14 Haziran 2013 Cuma

Yeniliklere açık olmak

Bazı insanlar karakter yapısı ya da zamanla yaşamın onlara öğrettikleri nedeniyle yeniliklere pek açık değiller. Yeni birşey önlerine çıktığında denemekten ya da deneyimlemekten kaçınıyorlar. Bu yeni bir yemek de olabiliyor, yeni bir sosyal ortama girmek de olabiliyor, yeni bir alışkanlık / hobi edinmek de olabiliyor. Mesela seyahatlerim sırasında tanıştığım bazı insanların "evet buralar da fena değil ama bizim ülkemiz gibisi yok" dediklerine, yurtdışında yaşayıp da o ülkenin kültürünü merak etmeden, hemen bir Türk grubu bulup kaynaşanlara ya da bir yemeği 40 sene aynı şekilde pişiren ve yiyen ve asla değiştirmeyi, yeni bir malzeme katmayı düşünmeyen insanlarla çok fazla karşılaştım. Ben çok meraklı, yeni yeni herşeye burnumu sokmayı seven, "dene ve öğren" felsefesine sıkı sıkıya bağlı bir tip olduğum için, bu insanları böyle bir silkeleyip dürtmek, yahu hayatta bir sürü renk var, neden tek renk kırmızı olsun demek falan istiyorum.

İnsanlar yeni sosyal ortamlara girerken, mesela yeni bir ilişkiye başlarken kırılmaktan korkuyorlar. Bu çok normal. Ama sırf kalbim kırılacak belki diye o ilişkiye başlamamak ne kadar doğru? Bence en berbat yaşam deneyimi bile yaşamı hiç deneyimlememekten, sessiz sakin, kaçınarak, kollanarak, aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek bir köşede saklanmaktan bin kat iyidir. Evet kalbimiz kırılabilir, insanlar hiç beklemediğimiz derecede bizi şaşırtabilir, üzebilir. Ama bu insanlığa olan inancımızı yitirmemizi gerektirmemeli bence.

Tanıdığım bir çok insan, hayatları boyunca sadece "ıyyy çiğ balık" diye düşündükleri için asla sushi yememiş! Daha denemeden etiketi yapıştırmışlar, "sushi iğrenç birşeydir". Tanıdığım bir çok insan işe her gün aynı yoldan gidip geliyor, yeni bir rota denemek, belki orada daha az trafik vardır ya da belki daha kestirme bir yol bulurum diye düşünmek akıllarının ucundan dahi geçmiyor. Bir çok insan, her gün bir çok yaşam seçiminde "denemeden yaftalamayı" tercih ediyor. Bizimle aynı alışkanlıklara sahip olmayan insanları "öteki" görüyoruz, farklı olanı ya da farklıyı deneyeni bir nevi çılgın olarak adlandırabiliyoruz. Bu da kutuplaşmalara, biz ve ötekiler anlayışının hakimiyetine yol açıyor.

Günlerdir yurtdışından Türkiye'yi izliyorum ve günlerdir içim bayılıyor. Bir yandan sıkıntı basıyor, bir yandan umut çiçekleri açıyor. Sanırım hepimiz aynı durumdayız, toplumca bir galeyan hali içindeyiz. Bir yanda düşüncelerini yaratıcılıklarıyla, umutla, vaz geçmeyerek savunan bir grup, öteyanda onları terörist, çapulcu, sapkın ilan eden bir başka grup. Nedense bu iki grup birbirinden gittikçe uzaklaşan iki uç haline geldi. Oysa birçok konu, tartışılıp uzlaşılabilecek nitelikte. Ama hani köprü üzerinde karşılaşan iki keçinin masalı misali, sırf zıtlık uğruna konuşmaya, tartışmaya ve uzlaşmaya kimse yaklaşamıyor sanki. Devlet adamları "biz değişmeyiz, neysek oyuz" diye demeçler veriyor. Yeniliklere açık olmak, bir düşüncenin ya da inancın zamanla değişebileceğini kabul etmek, esnek olabilmek kötü meziyetler mi? Bu devirde, yaşam hızla değişirken kaya gibi sert yerinde durmak, yaşamın getirdiklerini görmezden gelmek mümkün mü?

Yeni şeyleri denemekten korkmamalıyız bence. Denemek, yanılmak, yeniden denemek, yaşam bu demek.

Dipnot: Fotoğraftaki minyatür mandalina ağacını eşim bana aldırabilmek için yaklaşık 1 senedir dil döküyordu. Evde yaşamayacağını biliyorum, bir canlıyı baştan öldüreceğimi bile bile eve almak istemiyordum. Ama aldım. Çünkü belki tahmin ettiğim gibi ölmez, belki yaşar ve belki tepesindeki mandalinalar tatlı ve hatta çekirdeksiz çıkar, kim bilir?!? Bu da benim "yeniliklere açık olma ödevim" olsun..

2 yorum:

  1. Sevgili C,

    Bence sen gündemi bu aralar takip etme.
    Üzme kendini, bu durum Sevgili Maya'ya da yansımasın, olur mu?

    Öperim.

    YanıtlaSil
  2. Nasıl etmeyeyim sevgili J.. İnsanın içi eziliyor.. Hele siz Ankara direnişçileri ayrı bir aklımdasınız.. Kendine dikkat et arkadaşım ne olur!

    YanıtlaSil