22 Temmuz 2013 Pazartesi

Bakış açısı

Dubai'yi nasıl bilirsiniz? Kültürden, tarihten, entellektüel birikimden payına düşen pek olmamış, dışı pırıltılı ama içi kof, alışveriş ve hamam suyundan farksız denizine girmek dışında pek bir aktivitesi olmayan 1001 gece masallarındaki kent/ülkelerden biri gibi gelmiştir bana hep.. Nüfusunun %80'ini çalışmak için gelen yabancılar oluştursa da, geriye kalan %20'lik Arap nüfus her zaman ve her ortamda ayrıcalıklı olup, kendi işlerini yapan yabancılarla çok fazla kaynaşmamayı da kendilerine ilke edinmişlerdir. Ne kadar yüksek düzeyde olursanız olun, aslında şeriat hukuku ile yönetilen bu ülkede, işin her zaman bir raconunu tutturan Arapların bol içki, uyuşturucu içeren "tezgah altı" partilerine asla davet edilmezsiniz mesela. Yıllarca yaşayın Arap arkadaş sayınız bir elin parmaklarını geçmez. Sizi kullanır ama asla aralarına katmak istemezler. Arap mentalitesi işte..

Yine de şeriat hukuku ile yönetilen diğer Arap ülkelerine ya da emirliklere nazaran daha rahat, daha turistik, Batı ile daha iç içe bir ülke tabii. Ama "hukuk" şeriatla "guguk" olunca, ara sıra saçma sapan olaylar Dubai'de de vuku bulmuyor değil. Şu habere bir göz atın mesela: "Dubai'de tecavüze uğrayan kadına 16 ay hapis cezası" verilmiş. Arap dünyasında aynı haber kadının tecavüze uğraması değil, "evlilik dışı ilişkiye giren Norveçlinin cezalandırılması" başlığı ile verilmiş ve kadının "içki içmesi" nedeniyle zaten baştan "yollu" olduğu itinayla belirtilmiş. Sonra, haber uluslararası basına intikal edince Norveç - Dubai arasında nasıl yazışmalar olduysa, insan hakları örgütleri nasıl bir baskı yaptıysa ve Dubai'de kim "kuyruğuna basılıyor" hissettiyse artık, Norveçli kadının "affedildiği" yönünde bir başka haber yayınlandı bugün. Merak ediyorum, tecavüze uğrayan kadın Norveç gibi "güçlü" bir Batılı ülkenin vatandaşı olmak yerine mesela yine şeriat hukukuyla yönetilen Afganistan'dan gelen bir sığınmacı-işçi olsaydı da aynı şekilde "af" edilebilecek miydi? Yoksa kim takar Afganistan'ı ve Afganları, müslüman kadın zaten gece gece ne işi var sokakta, hele de içki alemlerinde? mi denilecekti.. Acaba olay yine de uluslararası basına taşınacak mıydı yoksa "Müslüm bradırs işte.. Bırak kendi içlerinde halletsinler" mi denilecekti..

Bu yazıyı yazmadan önce şeriat sistemiyle yönetilen ülkeleri merak ettim ve Wiki Yenge'ye sordum. Hepsi türlü sorunun kol gezdiği, insan hakları ihlallerinin çöldeki kum taneleriyle başa baş koşturduğu, terör ve iç savaşa yenik, açık açık ya da içten içe terör aktivitelerinin desteklendiği ülkeler. Batılı ülkelerin turizm otoriteleri tarafından neredeyse hiçbirine turistik seyahat önerilmiyor, önerilse de zaten ailenizin "ne işin var orda?" diye karşı çıkacağı ülkeler hepsi. Ve hakikaten; iş nedeniyle ya da transit gitmiyorsanız, ne işiniz var orda?!?

Şeriat hukukuyla yönetilmeyen ama ülkede bulunan müslüman azınlığın evlilik, boşanma, çocuk vesayeti gibi sosyal hukukunun şeriat sistemine bağlı işlediği ülkeler var; mesela Hindistan, Etiyopya, kuzey afrika ülkeleri gibi. Bunlarda da durum iç güveysinden hallice malum. Ara ara yaşanan sosyal hadiseler ve haksızlıklar dış basına yansıyor, okuyup feyz alıyoruz.. Bir de şeriatla yönetilmeyen ama çoğunluğu müslüman olan (ve ara ara başa gelen partilerce sosyal şeriat yasalarının aslında ne kadar ideal ve gerekli olduğu öne sürülen) ülkeler var, bizim gibi mesela. Bu ülkelerde de ne yazık ki basın özgürlüğü güme gitmiş vaziyette. Batıda yayımlanan bir gazetede okuduğunuz haberi birkaç saat sonra Türk medyasında tamamen farklı bir şekilde ve yorumda okuyunca tüyleriniz benim gibi diken diken olabiliyor, söz gelimi. Üstelik yakınınızdaki okumuş yazmış insanlar bile, bu medya kuruluşlarına hala inanabiliyor, takip edebiliyor..

Her insanın olaylara bakış açısı farklıdır ve robot olmadığımız ya da komünist sistemle yönetilmediğimiz sürece bu çok doğal ve normaldir. Fakat medya, eğitim, sosyal hizmetler ya da her hangi bir kurum bazında belli bir ideolojiyi savunmak, yanlı yayın yapmak ve insanları tek bir kanaldan bilgilendirmeye ya da "eğitmeye" çalışmak bence çok sakıncalı ve yanlıştır. Bu kadar yanlı yayın yapılan bir ülkede bize düşen, yurtdışı yayınları da takip etmeye çalışmak ve çevremizde olan biten konusunda tek kanaldan bilgi almamak olmalı. Bu sayede daha gerçekçi ve yansız, kendimize özgü bir "bakış açısı" yaratabileceğimizi düşünüyorum.

2 yorum:

  1. Ceren merhaba,
    Söylediklerine katılıyorum ancak olayları farklı medya kollarından ya da yabancı kaynaklardan takip ederek,nasıl yorum farkı oldugunu görebilmenin bile, yüksek bir farkındalık ve belki entellektüel bir seviye gerektirdigini düşününce umutsuzlanıyorum sanki biraz..

    YanıtlaSil
  2. Her haber seyredişimde, tüylerim dikeliyor.

    Eleştirildiği her konuda, ilgili alana gidip, "yapıyormuş gibi" demeçler duyduğumda; midem bulanıyor. Biz bu numaraları iyi biliriz.

    YanıtlaSil