13 Ağustos 2012 Pazartesi

Ye-iç-coş-koş

Haftasonu bir yeme festivali ile geçti, sosyalleşme adına yapılabilecek milyon şey varken insanlar olarak en çok beraber oturup yemek yemeyi tercih ediyoruz nedense. Yemek yemek zaten fizyolojik bir ihtiyaç olmaktan çok sosyal ve psikolojik ihtiyaçları doyuran bir davranış. Bu nedenle, psikolojik bir çok rahatsızlıkta yeme bozukluklarının da ortaya çıkması tabii ki rastlantı değil. Sadece acıktığımızda değil, canımız bir dostla sohbet etmek istediğinde ya da önemli bir günü anma adına bir araya gelip yiyoruz yiyoruz yiyoruz..

Yedik yine nitekim. Cuma akşamı bir grup dostla Etiyopya / Eritrea mutfağına daldık. Etiyopya mutfağı inanılmaz bir mutfak. Bir kere herşeyi parmaklamak, mıncırmak suretiyle yiyorsunuz, çatal bıçak falan yok. İlk başta inanılmaz mide bulandırıcı, çok ters, çok acaip gelse de; mıncırıp ağzınıza attığınız ilk lokma ile kendinizden geçiyor ve "yemek elle yenmeeez" kültünü yerle bir ediyorsunuz. Yemek elle yenir kardeşim, yıkarsın ellerini güzelce, nasıl ekmeği salçalı yemeğe bandırıp bandırıp yiyorsan, diğer yemekleri de bi güzel yersin. Etiyopya mutfağının bir başka ilginç yanı, Etiyopya dışındaki tüm restorantlarının adının "Blue Nile" olması! Hemen ünlü düşünür google'a sorabilirsiniz, "yaşadığım şehirde Etiyopya restoranı var mı ki?" diye, getirecektir önünüze bir Blue Nile. İlginç evet, bizdeki "Cumhuriyet Meyhanesi" ya da "Köşem Birahanesi" gibi bir kavram olabilir bu tabii.

Neyse Blue Nile'da yandaki resimdeki gibi klasik bir tepsi geliyor önünüze, büyüklüğü kişi sayısına ya da açlık derecenize bağlı. Alt katmanı bir çeşit şekersiz ve tuzsuz , son derece nötr ama lezzetli kalınca bir krep tadında ve dokusunda olan ekmekten oluşuyor. Üzerine de ülke mutfağına özgü çeşitli etli ve sebzeli yemekler kepçe kepçe konmuş oluyor. Ek olarak da gelen krep-ekmekten bir parça koparıyor, ilk üç parmağınızla yemeğe daldırıp dürüyor ve akabinde ağzınıza atıyorsunuz. Tepsinin altındaki krep-ekmek özellikle tüm yemeklerin suyu ile ıslandığı için ayrıca lezzetli. Bu harika yemeğin yanında bir de ev yapımı ballı şarap geliyor, biraz şekerli ama hoş bir tat.

Cumartesi bir başka dostla el yapımı Amerikan burgerlerine daldım. Hamburger-sever biri değilimdir normalde ve hatta bilindik markaların hamburger diye kakaladıkları plastik yuvarlak nesneleri yemeyeli bir asır bile oldu diyebilirim. Ama ev yapımı ekmek içinde, elde yoğurulmuş tazecik ve yumuşacık bir köfte ve üzerinde sadece domates ile yine ev yapımı turşucuğu bulduysam da hayır demem. Etin her türlüsünü ayda bir falan yiyen bir ot-sever olarak, mayıştım. Yanında hipster usulü ginger-ale falan iyi gidiyor, bir de akaminde sevgili öpmeyecekseniz çıtır soğan halkaları, olmazsa olmaz. Münihli okurlar için mekan burasıdır, deneyiniz. Vejeteryan burgerleri de oldukça başarılı.

Pazar ise kızlarla kokoş kokoş brunch keyfine gittik. Klasik Alman kahvaltısında tabii ki bol kahve ve bol protein oluyor. Özellikle somon füme ya da domuz pastırmaları çok tercih ediliyor. Ayrıca bizdeki gibi kişi başına bir tam haşlanmış yumurta yerine iki cıvık yumurta düşüyor. Benim gibi kahvaltıyı mutlulukla ilişkilendiren biri için oldukça sinir bozucu haller bunlar tabii ki. Ama brunch olayına her kadın gibi ben de hastayım, saatlerce otur masada, yemekler önünde dursun, kimse elleşmesin, çançan çene yap, gazeteni oku falan. Pazar günü bu şekilde başlamalı! Bu yaz Türkiye'deyken çektiğim şu yandaki fotodaki gibi de devam etmeli aslında..

Bu kadar yemeye fil gibi şişmiyorsam, nedeni sadece pedal üzerinde rekora koşuyor ya da Alplerin tepelerinde Peter'ini kaybetmiş şaşkın Heidi misali dolanıp duruyor olmam.. Haftasonu toplamda 120km spor yapmışız! Yani; yenilenler hakedilmiş.

3 yorum:

  1. afiyet olsun.

    şu acıkma ve sosyal doyma meselesini hiç düşünmemiştim. hmmm.

    YanıtlaSil
  2. teşekkürler :) sen tatilde değil misin yahu? umarım öylesindir ya da tam gitmek üzeresindir! bol eğlence, yiyinti dilerim :)

    YanıtlaSil