10 Ekim 2012 Çarşamba

Evlilik, bekarlık, yalnızlık ve sultanlık üzerine

Sevdiceğin geçen hafta başından itibaren 11 günlük iş seyahatine çıkmasıyla, evleneli beri ilk kez bu kadar uzun süre evde tek başıma kalarak, bekarlık günlerime şaşalı bir geri dönüş yaptım bu sıralar. İnsan evlilik rutinine bir kez alışınca, bekarlık günlerini ne çabuk unutuveriyormuş yahu. Bekarlık ve sultanlık ayarlarım bozulmuş benim! Tez elden bu ayarlara reset atmak icab etti..

Allah kimseyi sevdiceğinden ayırmasın; evlilik aslında çok eğlenceli, kendine özgü bir rutini olsa bile insanı bu rutinle mutlu mesut yaşamaya alıştırıyor. Böyle işten / okuldan eve gel, sohbet ederek birşeyler atıştır, sarmaş dolaş koltukta film falan izle, arkadaşların onun da arkadaşları olsun, haftasonları eve öteberi almaya git, beraber yeni hobiler edin ya da eski hobileri paylaş.. Bunlar sevdiği insanla beraber yaşayan ya da evli insanlar için çok güzel rutinler.. En yakın arkadaşının hep yanında olması yani, ne güzel şey. Yalnız olmamak, bir ekip olmak, tamamlanmışsın gibi hissetmek..

Ama işin doğrusu, insanın ara sıra kendisiyle yalnız kalmasının da ayrı bir güzelliği var. Özellikle benim gibi ailenin tek çocuğu olup, kendi kendine kaldığında kendini eğlendirmeyi çok erken yaşta öğrenen ve bu "kendimle başbaşa" zamanlarından oldukça keyf alan biri için. Üniversiteyi kazandığım andan itibaren, maddi imkanlar sayesinde yuvadan uçup kendi başıma yaşamaya başladım ve bu süreçte hem özgürlüğün, hem de sorumluluk sahibi olmanın hassas dengesinde bir yaşam kurdum kendime. Bu dönemde itiraf etmek gerekirse kendimi hiç yalnız hissettiğim, geceleri uyurken korktuğum, "boş eve girmemek için" uğraş verdiğim falan olmadı. Hatta yalnız yaşamaktan o kadar keyf alıyordum ki, sevdicekle ilkkez beraber yaşamaya karar verdiğimizde bu beni çok tedirgin eden ve çok zor adapte olacağımı sandığım ve doğrusu korktuğum bir yaşam adımı olmuştu. İnsan sevdiceğiyle beraber yaşamaya başlayınca, ister istemez tekbaşına oturttuğu rutini bozuluyor. (Mesela "biz kadınlar çok üşürüz" diyip; pamuklu pijamalarını, üstüne en kalın hırkanı, altına çizgili rengarenk çoraplarını giyip, ayıcık gibi dolanamıyorsun ortalıkta. Mazallah evliliğin rengi kaçar yoksa :P Evli ve eşofmanlı kavramına çok karşıyım azizim.. Adamı ya da kadını nasıl tavladıysan, o şekilde de devam edeceksin! Yaymak yok!). Ama evliliğin bir rutini var diye de, mıç mıç her dakika bir arada olan, herşeyi ortak yapan, suret sayfasına dahi kafa kafaya resim koyan tiplere de mutlak surette uyuz oluyorum, belirteyim. Evlilik kişiliklerin erimesi ve tek bir kişilik haline gelmek değil çünkü! Bence evli insanın kendine, arkadaşlarına, hobilerine de özel zaman ayırması; "kendiyle başbaşa" kaldığı zamanlar yaratabilmesi lazım.

Velhasıl, kocayı "iş seyahatine" yolladıktan sonra, ben zaten evleneli beri rutin olarak haftada bir yapa-durduğum "kendimle başbaşa" zamanımı tüm haftaya yayma lüksüne kavuşmuş bulundum. Aynen bekar ve yalnız yaşadığım zamanlarda olduğu gibi, ilk işim altıma bol pamuklu bir pijama altı ve rengarenk çoraplar çekmek oldu (çünkü evet, aslında biz kadınlar çok üşürüz yahu! Ve hepimizin zulasında böyle kocasız anlar için birer pamuklu pijama altı bulunmaktadır!). Pijama altını çektiğim gibi, yataktan battaniyemi ve buzdolabından da akşam yemeği niyetine yemeye karar verdiğim envayi çeşit şekerlemeyi kapıp, salona kuruldum. TV'de ne kadar "hatun filmi" varsa izleyerek, bir yandan da bizim kızlara mesajlar ve mailler yazıp "bekarlık ve sultanlık haftası etkinliklerime katılma davetleri" yolladım. Daha yalnız kalışımın bu ilk gecesinde, neredeyse tüm haftaya ait sosyal programım dolmuştu bile! Kızlar sağolsunlar beni hiç yalnız bırakmadılar; kimiyle gece kokteyller içmeye çıktım, kimiyle sebze yemekleri pişirip afiyetle mideye indirdik, kimiyle şarap eşliğinde Johnny Depp filmleri keyfi yaptık, bir iki sabah kahvaltıya, birkaç akşam da kek ve kahveye falan buluştuk. Hatunsal konuların dibine vurduk, alışverişe çıkıp 5 saat dolanıp hiçbirşey almadan döndük falan. Tam bekarlık sultanlık halleri. Kızların dışında, bolca kendimle de başbaşa kaldım ve upuzun yürüyüşlere ve bisiklet sefalarına çıktım. Bazı geceler İstanbul'daki bekarlık ve yoğun çalışma zamanlarıma atfen, akşam yemeğinde kahvaltı yaptım (oh ne mütiş şeydir peynir, ekmek, domates!) ve Netflix'teki dizileri izleyerek koltukta uyuyakaldım. Kimse de uykumun en tatlı yerinde "kalk yerine yat" diyemedi.

Ha, sanılmasın kendimi tamamen gezmeye tozmaya verdim. İşin tuhaf tarafı, kanıma girmiş bulunan Almanlık sayesinde, tüm hafta boyunca disiplinli bir şekilde çalıştım ve sporumla yogamı da ihmal etmedim. Bununla da kalmayıp, bir de iş buldum yahu! Evet güzel haber; artık doktoranın yanısıra bir de işim var! Bu haftadan itibaren çok sevdiğim ve özlediğim mesleğim olan terapistliğe geri dönüyorum, oleeeey!

Kısaca; evlilik güzel şey ve sevdiceğimin kokusunu, beraber yarattığımız rutinimizi çok özledim yahu. Ama yalnızlık da güzel şey; herşeyi kendi kafana göre, istediğin zamanda yapabilmek de güzel. Sanırım zor olan; yalnız kalmak değil, kendini yalnız hissetmek..

4 yorum:

  1. hiçbir erkek beni pamuklu pijamalarım ve uyumsuz tişörtlerimden ayrı koyamaz!!

    yeni işin hayırlı olsun :)

    YanıtlaSil
  2. cok tesekkurler :) ne yazik ki pamuklu pijama donemim sona erdi :)))))

    YanıtlaSil
  3. Yurtta kalırken sanki evdeymi$ de bir odadan diğerine geçiyormu$ gibi beyaz üstüne ayıcık desenli pijama ve $ıpıdık terliklerle yurt sokağında tura çıkıp bakkala giderek sokağı boydan boya 404 file not found'larla kaplayacak kadar yayabilen biri olarak pijamalı sala$lık harekâtına ket vurulmasını esefle kınıyorum.(=

    Tek çocuk olmak, üniversiteye kadar çe$itli kamplar ve üniversiteyle birlikte de kanatlanma kısımlarını tutturmakla birlikte, beraber ya$ama eylemi / eylemin bahsinin geçmesi / etrafımdaki ikili hayatlar beni bağıra bağıra ko$arak uzakla$maya zorluyor. Meselâ $u an bu mesajı da burada sonlandırıp kaçıyorum!

    YanıtlaSil
  4. :) evet herkese gore degil evlilik, beraber yasamak vs. gel de turk toplumundaki murvet goresicelere anlat

    YanıtlaSil