14 Ocak 2013 Pazartesi

Yaşama zevk katan şeyler

"Bir insan 7'sinde neyse 70'inde de odur" derler ya, çok katılıyorum. Şu yandaki benim 30 sene önceki halim. Elma şekerini hala çok severim, boyalı ve şekerli ve zararlı, evet ne olmuş?! Sanki diğer tüm alanlarda aşırı sağlıklı yaşamayı becerebilen varmış gibi.. Ben de bir sebze kafayım ama bu organikçiler bize hayatın tadını tuzunu unutturmaya çalışıyorlar bence.. Uzun yaşamak istiyorsanız, hayatta size zevk veren şeyleri bulun ve onları bol bol keyifle yapın!

Hayatta 5 yaşımdan bu yana en çok keyif aldığım şeylerden biri, kafamı aşağı sallandırarak koltuk tepesine ayaklarımı dikip kitap okumaktır. Bu blogda okuduklarımdan pek bahsetmiyorum, çünkü öyle çok yazan çizen var ki bu konuda.. Herkes bir kitap eleştirmeni, bir sinema yazarı, bir restaurant denetleyicisi. Haklarını yemeyeyim, bazıları neredeyse profesyonel yazılar yazıyor (zaten bu tip blog yazılarından da ek gelir kazanıyorlar genellikle). Ama işin doğrusu; evet kendime kolayca kitap kurdu diyebilecek olsam da, bence bir kitap / film / sanat eseri üzerine yazmak kadar anlamsız bir uğraş olamaz yahu.. Merak ediyorsan, alırsın, okursun, fikrin sende kalır, hadi en çok yakın arkadaşına önerirsin "güzeldi" dersin. Ama en ince ayrıntısına, bilinçaltı temalarına, "la sen anlamazsın bak bu aslında şu demekti"lere kadar didik didik etmek.. Ne bileyim.. Bana ters. Gerçek okur dediğin zaten gazetelerin kitap ekinden, köşe yazarlarının önerisinden seçmez ki kitabını. Gider bir kitapçıya, bir sahafa, koklaya koklaya, arkasına önüne baka baka alır kitabını. Bazen sevdiği bir yazarın bir başka kitabı olduğu için, bazen ismi hoşuna gittiği için.. Hayatımda hiç "çok satanlar" okumadım! Çok satan bir kitap daha az satmaya başlayınca (genelde 6-7 ay sonra) gittim aldım, okudum, o başka.. Ne bileyim, sürü psikolojisinden ayrı olasım var hep.. Akkoyunlular kabilesinin karakoyunu!

Çocukluğumdan beri severek yaptığım bir başka şey, klasik müzik dinlemek. İlk babam tanıştırdı beni klasik müzikle. Arabada uzun yolda dinlerdik en çok. Bir de haftasonları sabah annemle babamın yatağına zıplardım, o zaman da hep radyo açık olurdu, hep klasik müzik çalardı. En çok Rus bestekarları severdim o zamanlarda, gözlerimi kapar o müzikte yapılabilecek bale figürlerini falan hayal ederdim. Rusları hala seviyorum, Avusturya'lıların da yeri ayrı ama bu sıra İtalyan bestekarlara da takıldım azıcık. Hadi ülke ayırmadan 1750-850'ler diyelim genel olarak.. Geçenlerde beni çok etkileyen bir konsere gittim; Münih Müzik ve Tiyatro Yüksekokulu (Hochschule für Musik und Theater) konserlerini elimden geldiğince takip ediyorum çünkü 17-25 yaş arası müzisyenlerin desteklenmesi demek bu. İşin doğrusu profesyonel meslekdaşlarından kalite açısından hiçbir farkları yok, hatta yüksek heyecanları ve tutkuları gibi artıları çok! Burnu 5 metre havada ikide bir ülkeyi terk edip başka biyere gidicem diye magazin sayfalarını süsleyen piyanistlerden, vergi ödememek için ülke değiştiren sanatçılardan, insanlık vasıfları bakımından hiçbir kıymeti bulunmayan sanat alemi mensuplarından geçilmeyen şu günlerde bu gençler öyle güzeller ki!

Bu konserde bir genç vardı, viyola çalıyordu. Lise yıllarımda hayranlık mı aşk mı nedir pek bilemediğim birşeyler hissettiğim bir arkadaşıma öyle benzettim ki! Şaşılacak bir durum! O yüzücüydü.. Herkesin spor anlayışının futbol olduğu bir ülkede yüzme sporuyla uğraşmak da bir karakoyun olma hadisesi tabii. Çok güzel bir çocuktu, suret sayfasından görebildiğim kadarıyla hala da öyle, Allah sevenine bağışlasın :) Zaten yüzmek insanı güzelleştiren bir spor. Uzun yıllar uğraştı bu sporla, sanırım o dönem profesyonel de oldu, ben de kendisine hep hayranlık besledim uzaktan uzaktan. Hem yüzmeye ve dalmaya olan aşkımdan, hem de çocuğa heralde, ikisi bir noktadan sonra karıştı zaten. Sonra su topu falan da oynadı diye biliyorum. Duydum ki bırakmış yüzmeyi.. Yazık olmuş tabii ama kendi keyfi ne istiyorsa öyle yapmalı insan.. Konser boyunca Rossini dinleyip O'nu düşündüm.. Güzel bir gece oldu :) Yüzmeye dönmeyi çok istediğimi de düşündüm. Münih'te güzel havuzlar var ama bizim eve uzaklar biraz. Çok kar altında yüzmekten biraz çekiniyorum bu sıra. Konser sırasında bu havuz konusunu araştırmaya da karar verdim.

4 yorum:

  1. Haha, ne tatlı. Konudan konuya atlamışsın. Benim düşüncelerim de böyledir. Bazen bir iki saniye dalar, giderim. Sevgilim hemen sorar, "Ne geldş aklına?" Aynı senin bu yukarda yazdıkların gibi anlatırım da anlatırım. Gözlerini kocaman açıp dinler beni "Bütün bunlar nasıl geçebiliyor o küçücük zaman diliminde aklından?" der bir de :))
    Ne güzel çocukluk anıların var. Ben de çok severim klasik müziği. Ve sevgilimle tanışıncaya kadar popüler olan şeylerden (film, kitap, müzik, moda) hep ama hep uzak durdum. İlk Matrix`i izleyişim, yayınlanışından yaklaşık 5 sene sonradır hatta; o derece inatçıydım da. Sevgilimle bu önyargımı tam sildim diyemem ama değiştirdim. Şimdi yine herşeye atlamasam da, şöyle bir dönüp bakıyorum. Eğer o şeyin popülerliği beni ikna ediyorsa ilgileniyorum (izliyorum, okuyorum, dinliyorum); yok, sadece popüler olduğu için popülerse yine kendi bildiğimi okuyorum.
    Ve ah o ilk gençlik aşkları... Apayrı bir konu. Haha, cidden çok tatlı. Kaç tane konu :))
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  2. :) Benim beynim "Woolf style" çalışıyor..

    YanıtlaSil
  3. :) Bir evin ortanca kızı olmak da güzel, annemden bilirim..

    YanıtlaSil