16 Ağustos 2012 Perşembe

Yaşamak üzerine

2012'nin hastalıklar ve dertlerle başlayıp, tam feraha çıktık derken ayağımıza yeni bir çelme takarak, bize bir türlü kendini sevdirememesinden yakınanlara bu yazı.. "Bir dağın her tarafından birden sarp olmasına çok az rastlanır" demiş Andre Gide. "Olaylara öbür yüzünden de bakmalısın" demiş sevdiceğim geçen gece, bir süredir herşeyin tepetaklak gitmesinden yakınıp kollarında ağlarken.. Ben balık burcuyum, salya sümük boldur bizde. Sonra düzeliriz, kahkaha delilik de boldur bizde. Roller coaster gibi hayat bana göre, inişleri de var çıkışları da. Herbirini tecrübe etmek lazım, "yaşadım" diyebilmek için sonunda.

Bazen buraya eften püften şeyler yazıyorum, ne yedik ne içtik ne gördük falan. Bazen de içim dolup taşıyor, ama bu kadar da olmaz kardeşim yazıları yazıyorum. Bazen de öğreten adam oluyorum - aslında hiç de sevmem o tipleri. Bazen de yazmıyorum, dilimin ucuna kadar gelenleri, yazmak çok acı veriyor, çok yoruyor bazen. Bazen de yazamıyorum yahu, entellektüel kabızlıktan muzdarip düşüyorum.

Deniz insanı olarak, dağlara tırmanmayı son birkaç senedir sever oldum ben. O nedenle de dağların sarpı, yamacı hala düşündürüyor beni. Bazı işlere sırf "başaramamak" korkusu ile hiç başlamadığımı anlatmış mıydım? Hani nerde deneyimlemek, yaşamak? Bazen kozanın içinde mutlu huzurlu yatmak varken, neden dışarı çıkayım ki diye düşündüğüm oluyor. Ben dağların sarpını görünce bir de öte taraftan bakayım diye düşünebilen insanlardan değilim. Kolay vazgeçiyorum. Neyse ki yanımda "bak!" diyen, hatta parmakla işaret edenler var.

Doktora *ok gibi gidiyor, bırakmayı çok düşündüm. Bahsetmedim hiç burda. Görüntüde sanki adım adım yürüyorum hedefe, ama gerçekte 1 adım ileri 3 adım duraklama 1 adım geri, 2 adım ileri, saçma sapan bir ritmde gidiyorum. Belki tüm doktora öğrencileri böyledir, belki ben yine "bişekilde gidiyorum en azından" diye sevinmeliyim. Yıllardır yerinde duranlar var sonuçta. Sonra bu sabah saat 4.30'da birden yataktan fırlıyorum; aklıma doktora ile ilgili çok önemli bir nokta geliyor. Etraf kapkaranlıkken, kendimi çalışma odasına (ailenin geri kalanına göre bebek odası olan oda) kapayıp, masa lambasının ışığı altında 3 saat çalışıyorum deliler gibi. Güneş çıkmış, lamba hala yanıyor, haberim yok. Uykulu gözlerini ovuşturarak gelen sevdicek öpüyor beni, söndürüyor lambayı. Bu deli hallerime alıştı, gülümsüyor sadece. "Aklına ne geldi?" diye sorsa biri diğerine uymayan 40 fikir sıralayacağım, sonra içinde kaybolacağım, sonra biri ağır basacak ya da içinden hiçbirşey çıkmayan bir tomar düşünceyle uykusuz kalmış olacağım. Bildik, alışıldık ceren halleri. Düşüncelerimin hızına yetişememe, hayatı mı kaçırıyorum ulan yoksa? halleri.

Doktorayı bırakmayacağım. Yani şu anda bırakmayacağım. Her tarafından da sarp olamaz ya?!

2012'ye dönersek. O da diğer yıllar gibi, doğum var, ölüm var, sevinç var, üzüntü var, başarmak var, başaramamak var, kara kara düşünmek, bir sonuç alamamak var, umut var.. sevgi var.. Önemli olan hangi taraftan baktığınız. 2012'nin ilk günlerinde teyzeme kanser teşhisi kondu. 2012'nin bu günlerinde teyzem kanseri yendi. Dün sabah ilk tetkiklerin sonuçları gelince; mutluluktan oturdum ağladım bu sefer. Derin derin nefesler çekerek, OH! diyerek ağladım..

Üstteki foto, Hindistanda yaşanan bir sel felaketinden arta kalan örümceklerin kuşattığı ağaçlar. Hayatta kalma azmi nasıl güçlü, görün istedim.

2 yorum:

  1. Onemli olan umutsuzluga kapilmamak. Icinde ufacik da olsa isik oldugu takirde yurumeye devam!
    Teyzene once uzuldum sonra sevindim. Insallah gelmis ve gecmis olsun.

    YanıtlaSil