27 Ekim 2012 Cumartesi

Kışı kışkışlamak

Delireceğim; sabahtan beri lapa lapa yağmakta olan kar, şu an şehri beyaz bir örtünün altına gizledi. Daha kasım ayına bile gelmedik ve bayram tatili dolayısıyla Akdeniz'e gitmiş olan arkadaşlar, suretsayfasından boy boy denize girmeli, güneşlenmeli fotoğraflarını sergiliyorlar. Ama ama, bu hiç adil değiiiiil.

Bizim ülkede mevsimin bir mantığı olur, hava birden 20 derece ısınıp soğumaz. Ama Almanya'da öyle değil. Ülkenin kuzeyinde doğru dürüst dağ olmadığı için, Sibirya'dan ara sıra sürpriz niyetine bir soğuk geliveriyor, darmadağın oluyoruz. Daha nadir olarak da İspanya'dan Afrika'dan gelen sıcak dalgalar oluyor, paltoyu çıkarıp tshirtü giyiyoruz. Bir sıcak, bir soğuk; resmen konserveye döndük. Ben alışık değilim bu ekstrem değişikliklere, ben kışlıkların indirildiği, yazlıkların kaldırıldığı, bunun altı ayda bir jimnastik niyetine icra edildiği bir memleketin çocuğuyum. Havaya bakıp alt dudağımı titretip duruyorum.. Sinirlerim laçka.

Çocukken öyle kollanıp sarmalanırdım ki, hiç üşüdüğüm bir anımı hatırlayamıyorum! Yandaki foto kanıtı. Burda yaşamaya başlayalıberi, yılın 6 ayı tüm gün titreyerek geziyorum. Almanların "soğuk hava yoktur, ince giysi vardır" diye bir atasözü var ama benim için geçerli değil. Kat kat lahana misali giyinsem de hep üşüyorum, hep bir titreme halindeyim. Elim ayağım burnum hep buz kesiyor. Ve ben soğuğu hiç sevmem, hiç. Tüylü kazaklar da kaşındırır beni, içime uzun kollu boğazlı içlikler giysem dahi hart hart kaşınırım; ondan onları da giyemem. Belki işin sırrı o kazaklarda bilmiyorum.

Burda termo-içlik diye birşey satılıyor, bildiğiniz bizdeki yün don. Dedeler falan giyer hani. İmajı çizdirmek uğruna belki ondan alıcam bu sene, kararsızım. Nisan ortasına kadar nasıl hayatta kalacağım ben?!?

Kışı kışkışlamak mümkün değilse, en azından aklımızı yitirmeden geçirmeye çabalayalım bu mevsimi. Kışla ilgili birkaç güzellik; kestane, mandalina, kar altında dikilerek içilen mis gibi tarçın kokulu sıcak şarap, tarçınlı ve elmalı kurabiyeler, enseden içeri girmeyen kartopuların atıldığı mahalle savaşları, battaniyenin altında büzülmek, kışa depo amaçlı alınan kiloların bol katlı kıyafetlerin altında gizlenebilmesi, yılbaşını, noeli, cadılar bayramını beklemek..

Cadılar bayramı demişken; önümüzdeki çarşamba cadılar bayramı malum. Geçen seneki olaylı kutlamalardan sonra, bu sene ben fazla bir atraksiyona girmeye niyetli değilim. Bir balkabağı çorbası yapacağım, bavyera mutfağının en güzel örneği bence bu balkabağı çorbası. Bu sıra şeker tüketimine de biraz kısıtlama getiriyorum evde, kış öncesi kilo alma eğilimim var çünkü. Ama şu yandaki Breaking Bad'den fırlama Heisenberg ve Jesse kapıma dayanırsa, valla evi şekere batırır teslim ederim, sözüm söz! Üstüne tıklayıp büyütün ve Jesse'nin surat ifadesini kaçırmayın lütfen! Muhteşem foto değil mi?

5 yorum:

  1. Bu ne hâl böyle Ceren? Kılıç gibi kış gelmiş oraya...

    Balkabağı çorbasını, ufak bal kabağı bulabilirsen onları kase şeklinde kes, içini temizle çorbalarını onun içinde servis yap, görüntü de tat da muhteşem oluyor.

    O fotoğraftaki cüce gibi şeyler ne? Gerçek insan mı onlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamam Çağatay abi, harika fikir. O cüce şeyler insan yavrusu yahu, cadılar bayramı kostümüne bürünmüş çocuklar..

      Sil
    2. Allah, Allah, ben onları cadılar bayramı için almış olduğun oyuncaklara benzetmiştim, töbe bismillah:)

      Sil
  2. ben de nefret ediyordum kıştan.
    buraya geldim geleli arada seviyorum. ileride büyük bir sevgiye dönüşebilir. İzmir'e dönüşüm sancılı olmuştu. Nemden bayılacaktım.
    Termal içlikler süper ama Columbia en iyisini çıkarmış. Sadece bir atlet. Giyip karda dolaşıyormuşsun da ben henüz rastlamadım kendilerine.

    Kaşmir denedin mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O atletten bulalım üçer beşer alalım! Kaşmir kazağım vardı bitane, harika ısıtırdı, iyi fikir!

      Sil