25 Kasım 2012 Pazar

Hayvan deneyleri

Üç hafta önce üzerime birden geliveren bir galeyan anında, yeteri kadar koşturup durmadığımı düşündüğümden olsa gerek, Max Plank enstitüsünden bir ders alasım tuttu. Psikiyatrik ilaçların hazırlanma aşamasında yapılan hayvan deneyleri ve etiği üzerine bir ders beğendim kendime. Adam bize dayadı bir tomar makale, bu üç hafta içerisinde okunacak ve sunum hazırlanacak. Ben üç hafta boyunca tabii ki makalenin yüzüne dahi bakamadım, şimdi sunuma üç gün kala eteklerim zil çalarak makaleyi anlamaya çalışıyorum. Normalde bir doktora öğrencisi için kolay bir görev sunum hazırlamak ve oturur sabahtan akşama tek günde hem okur hem hazırlar, bitirirsin. Ama şu makalenin başlığına bir bakın ve nasıl yusufladığımı anlayın: "HDAC6 Regulates Glucocorticoid Receptor Signaling in Serotonin Pathways with Critical Impact on Stress Resilience", kusura bakmayın Türkçeye çeviresim bile yok.. Özetle, stres altındaki farelerde rahatlamayı ve mutluluğu sağlayan bir hormon olan serotoninin salgılanmasında HDAC6 maddesinin etkilerini anlatan bir deneysel çalışma bu. Amaç, stres altında yaşayan insanlara sağlanabilecek ilaç tedavilerinin geliştirilmesi.

Hayvan deneylerine kişisel olarak karşıyım, yani ben kendi araştırmalarımda hayvan kullanmam, günlük hayatta kimyasal ya da kozmetik ürünlerin hayvanlar üzerinde denenmeyenlerini tercih ederim, hayvan haklarını savunur, istismar edenleri kınarım falan. Fakat iş sağlık sektörüne gelince fikrim değişiyor. Yani biraz ikili oynuyorum doğrusu.. Bundan da rahatsızım biraz. Belki de o nedenle aldım bu dersi, bilmiyorum.

İlaç ve tedavi sanayiinde hayvanların kullanılması kaçınılmaz. Bir ilaç piyasaya sürülmeden önce birçok aşamadan geçiyor ve basitten karmaşığa hayvanlar üzerinde daha sonra insan grupları üzerinde deneniyor. Son aşamada kullanılan insan grupları hem hasta, hem sağlıklı bireylerden oluşuyor ve birçok insan bu işe gönüllü katıldığı için yüklü paralar kazanıyor. Mesela kullandığınız en basit ağrı kesici, sizin elinize gelmeden önce kronik ağrı hastalarında olduğu kadar, hayatı boyunca bir kez bile başı ağrımamış sağlıklı insanlar üzerinde de deneniyor ki olası yan etkileri araştırma aşamasında keşfedilip elimine edilsin. Bu deneylere katılan gönüllü sağlıklı insanların bir kısmı sağlıklarını kaybediyor ama bu sırada çok para kazanabiliyorlar. Oysa hayvanların böyle bir şansı da yok. Bir deneyde kullanılan hayvan grubunu bir başka deneyde dahi kullanamıyorsunuz, deney bittiğinde hayvanın imha edilmesi (öldürülmesi) gerekiyor. Ama hayvanların kullanımı, kullanılan denekler arasındaki genetik farklılıkların ve dolayısıyla karıştırıcı etmenlerin en aza indirilmesi, deney ortamının ve deneğin davranışın büyük ölçüde kontrol altında tutulabilmesi anlamına geliyor, ki bunlar çok büyük avantajlar.

Öte yandan, alanda yıllardır süregelen hayvan ile insanın fizyolojik yapısının karşılaştırılmasının ne ölçüde yerinde ve geçerli olduğu tartışmaları da var. Yani mesela psikoloji alanında hayvanlarla çalışıyorsanız, örneğin bir farenin depresyon benzeri belirtileri ile insanın depresyon tanısı arasında ne kadar yakın bir bağ kurulabilir diye soruluyor, ki bu bence çok önemli bir nokta. Depresyondaki bir insanın davranış örüntüsüne bakınca, iştah ve uyku alışkanlıklarında görülen değişimler ile farelerde görülen değişimler bir yere kadar karşılaştırılabilse de; umutsuzluk ve mutsuzluk hali, kendine zarar verme düşünceleri gibi çok daha içsel yaşanan süreçler, farelerdeki duygusal durum ile neredeyse hiçbir zaman karşılaştırılamaz. Bu da, daha deneyin "tanımlanması" aşamasında ortaya çıkan büyük bir sorundur. Dolayısıyla, bu çalışmaların neredeyse tamamı fizyolojik belirtilere odaklanır ve içsel süreçleri tamamen göz ardı eder - ki psikolojik hastalıklarda asıl acil olarak odaklanılması gereken de çoğu zaman duygusal ve içsel süreçlerdir.

Konu ilaç mı psikoterapi mi ikilemine geliyor ister istemez. Ona da kısaca değineyim hazır elim değmişken.. Ben klinik psikolog olduğum için, doğal olarak psikoterapi yanlısıyım. Çalıştığım psikiyatristlerin şeker verir gibi kolayca ilaç yazmalarına karşıyım. Ama burda çok önemli bir ayrım var, psikolojik rahatsızlıklar ile ağır psikiyatrik rahatsızlıklar arasındaki fark. Bazı psikolojik sorunların temelinde, beyin kimyası ya da fizyolojisindeki bozukluklar yatar ve siz ne kadar terapiye giderseniz gidin, ilaçsız iyileşme olmaz. Ama tüm psikolojik sorunların ilaçlı ya da ilaçsız tedavisinde psikoterapi olmadan da hiçbir yol kaydedemezsiniz. En ağır psikiyatrik rahatsızlıklardan biri olup, ömür boyu ilaç kullanmak zorunda olan şizofreni hastaları bile terapiye gider, bir klinik psikologtan günlük yaşamlarını nasıl düzenleyeceklerini, sosyal sorunları ve korkuları hakkında konuşarak bunlarla nasıl yaşayabileceklerini öğrenirler.

Son olarak, hayvan deneylerine geri dönersek; ilaç sektörü dışında (kimya, kozmetik, bilişsel ve deneysel psikoloji alanlarında) hayvanların deney malzemesi olarak kullanılmasına karşıyım ve aldığım ürünlerin hayvanlar üzerinde denenmemiş olmasına çok dikkat ediyorum. Ayrıca canlının beslenme ürünü olarak kullanıldığında israf edilmesine (çöpe yemek dökülmesine) karşıyım ve buzdolabımdaki ürünlerin son kullanım tarihine ve gereğinden çok yemek pişirmemeye dikkat ediyorum. İlaç ve tedavi sanayinde ise hayvan deneyleri kaçınılmaz olduğu için, kişisel olarak yapabileceğim tek önlem olarak, gereksiz ilaç kullanmaktan kaçınıyorum ve mümkün olduğunca doğal alternatiflere ve hastalıktan korunma yöntemlerine yöneliyorum.. Bilmem büyük oyunda ne derece etkim oluyor ama en azından denemiş oluyorum.

5 yorum:

  1. bence de ilaçları mümkün olduğunca az kullanmaya çalışmalı..ağrı,ateş var diye hemen ilaca sarılmamalı.vücut çoğu zaman hastalıkları yenmenin yolunu buluyor..ama psikolojik bozuklukların tedavisinde kullanılan ilaçların hayvanlarda denenmesini ben hiç anlamıyorum..ilaç sanayiinde son zamanların ençok araştırma yapılan ilaç grubu sanırım nöroloji psikiatri ilaçları..beyin kimyasındaki bilgiler arttıkça yeni ilaçlar da peşinden geliyor.ama firmalar arasındaki pazar rekabeti yüzünden de devamlı bir araştırma faaliyeti var..bence ilaçtan çok davranış ve iç dünyamızı zenginleştirecek faaliyetlere ağırlık versek daha iyi olacak..bu tüketim toplumu modasında zor ama..

    YanıtlaSil
  2. bu hdac çok enteresan bir enzim azizim. misal 2 numaralı alt tipi de enflamasyonda falan accayip önem arz ediyor. steroid direnci falan hep bunun eseri.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ya, ben de makaleyi sonunda okuyup anlayinca cok ilgimi cekti.. Anksiyete ve depresyon tedavisine baya yon verecek sanirim..

      Sil
  3. Hayalkırıklığı yaşadım şimdi Ceren. Hayvanlar, hayvan deneyleri en hassas olduğum konulardan. Tıp alanında yapılan hayvan deneylerinin bir zorunluluk olduğunu yazmışsın ancak öyle değil.Bir çok farklı yöntem geliştirildi bu konuda. Ayrıca, anlayamadığım şu. Tamamen masum ve zararsız, savunmasız bu canlılar, nedeni ve sonucundan bu kadar bihaber oldukları bu konuda neden işkenceye maruz kalıyorlar, canlarından oluyorlar.Bu hakkı nasıl olur da kendimizde görürüz? Acı çeken ve bilinç sahibi oldukları apaçık olan bu canlılara, sırf bizim türümüzden değil diye, ömürlerini kafeslerde, binlerce kimyasala maruz kalarak, acı çekerek geçirtmek, buna göz yummak bence Nazilerin yaptıklarından farksız. Bizler kendimizi bu dünyanın sahibi sayıp, insan dışındaki diğer tüm türlere bu muameleye devam ederek kendimizle beraber dünyanın sonunu da getiriyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla o hayalkırıklığını ben de yaşıyorum Kitapsız Kedi ama ne yazık ki ilaç sektöründe hayvan deneylerini tamamen kaldırıp direkt insan üzerinde deneme şansları yok.. Ve ne yazık ki ilaç sektörü de su gibi hava gibi ihtiyacımız olan bir sektör :( Dediğim gibi, ben az ilaç kullanarak, mümkün olduğunca doğal yollara başvurarak ve kozmetikte asla hayvan üzerinde denenmiş ürün kullanmayarak bir nebze bu zorunluluğu en aza indirmeye çalışıyorum ama elimden de başka türlüsü gelmiyor.. Senin bu sistemi değiştirmek için daha yapıcı önerilerin varsa uygulamaya da hazırım?

      Sil