8 Şubat 2013 Cuma

Merhametten maraz doğar

Çooook yakında taşınacağı hayal evinin terasında sardunyalara bakarak sıcak şarap yudumlamak istediğim pek sevgili arkadaşım J., bu hayalini bir an önce gerçekleştirmek adına kendini iş hayatının dehlizlerinde kaybedip harıl harıl çalıştığı için, geçen hafta gözlerden ırak kalmıştı ama neyse ki blog yazmanın terapötik etkisini fark ederek döndü aramıza, sevindirdi bizi. Lakin bu sefer de, odunlar arasında geçirdiğimiz şu hayatta fazla yufka yürekli, fazla ince düşünceli bir insan olmanın ceremesini çekiyor. Kendisine şu yandaki evi armağan ediyorum! Benim de masa üstümde "gelecekteki evim" adıyla duruyor, daraldıkça ara ara açıp bakıyorum.

Çevrede odun çok sevgili bloggercıklarım. Bazısı da "engelli ve hasta" olmanın koruyucu kalkanına bürünmüş odunlar üstelik, ki bunlarla uğraşmak da en zoru çünkü vicdani açıdan bu engelli ve hasta insanların yaptığı ayılıklara cevaben "susup kalma" seçeneğini kullanmamız bekleniyor. Politik doğruculuk ve toplumsal görgü ve ahlak kuralları zaten elimizi kolumuzu bağlıyor da, bir de acıma, merhamet gibi hastalıklı duygulara kapılırsak işimiz iş. Hasta ve engellilere pozitif ayrımcılık yapılmasına karşı değilim, ama bu da onlara "gıcık insan" olup, herkesi keyiflerince kullanmaları hakkını vermemeli. Yani bir insan hem görme engelli hem de ayı olabilir diyorum..

Şu dilenci milletine ben zaten sinir oluyorum, hele bunların bir de hasta ve hasta yakını olanları var ki.. Karışımıza çok çıkıyor bu "kanser hastasıyım, yardım edin" dilencileri, ki benim inandırıcılıklarına dair ciddi şüphelerim var. Bir kere, kanser hastası ya da beraberindeki yakınının sokakta işi ne? İkincisi, evet tedaviler çok pahalı ama birçok hastanın ya sigortası ya da yeşil kartı en azından temel tedavileri almasını sağlıyor. Bu konuda başvurabilecekleri bir çok sosyal yardım kurumu ve STK da var. Ama bazı insanlar sakatlıklarını ya da hastalıklarını kullanarak, hatta biraz da abartarak, sokaklarda dilenmeyi tercih ediyorlar. Üstelik J.'nin başına geldiği gibi, para vermezseniz bir de "sen de kanser ol inşallah" türünde beddua ediyorlar. Nedir bu canım? J.de de, bende de "iyi karma / kötü karma" konularına bir takıntı var zaten.. Sinir olmuş haklı olarak. Lakin, içi kirli olanın bedduasının da kabul olmayacağını bilmesi lazım.

Bir de fazla merhametli olmanın yanlış olduğunu düşünüyorum bloggercıklarım. İnce düşünen, merhametli, acıma duygusu fazla insanların depresyon, kanser, kalp hastalıkları, alzheimer gibi hastalıklara daha sık yakalandıklarını araştırmalar kanıtlıyor. Sosyal arızalarda da; mesela kavgayı ayırmaya çalışan merhametli kişilerin bıçaklanması, boğulmakta olan birine yardım edeyim derken boğulanlar, mahalledeki tüm kedileri beslemeye kalkıp yarı deli "kedici kadın"a dönenler, başkasının borcuna kefil olup evinden ocağından olanlar.. Doğa, belki de bu tiplerin genetik özelliklerini doğal seleksiyonla yok etmeye, daha güçlü nesiller üretmeye çalışıyor!? Bunu bir düşünün derim.

3 yorum:

  1. Kesinlikle canım engelli olmayı ve ayı olmayı aynı anda bünyesinde barındıran çok insan var. Önceden fazlasıyla merhametliydim ama artık nah alırlar. Para verdiğim dilencinin cipe bindiğini gördüğümden beri kimseye para mara vermiyorum, kusura bakmasınlar. Beddua edene ben de aynen cevap veriyorum. Ohh rahatım yani.

    YanıtlaSil
  2. Sevgili C,

    Çok teşekkür ederim. Ahh o sokak patlamayacaktı!! Alana kadar bu sayfadaki ev benim madem!

    İşe elimde şemsiye ile gidip gelmeye karar verdim. bir daha karşıma çıkan olursa, indircem boyunlarına :))

    Sevgi doluyum!

    YanıtlaSil
  3. Acıma, acınacak hale düşersin derler ya. Kesinlikle katılıyorum. Bir de acımak güzel bir şey değil. Bunu kendime günde bin kere filan tekrarlıyorum. Acımanın fazlasında patolojik bir şeyler olduğu kanısındayım. Herşey dozunda olacak.

    YanıtlaSil