29 Nisan 2013 Pazartesi

Simit ve.. Bilinçakışı

Simit ve.. beyaz peynir! Türkiye'ye ancak 5-6 günlüğüne gider oldum o da ancak 3-4 ayda bir oluyor artık ama ülke sınırlarından içeriye girer girmez, pasaportum bir elimde, ufak bir sırt çantam diğer elimde, hemen ilk bulduğum köşedeki simitçiden bir simit alıp kemirmeye başlıyorum. Bu ilk simitin yanında ne beyaz peynir, ne bu hafta Başbakan'ın demeciyle "Milli"liğe terfi etmiş bulunan ayran oluyor ama sade simitin boğum boğum tadına yine de doyum olmuyor. Eve varıp, biraz kendime gelince aklıma yine simit düşüyor ama bu seferki muhakkak kar gibi ezine peynirinin yanında, dilim dilim kıpkırmızı domates ve yeşilliklerle geliyor önüme. Hazzı geciktirerek, soframı büyük bir keyifle kuruyorum, meyve çayımı demliyorum, bazen kitabımı açıyorum, yazsa mutlaka balkonda ya da bahçede oluyorum. Kaç gün kalırsam, o kadar (bazen gün sayısından da fazla) simit sığdırıyorum o günlere.. Üç güne beş-altı simit sığdırdığım, dönüşte de hala gözümün kaldığı bile oluyor! Oysa Münih'te de istesem gidebileceğim bir Türk Mahallesi ve dolayısıyla herşeyin yanısıra simit fırını da var ama aynı olmuyor işte.. Çıtırı tutmuyor, o tutsa tuzu susamı bir oluyor, o tamamsa kokusu aynı değil, ne bileyim yanında bir Boğaz'daki mimoza kokusu, Ankara'nın insanın içine işleyen ayazı ya da Bursa'da Mahkeme Fırını'nın kalabalık telaşesi yok ki.. Ya da en basiti; tek başınıza çekilmez. İşte o nedenle, yurtdışında yaşayan Türklerin en çok özlemini çektiği yiyecek simittir. Kimse aksini iddia edemez. Dolayısıyla birine "simit" derseniz, alacağınız ilk cevap "ayran" ya da "beyaz peynir" olacaktır.

Simit sadece yenmez ama; can simidi diye de birşey vardır ve benim aklıma ilk gelen örnekleri nedense Boğaz Vapurları'nı çepeçevre kuşatan ve mavi-yeşil ve beyazın içinde kavuniçi parlayan, sanki geçen yüzyıla, adeta Boğaz'da atamızın Mr. Koli Basili ile temaşa etmeden özgür kulaçlar atabildiği yıllara aitmiş gibi eski duran ve insanı her sefer "bunlar acil bir durumda gerçekten bir işe yarar mı acaba?" diye düşündürten simitlerdir. O nedenle; simit ve.. ada vapuru diyebilirim mesela.. O simitlerden herhangi birinin denize düşen birine atıldığına hiç şahit olmadım yıllar boyu ama renk cümbüşü olarak tahtanın kahvesi ve vapurun beyazına yakışıyor ve özellikle yaz akşamlarının püfür pürüf gün batımında etrafa daha da güzel bir kızıllık katıyor sanki..

"Mr. and Ms. Smith" var bir de.. Karı koca güzel insanların oynadığı, güzel bir filmdir..

Bir de Smithsonian Institution vardır. Arkeoloji ve tarih konusunda uzmanlaşmış olsa da, Washington D.C.'deki Uzay ve Havacılık Müzesi özellikle ilginçtir ve müze adına bir astroid bile adanmıştır.

Bu arada; Mars Projesi'nden haberiniz var mı? Ben birkaç gündür bu konuda yazacak zaman arıyordum, simitten girdim, tam isabet(!) oldu. Aslında Ocak ayından bu yana, özel bir şirket takriben 2023 gibi Mars'a yerleşecek gönüllüler arıyordu. Bu hafta başında çıkan haberlere göre, şimdiden yaklaşık 10.000 kişinin başvurduğu projeye kaynak yaratmak amacıyla başvuru ve seçim süreci ile Mars Projesi'nin hazırlık aşamasının tamamı TV'den Reality Show tadında yayınlanacakmış! Yani bir nevi "Biri bizi gözetliyor - Mars" ya da "Bugün ne giysem - Mars" ya da "Yemekteyiz - Mars" gibi bir bela daha başımıza yakın zamanda getirilecek gibi duruyor. Oysa ne güzel bir proje olabilirdi bu daha bilgili ellerde.. Beni işin uzaya gitme halinden bir adım ötede, bir psikolog olarak, insanların kısıtlı ortamlarda kuracakları ilişkilerin dinamikleri de çok ilgilendiriyor doğrusu. Ne harika gözlemler yapılabilir o yalıtılmışlıkta..

Sevdicek haftabaşında hafif şiddetli bir deneme yaptı üzerimde, malum bizi çift olarak tanıyanlar bilir, 2 senede bir ülke değiştirme huyumuz vardır ve bu iki sene de doldu şu ara.. Ama problemimiz başka bizim, yerleşecek daha güzel, rahat, insanı kültürle tarihle ve sonsuz olasılıklarla kuşatan ve aynı zamanda iklimi de güzel bir yer daha bulamıyoruz. Kaldık burda yani.. Ama Mars tabii yeni bir heyecan katabilir ilişkimize bilemiyorum.. Genellikle dar alanlarda uzun süre aynı insanı görünce benim heyheylerim tepeme çıkar ama, hadi onu geçtim bir de "gidipte dönmemek" hadisesi var. Ölüm misyonu gibi birşey aslında bu. Mars yörüngesine 500 gün sonra ulaşıyorsun, ee? Kaynak bitti, dönemiyoruz. Evet geri dönüş proje dahilinde planlanmamış, hem teknik açıdan hem de kaynak açısından mümkün değil anlayacağınız. E ben ne diye gideyim o zaman deli miyim? Mars'a ilk yerleşen insan da olmayıvereyim.. Ha bundan 50 sene sonra Mars'a turistik geziler düzenlenir, o zaman tamam. O zaman da seyahat ajentalarıyla değil, şimdiki gibi sırt çantamı atar sırtıma giderim özgür özgür.. Ona göre. Sevdicek yaşlandıkça konformist oluyor, bu tip organize turlara takılıyor işte.. Olacak iş değil.

Neyse, simitten Mars'a bu da böyle akışkan bir yolculuğu oldu bilincimin.. Fin.

6 yorum:

  1. Selam Ceren,
    Simit ve çayı her sabah tadıyorum ya,kahvaltıyı özlerim genelde ben de :))
    Ama çok ayrı kalmasam da,sıcacık simidin tadının,kokusunun ve çay-peynir-simit üçlüsünün kıymetini bilirim elbette :)
    Marsa gitme fikri..neden olmasın..dedirtti bana valla :))
    Sizin dünya küçücükmüş gibi,seyahat etmeniz ve ülke değiştirerek yaşayabilmeniz ise ütopik bir durum benim için..Harika :)
    Selamlar..sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de İstanbul'da çalışırken her sabah köşedeki (genelde MİT olduğundan şüphelenilen bir köşe başı simitçisi her iş yerinin önünde vardır ya) simitçiden o koca İstanbul simidini alır, iş yerinin mutfağından da kendime bir çay koyar, bu iki keyfim yerine gelmeden asla işe başlamazdım :) Yine de bıkmamıştım iyi mi simitten.. Ama kahvaltının yeri başka tabii, hele Türk tipi kahvaltı missss!
      Valla ülke değiştirme işi artık bizim için de ütopik olmuş anladığım kadarıyla sevgili Neşeli ve İncili Günler, anca böyle Mars projeleri falan bir ihtimal :D

      Sil
  2. Süpersin...Her yazın beni öyle doyuruyor ki...bende seni simide doyurmak isterim...yakında Ankaraya gideceğim hem Ankara hem İstanbul simidinden bir koli yapayım yollayayım istedim...Ama kesin bir adresin olsun
    Mars'a ilk simit kolisi yollayan da olurum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hislerimiz karşılıklı sevgili Ayşe :) Çok teşekkür ederim, şu an o koli kapıma gelmiş kadar oldum, düşünmen yeterli! Mars'a kurulacak ilk Türk kolonisinde (kesin vardır böyle bir açılım planımız) simit ticaretini kimseye kaptırmayalım seninle biz e mi..?

      Sil
  3. "insanların kısıtlı ortamlarda kuracakları ilişkilerin dinamikleri"
    üzerine çok şey yazabilirim.

    bir bilezik uğruna bitmiş bir arkadaşlığım var ama iyi ki de bitmiş diyorum: yıl 2011!

    Kim ne derse desin, İzmir'in Gevrek'i, Ankara'nın simidine bin basar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten arkadaşlık o derece basit bir nedenle bitiyorsa, iyi ki bitmiş be J.'ciğim.. Gevrek evet ama Boyoz'a alışamadım, çok yağlı :/

      Sil