1 Nisan 2013 Pazartesi

Havamızı değiştir, ey Nisan!

Mart doğumlu biri olsam da, baharın gelişini müjdeleyen ay olsa da, isminin tınısı hoşuma gitse de, yani genel olarak en sevdiğim aylardan biri olsa da; bu sefer "çok şükür Mart bitti" diyeceğim. Tatsız geçti bu Mart. Bizim buralardan kar kalkamadı, üstelik hala tipi şeklinde yağıyor. Aramızdan ayrılanlar oldu. Yaşamın yeniden yeşermesini beklerken; yaşamın kırılganlığını, ellerimizden kayıp gitmesinin an meselesi olduğunu ve "ertelemenin" ve "beklemenin" zaman kaybından başka birşey olmadığını düşündürdü bize. Ağır geçti bu Mart. Neyse ki bitti.

Portekiz ve İspanya'ya kaçmıştım ortasında, rüya gibi bir kaçış oldu Mart'tan, buraya tıklayarak okuyabilirsiniz gezi notlarımı. Ama dönüşte işler birikmiş, danışanların dertleri ve konuşma istekleri katlanmıştı ve okulun yeni döneminin başlaması öncesi bazı bürokratik işlerin yapılması gerekiyordu. İnsan tatilden dönüşte yeni bir tatile ihtiyaç duyuyor. Tatilin tatiline. Oysa böyle lükslerimiz yok hayatta ve uçaktan realiteye inip, anında hayatın sonsuz devinimine geri katılıyoruz. Pazartesi öğleden sonra, insan sanki hiç tatile gitmemiş gibi hissediyor. O nedenle, tatildeyken anın kıymetini bilmek, gebeş hayatın doya doya tadını çıkartmak lazım.

Bu hafta bekleyen işleri toparlamakla geçti, bünye 15 günde yaymaya hemen adapte olmuş. Azıcık sıkılınca daralınca, son 3 gündür tansiyonumu yerlerden topluyoruz. Tuzlu yoğurtlar, maden suları falan kar etmedi, nedense 83'e 45'in üstüne çıkartamıyorum tansiyonumu. Bu da beni sağda solda birden yanakları elma elma kızaran, menopozlu kadınlar misali buz gibi havada yaka bağır açıp yellenen, bulunduğu yere çöküp "iyiyim iyiyim, geçer şimdi" diyen nanemolla birine çevirdi. Neyse ki Paskalya tatili nedeniyle 4 güne çıkan haftasonu tatili var, evden burnumu dahi çıkarmadan, elimde güzel bir kitap, yanımda bol su ve meyve ile bol bol dinleniyorum. Şikayetçi değilim, sadece spora ve yogaya gidememek bünyemi geriyor azıcık.

Bir de aklımda devamlı yaşamın anlık oluşu, henüz yapamadıklarım ve bunları yapamadan ölmek olasılığı dolanıyor. Hayata gözlerimi huzur içinde yummak istiyorum; pişmanlıklar ve keşkeler yerine iyi ki yapmışım, iyi ki görmüşüm, koklamışım, hissetmişim'ler ile dolu olarak.

Ufak bir liste yaptım bu nedenle, sizle de paylaşmak istiyorum. Belki siz de birer tane yapar, benimle paylaşırsınız.. Bu listedeki bazı şeyler defalarca tekrarladıklarımdan, bazıları ise henüz hiç denemediklerimden ibaret.

1. Ilık bir akşam üzeri güneş batarken, rahat bir koltukta oturarak Pink Martini'nin Hang on Little Tomato şarkısını dinle. Özellikle klarnet solosunu doya doya içine çek.
2. Kendini "başkalarının" ölçütlerine göre değerlendirmeyi bırak. Mesela politik doğruculuk adına, aslında sana ters olan ama çevrendekiler istiyor diye katlandığın sosyal gereklilikleri ve beklentileri yerine getirmek zorunda değilsin. Aynı şekilde, kendin dışındaki diğer insanların yanlış seçimleri için endişe duymayı da bırak. Ananen ne diyor hatırla "beyinler pazarda satışa çıkmış, yine herkes kendi beynini almış", yani herkesin yolu kendine.. Herkesin yaşamdan öğreneceği farklı. Senin aşikar gördüklerini, başkasına zorla göstermeye uğraşmak, boşu boşuna zaman ve enerji kaybı. Bırak herkes kendi hızında, kendi yönüne kürek çeksin.
3. Mesnevi'yi oku. Ama acele etmeden, yavaş yavaş oku.
4. "Berry" familyasından kırmızı ve mor meyveleri bol bol ye. Ama pırıl pırıl, incecik bir cam kadehte, renklerini de tadları kadar duyumsayarak ye.
5. Küçük detaylara, ne kadar can sıkıcı olsalar da, fazla takılma. Fındık kabuğunu doldurmayacak sorunları büyütüp büyütüp bir bardak suda fırtınalar yaşama haline çevirme. Bunu sık yapıyorsun. Bu huyunu değiştir.
6. Hayatında bir kez şu pedikür denen olayı dene. Biliyorum huylanıyorsun ama o kadar çok kadının bir bildiği olmalı canım..
7. Daha verici, daha az talepkar bir insan olmaya çalış.
8. Daha sık yaz, yazmak seni mutlu ediyor, yazarken daha az acelecisin ve daha rahat düşünebiliyorsun, yazarak bazı şeyleri görebiliyorsun. O yüzden daha sık yaz.

6 yorum:

  1. Merhaba,
    Önce gezi yazınızı okudum,çok güzeldi :)
    Yaşama dair sözleriniz,yaptıklarımız,yapamadıklarımız,keşkelerimiz ise düşündürücü.
    Tüm maddelere katılıyorum,ben de kısaca şunu ekleyeyim:
    ''Kendin olmak,ruhunu özgür bırakmak,istediğin hayatı yaşamak..istediğim.Bu cümleye öyle çok şey sığıyor ki zaten..daha ne diyeyim :)''

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah Özgürlük! O olmadan hiçbirşeyin tadı tuzu yok ki.. Sadece başkası tarafından değil, kendi zincirlerimizin kölesi de oluyoruz dediğin gibi!

      Sil
  2. Cerenmus özlemiştim seni. İyi ki geldin.

    Zamansız gidenler hep sarsar insan ruhunu. Ve insan ölümü daha sık düşünür olur doğal olarak. Fakat bu sağlıklı birşey değil. Kaçır gözlerini ölümden. Bu biraz çabayla olan birşey.

    Listeni çok beğendim. Berry'lerden burda pek yok. Dut var. Ama diğerlerini tazesini bulmak zor. Olsaydı keşke. Anneannenin sözüne de bayıldım ve 2 numaralı maddeyi koca puntoyla yazıp çerçeveletip duvarıma asmam lazım aslında. Şimdi gidip youtube'dan pink martini dinleyip yeni postumu yazıcam. Sevgiler kocaman.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harikasın Küçük Joe :) Bize gelemeyen ılık bahar havası size geldi o zaman! Dut da burada yok, bu berry milleti etrafa pek adil dağıtılmamış sanki?! :)

      Sil
  3. O kadar çok ölüm görmüşüm ki, yarım kalmışlıklara sinirlenmiyorum!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yarım kalmış ölümler mi? Ölmesi gerekirken ölemeyenler yani? Çok doğru ya, bu konuda yazmak lazım bir ara.

      Sil