12 Şubat 2013 Salı

Pazartesi keyfi?!?

Pazartesi sendromuna inat, dün çok keyifli başladım haftaya. Aslında bir süredir keyfim pek yerinde, iç huzurum bir Hint Fakiri'nin mükemmel "Ağaç Asanası" duruşu misali dengede. Almanların dediği gibi "toi toi toi" yani MAŞALLAH diyelim, nazara kem gözlere gelmeyelim. Sanırım bu dengeli ruh halinin nedeni, son zamanlarda hayatın karşıma hep düzgün ve dingin, sevimli ve pozitif insanları çıkarıyor oluşu. Doğrusu ben de tanrıyla ne zaman konuşsam "yoluma iyi insanları çıkar, bana kılavuz ol" dileğimi yinelerim. O da yollar bana bu güzel insanları, içten edilen duanın kabul olmadığı nerede görülmüş?

Dün sabah çok güzel üç tane email aldım, ilki çok sevdiğim eski bir dostumdan geldi. Çok uzun zamandır üzerinde çalıştığı projesini hayata geçirmiş ve bu müjdeyi ilk benimle paylaşmak istemiş! "Biliyorum mutluluğum senin verdiğin tepkiyle katlanacak" demiş, hakikaten daha bu cümleyi okumadan bile yerimde gerdan kıvırır, 32diş meydanda sırıtır vaziyetteydim onun adına. İkinci mail, doktora hocamdan gelmişti. Almanların doktora hocalarına neden "doktora babası" dediklerini açıklayan ve özette "merak etme, rahat ol, yaşamının şu dönemine odaklan" temalı bir maildi. Ona yazdığım "durum güncellemesi" üzerine yazılmıştı ve bizim ülkenimizde alışkın olduğumuz klasik kendi çalışmayan ama öğrencisini köle gibi çalıştıran akademik insan profiline tamamen zıt bir profil çizmesi nedeniyle bana her sefer olduğu gibi yine sürpriz olmuştu. İtiraf edelim, kimse doktorasıyla dünyanın daha iyi bir yer olmasını başaramaz ve ancak şanslıysa, doktora aşamasında öğrendikleriyle kendi entellektüel yaşamını zenginleştirebilir. O zaman, doğru yoldayım "baba" nın dediği gibi.. Son mail ise çok kısa bir süre önce tamamen şans ve yaşamımızdaki ortak tesadüfler üzerine tanıştığım, şu an Tayland'ın en güzel sahillerinden birinde güneşlenmekte olan bir gezgin dosttan geldi. Sıcacık, tatilin dinginliğinde ve minik kızının neşesiyle harmanlanıp yazılmış bir maildi, benim de -10 derecelik gri Münih günümü güneş gibi aydınlattı, sağolsun!

Bu rahat ve çevresine pozitif enerji yayan insancıklar sayesinde, Pazartesi Sendromu'nu hiç hissetmeden geçirdim. Aslında takılıp kalsam, bir sürü sıkıntının yaşandığı bir gün olarak algılayabilirdim de. Birkaç yazı önce bahsettiğim "mutluluk okulu" projesinde "öğrenci"nin birini kışkışlamak durumunda kaldık dün. Mutlu olabilmek için, öncelikle kişinin mutlu olmayı istemesi gerek. Bu en önemli adımı atlamışız geçen hafta. Bu hafta grubu sürekli dertlerinden bahsetmek suretiyle aşağı çekmek isteyen, bakış açısını değiştirmeyi tamamen reddeden bir üyemiz, grubun diğer üyeleri tarafından gruptan resmen kovuldu. Ben de düzenleyici olarak müdahale etmedim, grup dinamiklerinin oturması için gerekliydi bu. Kovulan kişi zaten depresyon için tedavi alıyor, dolayısıyla pek birşey öğreneceğini sanmadığım bu ek grup terapisini almaması onun için çok büyük bir kayıp değil. Üstelik bu kişi sosyal ilişkilerde sorun yaşayan biri ve bu "kovulma"nın onu belki de titretip düşündürebileceğini umuyorum.

Gruptan olumsuz insanların "ayıklanmasına" karşı değilim, çünkü gerçek yaşamda da bu tip insanları ayıklama, kendi isteğimizle yaşamımızdan çıkarma hakkına sahibiz. Bazen sosyal zorunluluklarla bir süre bu tip insanlara "dayanmak" gerekse de, önünde sonunda sosyal çevremizi kendimiz belirleyebilmek, bizim sosyo-psikolojik gelişimimiz açısından öğrenmemiz ve uygulamamız gereken bir adım. Doğu felsefelerinde bu "çevreni sadeleştir, sadece güzellikleri ve huzuru içine al" öğretilerinde ele alınır. Eğer olumlu bir yaşam sürmek istiyorsan, beş duyunu ve zekanı kullanarak çevredeki uyaranları, kendi mutluluğun ve huzurunun devamını sağlayacak şekilde seçmelisin. Seni aşağı çeken, gününü karartan, keyfini kaçıran olay ve kişileri yaşamından "ayıklamalısın". Devamlı dert dinlersen, dertlenirsin. "Üzüm üzüme baka baka kararır", "Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim" gibi atasözlerinin bahsettiği de budur.

Mesleki yaşamımda dertli insanlara yol gösterebilmek ve ışık tutabilmek için, özel yaşamımda yakın çevremdeki insanların özellikle olumlu, huzurlu, sakin, neşeli ve bilge kişiler olmasına dikkat ediyorum. Tabii ki dertsiz insan olmaz, tabii ki bunu dostlarımızla paylaşacağız. Fakat devamlı yaşama olumsuz açıdan bakan, devamlı hastalıklardan, şanssızlıklardan, gerçekleşmeyen planlardan dem vuran insanlarla da zaman harcamak, ancak kendine ve yaşamın değerine saygısı olmayan, azıcık "ben mutluluğu hak etmiyorum, ben dert tasa çekmeliyim" fikrine saplanıp kalmış, mazoşist insanın işidir. Olumsuzluklarla kuşatılırsan ve kendine bir çıkış yolu açmayı beceremezsen, sen de olumsuz olursun. İyi karma, kötü karma..

Asla bir terapist edasıyla incelemem ve yargılamam çevremdekileri (bir iç mimarı yemeğe çağırırsanız evinizi incelemeye başlamaz, ama seçici algı ve dikkat ile yanlış giden mimari unsurları da fark eder ve iyi bir mimarsa, bu kusurlar sorulmadıysa, insanları gereksiz yere endişelendirmemek adına görüşlerini kendine saklar) ama doğrusu mesleğim gereği özel çevreme giren insanları daha hızlı ve doğru tanıyabiliyorum ve bu benim için yaşamda gereksiz insanlarla zaman, emek ve enerji kaybetmemek adına büyük şans. Bu nedenle insan "ayıkladığım" doğrudur, enerjisinin benimle uyuşmadığını anladığım insanları kolayca çıkarırım hayatımdan. Bu sayede dengede kalıyorum, bu sayede huzurluyum, bu sayede mutluyum. Çünkü evet, elimizden geldiğince olumlu ve neşeli olabilmenin, çevremize "sevgi yayabilmenin" bizim şu hayattaki biricik yaşam görevimiz olduğuna ve bunu başarabilmemiz için, çevremizi bu şekilde düşünen insanlarla yapılandırmamız gerektiğine inanıyorum. Bu anlamda "insan ayıklamayı" herkese de öneririm.

Foto: Cinque Terre, Liguria'nın rengarenk "mutlu" kasabası :)

3 yorum:

  1. Ben de senin yazılarını zevkle okuyorum, bazen o kadar esprili oluyorsun ki o gün aklıma geldikçe gülümsüyorum mesela. Yani sana dokunanlardan bahsederken senin kimlere, ne şekilde dokunduğunu bilemezsin değil mi:)) Sevgiler:)

    YanıtlaSil
  2. :D Teşekkürler, salı günüm de güzelleşti bak! İltifat arsızı olacağım yakında, alkışlarla falan yaşamaya başlayacağım allah muhafaza..

    YanıtlaSil
  3. ben bunu sanırım içgüdüsel olarak yapıyorum kişisel olarak uzun süre mutsuz olmayı kaldıramıyorum sadece yaşamak bile bir mutluluk kaynağı gibi geliyor bana...etrafımda yaşamımdan ne yazık ki çıkaramayacağım böyle bir iki depresif insan var en azından onlardan ayrılınca kendi yaşamımı mutlu kılarak arınıyorum.

    YanıtlaSil