokta budur ve içler acısıdır. Beynimi kışlıklarla birlikte dolabın üstlerine kaldırdım, 6 ay sonra geri indirmek niyetindeyim ama şimdilik bu light hallerin, kırmızı ojelerin ve uçuşan pileli eteklerin keyfini çıkarıyorum izninizle.

Nikah şekerlerimizden pardon şahitlerimizden biri Lego'ya iş görüşmesine gitti ve şu an son aşamada mülakatta. Allahım ne olur olsun diye dua ediyorum, çünkü kendisi pozisyona kabul edilirse, promosyonlardan biri olarak yılda 8000 euro'luk Lego alışverişinde %75 indirim hakkı kazanacak. Eh bizi de görür heralde?! Böyle işe can kurban değil de nedir anacığım. Yanlış kulvarda doktora için koşturuyorum sanki.. Lego; Danimarka'ca (Danca daha doğrusu) Leg Godt yani iyi oyunlar demek biliyosunuz dimi?

Memlekette herkes ya direnişte ya da tatilde - ya da hem tatilde hem de ellerinde direndikleri dış güçlerin üretimi akıllı telefonlarla (bu ne diyet bu ne lahana turşusu) direniş halinde. Yazın ilk "kumsaldaki kırmızı ojeli ayak" fotoğrafları da suretkitabında boy göstermeye başladı tabii. Bu diyarlar dediğim gibi 16-25 arasında gidip geldiği için bize sıcak basmıyor henüz, o nedenle tatili falan da özlemedik ama turkuaz bazlı fotoları gördükçe kıskanıp hart hart kaşınmıyor da değiliz..  Mini-me henüz pek mini, bu yaz bize seyahat de tatil de yok, umudumuz okulların kapandığı, etrafa sessiz bir sakinliğin çöktüğü (uleyn evde var artık bi tane, ama valla ebeveyn olsam da hala dizginlenemeyen çocuk sesine - gürültüsüne - karşıyım yahu) Eylül sonu'nu bekliyoruz..

Günler bu şekilde gelip geçiyor. Dün - 7 Temmuz - benim için özel bir gündü, hüzünlüydüm ve boğazımda bir düğüm vardı. Lakin gidenler ve gelenler.. Yaşam akıyor sonsuz bir hızla ve çok şükür ki tüm duyularım ve duygularımla tam içindeyim. Öyle işte; biraz duygusalım bu sıra..

Son hallerim böyle ortaya karışık işte.

4 yorum:

  1. Hepsinin geçerek; yerini inanılmaz bir keyfe bırakacağına garanti veririm. Nereden biliyorsun? dersiniz, tecrübeyle sabit. Doktora yaparken, rahmetli anneciğimin sağlık sorunlarına destek olmaya çalışırken, doğumdan iki ay sonra özel sektördeki anormal tempolu işime dönmüşken, yaklaşık 6 ay sağmal inek durumunda gezerken, o günler hiç bitmeyecek sanıyordum. İnanılmaz bir hızla geçti. Doktora bitti (Eninde sonunda bitiyor). Annemi kaybettim. İşten emekli oldum. Kendi işimde çalışmaya başladım. Minik cadı büyüdü. Artık pek çok şeyi paylaşabileceğim bir arkadaşım var. Hepsi sadece 12 yıl içerisinde oldu. Sizi okurken o günler gözümün önüne geldi. Çok güzel anlatmışsınız. Mini-me'yi sağlıklı,mutlu güzel günlerde büyütmenizi dilerim. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, Bilge Hanım - yanılmıyorsam :) Amin..

      Sil
  2. Cerenimus çok tatlısın yaaa,keşke gençliğimde ben de olaylaara böyşle bakabilip gülebilseydim. Bizim zamanımızda muhtemelen annen ve elf kayınvalden aynı görüştedir;
    çocuk büytütmek için koşullar daha zorlayıcıydı.Hele Anadoluda bir bakıcı sorunu var ki sorma. Yine de buna rağmaen sen gibi iki kızaa sahibim.İki de toruna:))
    Diyeceğim şu ki:torunlarım var ama çocuklarımla yaşadığım uykusuz geceler dün gibi hatrımda:))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ananem "torun paranın getirdiği faizdir" der, bir de "torun baldan tatlıdır" der ;) İnsan çocuklarında yaşadığı sıkıntıları torunda yaşamıyor, anca bol bol seviyor tabii.. Daha çooook var ama biz de o günleri görelim inşallah :D Sormayın bakıcı sorunu burada da var, "çocuk da yaparım kariyer de" anca şarkılarda kalıyor yahu.. Ya da işte bi birine bi diğerine dönüşümlü dönüşümlü yetişmeye çalışıyorsunuz, arada da kendinizi kaybediyorsunuz falan.. Biraz büyüsün, bakalım biz napıcaz..

      Sil