16 Kasım 2012 Cuma

Endişe hali

Ailem ve sevgili dostlar, bir süredir çeşitli sosyal mecralarda sesimin kesilmesi nedeniyle arıza vermeye başladınız, haklısınız. Lakin inanınız boş oturmuyorum, eve akın etmiş bulunan mevsimsel karasinekleri bile bir nazik el darbesiyle kovalayacak zaman bulamadığımdan, maaile Afrika belgesellerindeki zavallı bebeler misali gözlerimize / ağzımıza hücum eden sineklerle donandık. O derece gariban ve acınacak haldeyiz. Ben üç dört kulvarda koşturmaktan bitkin, koca efendi benden hallice, aldıkları büyük (ve heyecanlı) proje yüzünden zombiye döndü adam. Üstelik eve gecenin bi vakti dönünce bünye ne yemek yapmak ne de yemek yemek istediği için, sırf adet yerini bulsun derken içimizde peynir-ekmek-domates ağacı çıkacak yakında. Haftasonlarını iple çeker, haftasonu gelince de sadece uyumak ister olduk. İşin acı yanı, bu tempo yaklaşık 2-3 hafta daha sürecek ve ben kendimi yabancı kocaya Türkçe atasözleri öğretir buluyorum: "If being raped is inevitable, try to enjoy" dedim adama dün sabah saat 07.20'de; tren seferlerinin kendini raya atan (kendini bilmez diyeceğim ama ayıp be bana, can sonuçta..) bir zat-ı muhterem sayesinde 30dk gecikeceğini ve soğuk havada titreyerek beklemek durumunda kaldığımızı öğrendiğim bir anda.. Neyse ki her durum için bir atasözü var lügatta, öğreniyor adam yavaş yavaş..

Tüm bunlar olup biterken ve biz yavaş yavaş kapitalist sistemin çarkları arasında aslanın ağzına ulaşıcam da ekmeği kapıcam da falan diye diye yitip giderken; sizin endişe halinize atfen, şu yandaki grafik çıktı karşıma. Bakınız, gülünüz.

Endişe insanı yiyip bitiren bir ruh hali. Çalıştığım büyük küçük tüm anksiyete bozukluğu kurbanlarına can-ı gönülden acil şifa diliyorum, lakin endişelerin önüne geçebilmek, hele hele bunların pek de görünürde mantıklı olan nedenleri yoksa, uzuuuuun ve aktif katılım/savaşım gerektiren bir süreç. Endişeli ruh halinin sonu yok arkadaşlar, kendinizi bilinçli bir şekilde durduracaksınız. Kolay değil endişeleri söküp atabilmek, ama endişe endişe içinde açıldıkça açılan bir nevi Rus matruşka bebekleri gibi birşey, sonu yok. Birkez "ya öyleyse, ya böyleyse" kısır döngüsüne girdiniz mi, çıkamazsınız. En iyisi, en baştan önüne geçmek, geçilemiyorsa bir uzmandan yardım istemek. Biz endişe sahibi insanlarla çalışırken, olasılık hesabına ve gerçeklere yönelik mantık oyunları oynuyoruz, endişe edilen bir nesne veya elle tutulur bir durumsa, yavaş yavaş, adım adım üzerine gittiğimiz basamak tedavisi uyguluyoruz. Burada amaç, önceden oturtulmuş ve herhangi bir gerçekle bağdaşmadan doğru kabul edilmiş, otomatik yanlış düşünceler ve varsayımların fark edilmesini sağlamak, sonra bu kalıp yargıların önüne geçmek ve hastayı "gerçek" ile yüzleştirmek. Tedavide oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor.

Tabii benim burda bahsettiğim sürekli ve insanın sosyal, psikolojik ve fiziksel bütünlüğünü bozan bir endişe hali. Yani endişe etmekten gözlerine uykular girmemesi, sürekli dalgınlık hali, fiziksel yakınmalar (ağrılar, mide ve cilt problemleri mesela). Yoksa endişenin azı da bir yere kadar faydalı bir işlev görüyor. Mesela az düzeyde endişe; motivasyonu arttıran, öğrenme, yaratıcılık ve değişme süreçlerinde etkili olan bir unsur. Hiçbir olay karşısında endişe duymamak da, kişinin psikolojik ve sosyal açıdan sorunlu olduğuna işaret eder.

Beni merak ettiğiniz, arayıp sorduğunuz için teşekkürler. Merak ve endişe etmeyiniz, iyiyim, sadece fazla yoğunum. Hepinizi seviyor, sevgiyle kucaklıyor, bir sevgi kelebeği olup uçarak uzaklaşıyorum..

4 yorum:

  1. Panik gibi, endişe de bulaşıcı değil mi?

    İyi olduğunuza sevindim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biri gelip sırtına pıt pıt vurup "merak etmeeee" diyince bulaşmıyor ;)

      Sil
  2. İyi olmanıza sevindim :)
    Bloguma misafir olmadınız hala,takipçim olacaktınız :) Selamlar.Önerilerinizi bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neşeli günler, sayfanın linkini bıraktığın yorumla yayınladım ama baktım sen silmişsin, blogun güzel, ziyaret ediyorum arada, bol şans :)

      Sil