3 Nisan 2013 Çarşamba

Bloglar ve blog yazmak

Yazdığım üç blog var. Takip ettiğimse yaklaşık kırk blog. Fikirlerine ya da yaşam felsefelerine katılsam da katılmasam da, hepsini keyifle okuyorum, arada yorum yazıyorum, bana yorum yazıldığında mutlu oluyorum. Genellikle günümün bir saate yakın zamanı blog okumak ya da yazmakla geçiyor. Çoğu zaman gündemi bile, her gün mutlaka okuduğum türk ve yabancı menşeyli internet gazetelerinden ya da haber ajanslarından önce bloglardan öğreniyorum. Bloglar hayatımda önemli bir yer kaplıyor.

Benim için bir blogu okunası yapan şey, samimi olması diye düşünüyordum. "Dum" dedim çünkü son bir saattir bundan artık o kadar da emin değilim.. Buna döneceğim.. Önce biraz "neyi ve kimi okuyorum" diye düşünmek istiyorum. Takip ettiğim blogların neredeyse tamamının 130'un altında takipçisi var. Bu bence blog yazarının daha özgür yazmasına, sanki bir kitleye hitap ediyor gibi değil de, elinde çayı-kahvesi, karşısında üç beş tane sevdiği arkadaşlarıyla sohbet ediyormuş gibi rahat ve samimi yazmasına vesile oluyor. Az takipçin olunca, kendinden daha çok şey katıyorsun. İnsanlara birşeyleri kanıtlamak, öğretmek, belletmek gibi dertlerin olmuyor. Kötü de yazsan, o gün tam havanda da olsan, zaten dostlar arasındasın. Bunlar dışında kalan birkaç blog ise baya popüler bloglar, binli rakamlarla takip ediliyorlar. Onların da kaleminin gücüne, dilinin keskinliğine, popüler olup yine de "öğreten adam/kadın"lığa soyunmamış, kendi rengini koruyan bloglar oluşuna dikkat ediyorum. Öğreten adam/kadın derken, bilgi veren değil de bu şöyledir, bunlar böyledir gibi tümevarımlara varan ve vardırmaya çalışanları diyorum. Yoksa bir blogdan "öğrenmek" en güzel tatlardan biri..

Takipçi sayısı dışında, konu skalası da çok geniş takip ettiğim blogların. Bazı blogları Türkiye'deki sivil toplum hareketlerinden, edebiyatın geçirdiği sonsuz metamorfozdan ya da ilgilendiğim bilim ya da sanat dallarındaki özgür düşüncenin gelişiminden kopmamak adına takip ediyorum ama bunlar arasında yine tanıtım ya da eleştiri yazıları olmuyor. Genellikle kişilerin konu hakkındaki yorumlarını okumaktan hoşlanıyorum. Bazı blogların yazarlarını yüzyüze tanıdığım ve birbirimizden uzakta kaldığımız halde kopmak istemediğim için okuyorum. Bu da bana, günümüzün karmaşık ve çoğulcu sosyal sistemlerinde, belirlediğim ve sınırlarını çizebildiğim bir yaşama, bir kimliğe aidiyet hissi verdiği için rahatlatıyor; kolayca kaçmaya meyilli olduğum izolasyonumu, kopukluğumu, marjinalleşmemi önlüyor. Aidiyet bir yana, öteyandan, bir blogun yazarının farklı bir cinsiyetten, sosyal tabakadan, inanç ya da değerler sisteminden geliyor olması beni çeken bir başka nokta. Bu blogları soluk soluğa okuyorum. Yaşamadığım ama empati kurabildiğim yaşamların en sıradan hikayeleri bile beni büyülüyor. Sonsuz seçeneklerle dolu yaşamda, benimkinden farklı bir yolu seçmiş bir insanın öyküsündeki en ufak ayrıntı bile, bana bir roman içinde huzur dolu bir kaybolmuşluk hissi veriyor. Birinin sabah yediği reçelli ekmeği anlatması, bir başkasının yol üzerinde gördüğü bir çocuk eldiveni tekinden bahsetmesi, beni sanki bir başka hayatı yaşamışım gibi heyecanlandırıyor. Bu nedenle; film eleştirileri, kitap eleştirileri, sadece mekanı anlatan kuru seyahat notları, politik sistemi yeren düz yazılar, bilimsel bir makalenin eleştirisi ya da moda/alışveriş/kişisel gelişim blogları hiç ama hiç ilgimi çekmiyor. Kişisel bloglar, insanların blogların satır aralarına gizledikleri ve benim ancak saniyelik dokunabildiğim yaşamları benim ilgimi çekiyor. Bunları okuyorum ben.

Okumaya devam ettiren ise, samimiyetleri diye düşünüyordum. "Dum"a geldi şimdi sıra. Bir yazar var takip ettiğim, inanılmaz bir kalemi var. Blogunu bulduğum ilk günden sarstı beni kaleminin gücü. Ne yazsa emiyor gözlerim. Yazdıkları yaşamından. Ya da en azından ben öyle olduğuna emindim bu güne dek. İlk kez acaba? dedim bugün, acaba hikaye mi bu yazdıkları? Çünkü bir tutarsızlık keşfettim yazdıklarında, birşeyler uymuyor, oturmuyor. Olabilir mi? Bu düşünce beni yıktı birden, çok ağır geldi. Samimi olmaması fikri inanılmaz ağır geldi. Nedense..

Oysa çok güçlü bazı kalemler var, hayal hikayeler yazdıklarını biliyorum. Bazı ünlü yazarların bile, kendi kişilikleri dışında bir başka üslubla yazmaları ve bu kişilikle de farklı bir üne sahip olmaları son derece bilindik, son derece doğalken.. Neden blog yazarlarının böyle bir hakkı olmasın ki? Bu yazılanların gerçek olmaması neden beni bu kadar rahatsız ediyor ki? Oysa ne kadar güçlü hikayeler, cam kadar gerçek, o kadar güçlü yazılar.. Neden böyle kabul edemiyorum, neden ille hikayelere bir beden, bir kan, bir can vermem gerekiyor? Samimi olunması, kendi yaşamının yazılması neden önemli? Neden ben kendimi bir başkasının yerine koyup okuyabiliyorum da, bir başkasının da yazdığı kişinin kimliğine bürünerek yazabileceğini kabullenemiyorum?

Hayır, bloglarda samimiyet sandığım kadar önemli değil. Artık buna inanıyorum.. Sanat, edebiyat tek boyutlu değil çünkü. Kalıplara sokulabilecek birşey değil. Kaygan, değişken, özgür, akışkan birşey. Ak ya da kara olmak zorunda değil, samimi olmak zorunda değil, seni mutlu etmek, bir amaca hizmet etmek zorunda hiç değil. Sanatçı, edebiyatçı, eserin ya da düşüncenin sahibi de onun efendisi değil, hizmetkarı olmalı.. Belki köpeği hatta, o nereye giderse, arkasından takip edeceği..

Son söz olarak, etik anlamda bir samimiyet diyelim önemli olan, yani başkasının düşüncesini çalmamak, kendi düşüncen gibi göstermemek - ki onu da yapan çok.... Ne yazık ki.

26 yorum:

  1. Cerenmus senin takip ettiğin blogları çok merak ettim. Özellikle de bahsi geçen blogu. Ama şimdi kim o desem olmayacak. Biliyorum. Bari takip ettiklerini bir sıralasan yan tarafa?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mesela seni çok çok keyifle takip ediyorum Küçük Joe! :D

      Sil
  2. Dusundurucu.. Yazarken kendini acmaya da kapatmaya da ozgur insan. Ben riyakarliga tahammul edemiyorum: Kendini gosterir gibi yapip kapatanlara. Hatta actigina inanirken daha da kapatanlar, kendi yalanlarina "samimiyetle" inananlar var (masum ama korkmus vakalar... olabilir, kendini acmak cesaret isi ne de olsa) Yanlislikla onlardan biri olmaktan odum kopuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazısı da özellikle öyle yapıyor sanırım, gizemli insan havası :) Çekici ama o da.. Zaten riyakarlığı anladığın anda soğuyorsun dimi.. Ben de.

      Sil
  3. ben şimdiye kadar "blog yazmak" üzerine bundan daha iyi bir yazı okumadım.
    "DUM" çelişkinin sende ne kadar ağır bir etki yarattığını hissettiren sözcükleri bir araya getirmek için oturup gerçekten de üzerinde düşünerek kaleme aldığını hissedebildim.
    ama şu var, sonuçta sosyal medya dediğimiz alem de bir bakıma sanallığın en işlek caddelerinden biridir...
    tıpkı bir roman'da başkahramanı öldüren yazara karşı beslediğim duygular gibi bu söylediklerin. sonuçta sanal alemdeyiz, bloglar bazen gerçekliği bazen de hiç olmayacakları, yuh artıkları sunar bize. daha farklı yazarlar, daha gerçekçi metinler bulmak için at kendini blog meydanlarına :)
    fazla takma derim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Evet, dediğin gibi kitabı çok sevdiğim ama yazarın son dakika gölünü yiyip kalakaldığım hikayeler de rahatsız ediyor beni ama o rahatsızllık böyle kurdeşen gibi bişey. Tatlı tatlı kaşı dur :D

      Sil
  4. samimiyet önemli olan bence... sadece blog için değil hayat için de önemli :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayat için çok önemli olduğuna katılıyorum :) Blog için kararsızım artık.. Önemli ama gerekli değil desek?

      Sil
  5. O taklitçilik beni yazmaktan soğutuyor Sevgili C.

    Benzer duygular içindeyim genel takip ettiğim bloglar konusunda, ki şu an için takip ettiğim sanırım sadece 5 blog var. Evet, hem vakitsizlikten hem de samimiyetsizlikten.
    3ü sana ait :)
    Yalakalık yapmadığımı bilecek kadar da tanıyorsun beni.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahihihihi şımartma beni diye kırıtasım geldi, AVMye gitmiş liseli kız misali.. Ya taklitçilere inanılmaz çok sinir oluyorum, hele bildik tanıdık dediklerin yapınca, artık pes! Bazı insanlar yetersizliklerini bu şekilde gideriyor diyip geçmek lazım ama insan yazıdan soğuyor, haklısın.. Şu sağ tuşa yasak koyma olayı en azından copy paste'i engelliyor..
      Ya ama özellikle de bu sıralar senin yazılarını çok özledim J..! Ben de yalakalık yapmıyorum da tabii.. Hissiyatım budur yani..

      Sil
  6. bir sosyolog edasıyla giriyorum konuya bu yorum uzun olacak bastan belirteyim:))

    efenim kisisel fikrim sudur,
    simdi düsününce kisisel fikrim yokmus meğer bu konu hakkında:)

    cerenmus oyle hüzünlü yazılar yazan insanlar tanıdım...
    sahane ama hep hüzünlü hep kederli.
    hatta kardesim sizin yüzünüzden küçük emrah dinlemeye basladım iyisiniz hossunuz amma bu ne çile boyle diye yorumlar yazdım arkadaslara hahaaa

    tanıstım sonra bazılarıyla...
    aneam nasıl keyifli nasıl sen sakrak nasıl güzel kahkalar atan insanlar.
    olamaz demi,stim ya bu yazıları sen-siz yazıyo olamazsınız.

    simdi toparlayabilirsem konuyu ki bu konuda berbatımdır:))

    bazı insanlar gerçek hayatta olamadıkları soyleyemedikleri yapamadıkları seyleri buralarda yapıyolar...
    bazıları ama.
    bir hayat istiyolar olmuyo.
    burda kuruyolar o hayatı.
    bir gizem istiyolar olmuyo...
    burda kuruyolar o gizemi.
    bir karizma bir cazibe istiyolar olmuyo hodüğün onde gidenidir mesela hodüklük paraylamı..
    burda kuruyo o karizmayı cazibeyi.

    toparlayamam berbatımdır bu konuda dedimdi dimi ben sana:)))


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence çok güzel toparlamışsınız sevgili Absalom :)

      Sil
  7. Ceren Hanım merhaba,
    Blogda samimi olabilmek işin özü galiba dediğin gibi.
    *********
    Benim yazıma yaptığın yorumda dalışla ilgili fikrini yazmıştın,ben de cevabımı buraya da eklemek istedim,selamlar :))
    *********
    Sizin de dalış sevginiz olduğunu biliyorum.Gezi yazılarınızı okuyorum.Ben de küçükken,Kaptan Cousteau'yu merakla izlerdim ama,maalesef bizler denizden uzak büyüdük.
    Gezi yazılarını keyifle okuyorum,detaylı ve samimi yazıyorsunuz.Çok özgür bir tarzda gezdiğiniz yazıya yansıyor.
    İtalya-Dolomitler gezinizde tattığınız,Sinyor Segna'nın yemeklerinden yemek isterim gidersem :)
    Filipinler-Palawan-Al baguen Adasındaki dalışınız ve gezi çok güzelmiş.
    Münih-Bavyera-Neuschwanstein Kalesini görmeyi çok isterim,orası masallardan fırlamış gibi görünüyor.
    Afrika'da gezdiğiniz yerler,farklı,görmek lazım.Malawi,Namibya,Cape Town.
    Özellikle Fas ve Tunus anlatımların beni oraya götürdü sanki.Çöl havasını bir koklamak lazım demek ki(Alberto-Vasques Figueroa'nın Tuareg kitabını anımsatıyor bana oralar-çok sevdiğim bir kitap)
    Fiji'de evlenmeniz,Maldivler,Avustralya,Umman,Mısır ve daha nice gezileriniz.
    Yazdığın yerlere gidecek olursam,mutlaka yazdıklarını tekrar okuyacağım.
    Keyifli gezmeler dilerim,gezin ve paylaşmaya devam edin lütfen :)
    Darısı bize diyelim,selamlar :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tüm hayatımı yorum bazında özetlemişsiniz yahu Neşeli ve İncili Günler :)) Çok teşekkürler, son cümlenize de Amin!

      Sil
  8. o bloğu ben de merak ettim şimdi :)

    YanıtlaSil
  9. her zaman lezzetli sıfatı yemekler için kullanılmaz bu yazı da bunu gösteriyor, blog yazmak üzerine blogger ve yazılar üzerine çok lezzetli bir yazı olmuş ellerinize sağlık

    YanıtlaSil
  10. Yazınızı keyifle. Blog yazarlığında en önemli nokta özgün içerik üretmek. Kopya içerikler ile yapılan blog yazarlığı ile bir yere varılamayacağını bilmek gerekiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kopya içeriklerle biryere varmak mümkün olmadığı gibi aynı zamanda da yasal açıdan kopyacının başını belaya sokabilir ve sokmalıdır da hatta.. Fotoğraf paylaşımlarında bu yaşanıyor ama yazı paylaşımlarında nedense göz ardı edilebiliyor. Yakalandığında yasal yaptırımı büyük tabii.

      Sil
  11. Ceren bende bu kadar etkileyici bir yazı okumadım blog yazma ve okuma hakkında,şunu söylemeyi çok istiyorum o da "tutarlılık" sorunu...örneğin deli gibi seni okuyorum,her yazını yaşadıklarını ve senin gibi olmak istiyorum,vallahi ama kötü niyetle değil tamamen iyi şeyler düşünerek...onun gibi olmalı insan diyorum,gözü kara çok gezen çok bilen,akıllı,kültürlü ..onun bloğu okunmayacak da benim kapı dışarı çıkamadığım evimin bir odasından ruhsal hezeyanlarımı,deprasyonlarımı yada basit çocukluk anılarımı anlattığım bloğum mu? ne zamandır hayal kuruyorum bende yurt dışına çıkayım yeni bir üniversite daha okuyayım,yeni yerlerde yeni ayşeler olayım...bloğum okunsun diye değil senin gibi yazabilmek için bunlar...yaşanmışlıklar bir evin içi ile sınırlanmışsa yazmak çok zor ,hele dünyada en çok sevdiğim şey yazmak iken...değişik ülkeler,yüzler,diller,renkler hayal gücümü geliştirir daha iyi yazabilirdim...ilk kez hıdırellez de balkonumda ki gülün dibine bir kağıt parçası gömdüm,benim de bir işim olsun,para kazanıp dünyanın tüm renklerini görebileyim diye kendi resmimi dünyanın üzerine oturttum...gizli gizli...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayşe çok teşekkürler, bu iltifatlar çok güzel ama senin kaleminin gücüne de ben hayranım. Bence yazarlık dört duvar arasında bile çok güçlü olabilen ama en elverişli koşulda dahi gelişemeyen bir yetenek ve bu sende var. Bloğunu zevkle okuyorum, umarım kitabını (kitaplarını) da zevkle okurum yakın gelecekte. Sevgiler.

      Sil
  12. Web sitenizi beğenerek ziyaret ediyorum. Başarılarınızın devamını dilerim.

    YanıtlaSil
  13. Açıkçası, blog yazma işi hem son derece faydalı hem de zevkli bir iştir. Gündelik hayatın akışı içerisinde görüş ve düşüncelerini bir blogda paylaşmak ve insanların onu okuduğunu bilmek gerçekten güzel bir şey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faydacılık dalından hiç bakmamıştım konuya ama haklısınız, her ne kadar öğretici bloglardan hiç ama hiç hoşlanmasam da blog yazmanın bir "toplumu eğitme" özlemi de olabiliyor.
      Ama gerçekten okunsa da okunmasa da insanın yazması, terapi gibi birşey kendisine :)

      Sil
  14. çok güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş emeğinize sağlık

    YanıtlaSil