20 Şubat 2013 Çarşamba

Ekmek bulamazsa, pasta yesin?

At eti yedirilmiş Avrupalı misali susup kaldığımın farkındayım sevgili bloggercıklarım. Sadece at eti yedirmemişler bize, üstüne bir de Avrupa'da son 60 senenin en karanlık kışını yaşıyormuşuz. Bu ay, geçen yıllardaki Şubat aylarına oranla %55 daha az güneş ışığı alabilmişiz. Bir aydır yerden kar kalkmadı, size şu satırları yazarken dışarıda yine tipi var. Soğuk ve karanlıktayız. Zor durumdayız. Atları kesip yemeye başladık..

Başımızda bir papa otoritesi dahi olmayınca, korkarım yavaş yavaş tırlatıyoruz. Harlem Shake de olmasa, halimiz tümden harap. Baharın gelmesi Mart ayı ortasından sonraya kalırsa ne olacağız bilmiyoruz. Birbirimizi yemeye, yerken dansetmeye, bunu da kürkleri için katledilen bebek foklar için farkındalığı arttırma adına yaptığımızı iddia etmeye başlayabiliriz..

Tuhaf bir çağdayız.
Şuradan anladım.

Dün gece sevdicekle evde peynir imal ettik. Evet, 3 litre sütü kaynattık, ateşten alıp içine bir limonun suyunu kattık, süt kesince kalın tülbente iyice sardık, süzdük, soğuttuk, 2 saat sonra 300-400gr taş gibi peynirimiz olmuştu. Peynir yapmakla da kalmadık, Asya Pazarı'ndan aldığımız envai çeşit baharatı da değerlendirerek benim en çok sevdiğim Hint yemeği olan Palak Paneer yani peynirli ıspanak yemeğini yaptık. Güzel de oldu valla, biraz sosu az olmuş ama tadı iyiydi.


Yalnız Hint yemekleri biraz ağır oluyor, hazmetmek zor oluyor. Sabah aynalarda şişmiş bir mide ve pörtlemiş gözlerle karşılaşınca, inanılmaz bir vicdan azabı buhranı geldi ve işten önce koştura koştura spora gittim. Koşu bandında koşuyorum kan ter içinde, önümde de dizi dizi TV ekranları var. Birinde "Afrika'ya Yardım" programı tanıtılıyor. Bilindik sefalet, açlık görüntüleri. Bir bebe var mesela, kafasındaki damardan takmışlar serumu, bebe ağlamıyor bile. Gözlerinin feri kalmamış, incecik kollar bacaklar, kocaman sıtma göbeği. Gözlerinde ağzında kara sinekler. Biliyorsunuz işte.. O orada öyle, ben kendimi şişman bulduğum için koşu bandında onu izleyerek fazla kaçırılmış yemeği yakmaya çabalıyorum. Yanımdaki çoğu kişi kafasını çeviriyor. Böyle hassas insanlar olmuşuz.

Ben iki ay Afrika'da seyahat ettim biliyorsunuz; bazı bölgeler gerçekten sefil perişan ama genel olarak insanlar da uğraş vermiyor tarım ve hayvancılık adına. Bu beni çok şaşırtmıştı. Batılının yaptığı yardımlar mesela okul yapımına harcanıyor, sonra kimse bakmıyor okula, okul çöküyor iki sene sonra. Giysi yolluyorsunuz ya, onlar pazar yerinde parayla satılıyor mesela. İnanılmaz bir yolsuzluk, politik çürüme olduğu için, yapılan yardımlar belli bazı ailelerin cebine gidiyor, daha beteri silahlanmaya gidiyor falan. Çok acı işler dönüyor Afrika'da ve aklı başında bazı Afrikalılar bu tip rasgele yardım ve medyada sırf ağzı yüzü sinekli çocuk imajının silinmesi adına bir "Anti" yardım kampanyası bile düzenlendiler. Radi-Aid kampanyası; Afrika'lılarca devamlı kış koşullarında yaşayan "zavallı Norveçlilere" yönelik düzenlenen bir yardım kampanyası! Afrika'nın Batı'daki "zavallı" imajının silinip, Afrikalı'nın kendine güvenini geri sağlaması ve artık yardımsız, kendi ayakları üzerinde durma amaçlı yani "sürdürülebilir" yardım anlayışına yönelinmesi fikri üzerine kurulu. Alışmadığımız bir yaklaşım. İlk başta yadırgıyor insan bu "yardım etmeyin artık bize" yaklaşımını, ama düşününce aslında haklılar da..

Öteyandan, zaten Afrikalılar ekmek bulamazlarsa pasta yesinler diye düşündüğümüz için, bu kampanya nedeniyle acaba daha mı kolay göz ardı ederiz ki yaşanan insan hakları ihlallerini, açlığı, sefaleti.. Öyle aklım karıştı yani.

Neyse, ben 350 kalori harcadım, çıktım spordan işe gittim.

8 yorum:

  1. "güç, politikalar, kimlik" diye bi ders aldım yıllar önce, bi kaç ayımı afrika'nın bu kolonizasyon furyasında başına gelenleri okuyarak geçirdim. hala aklımdan çıkmıyor. ben de pakistan'da kaldım 5 hafta, fakirlik ve çürüme açısından afrika'dan pek de bi farkı yok. avrupalıların vicdan azabını anlıyorum, bi ülkeye girip cebren ve hileyle bütün kaynaklarını kullanırsan, kendine yerel halktan yandaşlar yaratıp beslersen, işin bittiğinde arkanda yangın yeri bırakırsın. jenerasyonların psikolojisini nasıl etkilediğini sen daha iyi bilirsin, ben elimde olmadan arkeolog gibi bakıyorum.

    avusturalya'da mesela, çok esaslı aborjin tarihçiler var, bu kolonizasyon meselesini çalışıyorlar, başlarına gelenleri belgeleyip tartışıyorlar. akademia'nın bi şeye çare olacağını düşünmüyorum ama hiç yoktan iyidir :)

    bunları da yazayım bi ara diye düşünüyordum, gene geldim buraya döktüm içimi. siz de dişinizi biraz sıkın, yeni papa madonna olacakmış, öyle duydum mehhehheh :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya bir de sinirleniyor insan bu çaresizlik adı altındaki tembelliğe, çok tuhaf bir ikilem..
      sömürgecilik tabii herşeyin başı, beyaz adam gidip tüm yerli kabileleri siz tutsi olun siz ali olun siz hudu olun diye bölüp birbirine düşürmüş.. mali'de şu an olan da bu değil mi aslında.. nasılsa savaş çıkacak, nasılsa biri elimizden alacak diye ekip dikmeyi bile es geçiyor adamlar.
      madonna papa olsun bence yakışır, harlem shake yaparak kutlarız birlikte, olmaaa mı?

      Sil
  2. Lor peyniri yapmışsınız hatta onun bir diğer adı ricotta. Geçen gün markette küçük bir kasesini 14 tl den ricotta adı altında güzelcene ambalajlayıp sattıklarını görünce kendimi tutamayıp delice kahkalar atacaktım ki...no no no no tuttum tabii ki. Ellerinize sağlık, tazecik tüketmesi çok keyiflidir.

    Afrika kıtasına gelince...Keşke bir çözümüm olsaydı. İşin kötüsü Amerika'daki obez insanların halkın en fakir kesimi olduğunu öğrendiğimde bu bahsettiğin tuhaflık hissi bende tavan yaptı. Onlar da açlıktan değil ama kötü beslenmeden ölmekteler, yani besinsizlikten. Bigmac'i yemekten saymıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 14TL mi? hangi market ayol, ben satayım onlara, güzelce ambalajlarız da valla temiz temiz, gurbetçi marka peynir, evropa görmüş peynir!
      Obezite düşük ve yüksek sosyo ekonomik düzeyde orta direğe oranla daha çok gözüküyor evet, çan eğrisi durumu var. nedenleri farklı olsa da..

      Sil
  3. Kuul! Çok beğendim.

    Marşal yardımında süt tozu gönderilmesi ve bu tozun badana için kullanılması gibi.

    "Aid must be based on real needs, not “good” intentions."
    Fak the sömürge sistemi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir dönem de fındık yardımı yapmışlar, çocuklar sınıfta fındık savaşı yapmış, hey yavrum.. Erdener abi'yi hatırlar mısın Leman'daydı sanırım, bazen ona ihtiyaç duyuyorum eğitim sisteminde..
      (sömürge sistemini fakalım evet - ama koltanımız olmadan naaparız)

      Sil
  4. Merhaba Ceren;
    Fotoğrafta ki peynir sizin yaptığınız peynir mi?
    Kesilmiş sütten yapılan peynire lor yada çökelek denildiğini biliyorum ama
    görüntüsü böyle değil..
    Bende yapmak istedim,birde oğluma sık sık günlük süt alıyoruz
    ve sık sık çöküyor(tarihi geçiyor) acaba ondan da yapılır mı..
    ne çok soru sordum..ne iyi oldu bloğunu buldum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet :) Her iki soruya da evet, taze sütten de olur. Yöntem aynı; sütü kaynatıyorsunuz, ateşten alıyorsunuz, 1 limonun suyunu ekliyorsunuz, bezde iyice sıkarak süzdürerek 2 saat serin yerde bekletiyorsunuz, harika bir peynir oluyor. Ama çok hızlı tüketilmesi gerek, koruyucu olmadığı için 1-2 günde hemen bozuluyor. Hoşgeldin Ayşe'nin Kozası!

      Sil