6 Şubat 2013 Çarşamba

Spora severek gidebilmek için neler yapmalı?

Avantajlı internet alışverişi çıkalıberi, normalde baya maliyetli olan modern spor salonlarının üyelik ücretleri çok avantajlı hale geldi. Dolayısıyla birçoğunuz "bu fırsatı" kaçırmadınız ve hemen bir spor salonuna yazıldınız, duydum! Tabii adamlar cin-fikirli, hepinizi yıllık üye ettiler di'mi? Siz de süslendiniz, püslendiniz, hatta belki yeni koşu ayakkabıları edindiniz, üç dört kere gittiniz, sonra birden bıkıverdiniz, onu da duydum! Şimdi evde, yattığı yerde karpuz misali büyümekte olan kış-göbeğinize bakıp, kendinize sinirlenerek, "o kadar para saydım, haftada iki gitsem çıkar aslında parası" hesapları yaptığınızı da biliyorum. E, bu duruma seyirci kalamıyorum, sizi şevke getirip spor salonuna geri döndüresim var!

Kış mevsiminde ne yazık ki kış uykusuna yatamıyoruz ama metabolizmamız ciddi derecede yavaşlıyor. Sabahları yataktan çıkamama, iş yerinde patronun gözünün içine baka baka esneme halleri, haftasonu gelse de uzun uzun uyusam hayalleri, hep bu metabolizma yavaşlamasından! Bol yeşillik, bol su, taze zencefilli çaylar, bir de spor size ihtiyacınız olan enerjiyi geri kazandıracak aslında ama ona bile üşeniyorsunuz yahu. Yapmayın. Haydi kalkın, spora gidiyoruz!

Bir kere spor salonunun seçimi sırasında, ortamın doğal ışıkla aydınlatıldığına, havadar ve fazla sıcak olmadığına, çok kalabalık ve de çok dar alanda fazla alet bulundurmadığına dikkat etmeniz lazım. Soyunma salonu, duşlar ve temizlik de çok önemli. Salonda spor akademisi mezunu eğitmenlerin olması, onlara istediğiniz anda danışabilmeniz önemli. Ayrıca rutin aletli jimnastik dışında, yoga, pilates, aerobik, dans gibi kurslar sunması da artı özellikler.

Salonu sevmeniz, rahat hareket edebilmeniz motivasyonunuz açısından önemli. Ama daha önemli olan, işi rutine bindirmemek. Yani ille her cumartesi sabah 9'da spora gideceksiniz diye bir kural koymayın kendinize. Zaman bulduğunuzda, canınız biraz hareketlenmek istediğinde gidin. Haftada 2 gün 40dk'lık spor yararlı diyorlar ama bana göre işi rutine bindirmeden, zorunluluk hissetmeden, keyif alarak yapılan spor en yararlısı.

Spor salonu yakınsa, yürüyerek gitmek hem kaslarınızın ısınmasına ve dolayısıyla yaralanmaların önüne geçilmesine, hem de genelde pek sıkıcı geçen "ön-yürüyüş" dönemini aradan çıkarmanıza yarayacak. Bu sayede, salona girdiğiniz gibi koşu bandına geçebilirsiniz. Koşu bandı ya da uzay yürüyüşü aleti, genelde salonun arka taraflarında bulunur, bir ön sırada bisikletler olur. Salona düzenli devam eden birkaç "güzel insan" illa ki bu bisikletlerin üzerinde bulunur çünkü bisiklet üst bacak ve toto kaslarını geliştirir ve sizi "sevap kazanmak için, bakılası güzel insan" kıvamına sokar. Siz illa ki bu insanların yakınında bir koşu bandı ya da uzay yürüyüşü aleti seçin, sadece sevap kazanmak için değil, güzel insanların çevresinde spor yapan insanların motivasyonlarının diğerlerinden daha yüksek olduğu, daha uzun sürelerle spor yaptıkları ve daha enerjik oldukları bir sürü spor psikolojisi makalesinde kanıtlanmış bulunduğu için! Tabii gözünüzü dikip, kent magandası kıvamında bakmayın insancıklara, ama ara sıra kaçamak bir bakış atın yahu..

Spor yaparken, spor yapan diğer insanları rahatsız etmeden kibar bir şekilde, çaktırmadan izlemek zamanın hızlı geçmesini sağlar. Bu sayede, her salonda istisnasız bulunan klasik tipleri saptama şansınız da olur. Bunlar; içimizdeki cep herkülü (1.50 boyunda, kalın enseli, minimum 80kg ağırlıkla çalışan o demir-adam), kuaförden-kop-gel-hatun (terleseniz dahi akmayan kalıcı makyaj tiyoları konusunda doğal blogger), köşede sessizce didinen ve "kaç defa gelirsem aylık ücreti çıkarırım" hesabı yapan o tombul (ve kaçınılmaz olarak insan kaynakçısı) kız, hangi aletin nasıl ayarlandığını adı gibi bilen ve bir aletin önünde iki saniyeden uzun durakladığınızda hemen yardımınıza koşan o "The Good Samaritan" (ki kendisi ideal eşin spor salonunda bulunacağına da iki senedir tüm kalbiyle inanan biridir, dikkat) ve spor yapmaya odaklanacağına, psikolog olmanın doğal getirisi olan sosyal gözlemcilik adına etrafı incelemeye odaklanan bendeniz..

Bir diğer önemli nokta, dinlediğiniz müzik türünün motivasyonunuz ve bedensel dayanıklılığınız üzerinde çok önemli bir etkisi olduğunu bilin! Hareketli müzikler sizi canlandırır, motive eder. Bu nedenle salonlarda genellikle Türk popunun en cıstak eserleri veya Batı müziğinin en korkunç hiphopları çalınır. Bu müzik türlerinden zevk almıyorsanız, mutlak surette dış seslere izolasyonu olan bir kulaklık eşliğinde kendi müziğinizi götürün. Bir elektro-swing, jazz-funk, hadi en azından Manu Chao'nun size yaptıracaklarına inanamayacaksınız..

Koşu bandı ya da uzay yürüyüşünden sonra, birazcık da yerçekiminin etkisine giren kol ve bacak kaslarınızı çalıştırmadan, belinizi güçlendirmeden sakın bitirmeyin sporu. Isınmak kadar soğumak da önemlidir, yoksa hem kas ağrısı çeker hem de sakatlanma riskinizi arttırırsınız.

Umarım bu ipuçları işinize yarar ve kampanyalı üyelikleriniz bitmeden spor salonlarının da aslında çok keyifli yerler olabileceğine dair bir inanç edinmiş olarak yaşamınıza devam eder, o ayva göbeği de bikini sezonu başlamadan bir an önce eritirsiniz sevgili bloggercıklarım!

11 yorum:

  1. Sevgili cerenmus spor salonlarında bayağı bir takılmış biri olarak o anları aynen yaşadım :D
    Tarçın çayına benim çook ihtiyacım var

    YanıtlaSil
  2. :D Benim de şöyle yumuşacık bir rose şaraba! Şarapseverler Hayalperest'in bloğuna marş marş!

    YanıtlaSil
  3. Hala düzenimi oturtamadığım için spor salonlarına bakmıyorum bile ama işe yürüyerek gidip geliyorum. Sayılmaz mı??

    Ayrıca "üst tıp bilgim"* ve Dr.Oz testleri ile kendime çölyak teşhisi koydum. Gıda allerjilerimi ortadan kaldırınca işe parende atarak gidip gelirim!

    *:)

    YanıtlaSil
  4. Ahahahaha! Ankara'nın karlı kaldırımlarında buz pateni yapmak dururken, kim spor salonuna para versin..?! İkimiz de cilt problemlerine takılmışız desene J., bunu da bir ara ele almak lazım ;)

    YanıtlaSil
  5. dün gece yazını okurken barbar kocam "ne okuyorsun bu kadar ciddiyetle?" diye sordu ahhahah :)

    spor salonu karakterlerine ufak bi katkım olabilir. annesinin zoruyla salona yazılmış, koşu bandında 3 dakka yürüyüp tüyen cılız ergen oğlan (günde 15 saat playstation oynuyor) ve hışır hışır yağmurluğunun kapşonunu takıp, bi de iplerini sıkıp bağlayan ve bisiklete binen adam (kimseyle konuşmaz, koşu bandındaki kızların popolarına bakar).

    ben de ter içinde cross trainer ile boğuşan ve yağmurluklu adama pis pis bakan tipim :)

    YanıtlaSil
  6. :)))) O yağmurluk değil, tv pazarlama sitesinden alınmış özel "terleme ceketi" bikere!

    YanıtlaSil
  7. gecen gunku benim yazima dedigin gibi tam denk gelmis, bakalim ben de basladim umarim devamini getiririm:)

    YanıtlaSil
  8. Lulu'cum, senin neler başardığını blogda takip ettiğim için, bi sporun mu devamını getiremeyeceksin heheeeyt diyor ve sana gaz veriyorum.. Haydi saçlar at kuyruk, bi o yana bi bu yana sallamaya koşu bandınaaaa!

    YanıtlaSil
  9. Evde kullanılabilecek bir cihaz olsa bile sadece koşu bandı alarak zayıflamak mümkün mü kafamı karıştırıyor bu soru işte ?

    YanıtlaSil
  10. Benim evimde bir dönem koşu bandı vardı ve (düzenli kullanıldığı taktirde tabii, yani haftada 2-3 kez 30dk koşudan bahsediyorum) kondisyon sağlamada çok da faydasını gördüm. Ama apartmanda yaşıyorsanız, yalıtım yapsanız bile aşağı kata çok fazla gürültü gider ne yazık ki.

    YanıtlaSil
  11. Haftada 3 gün 30'ar dakika yeterli oluyor ama gerçekten bir sonraki gün daha dinç hissediyorum kendimi

    YanıtlaSil