13 Ağustos 2012 Pazartesi

Hermann Hesse Yolu

Hafta içleri her sabah işe gider gibi şu yandaki muhteşem şehir kütüphanesine gidiyorum, Ekim'e kadar bitirmek istediğim doktora ile alakalı hedeflerim var. Geçtiğim yollardan biri de Hermann Hesse yolu. Dere kenarında, ufak ve yemyeşil bir yürüyüş/bisiklet yolu bu. Okullar tatil olduğu için etraf sessiz ve sakin, doğanın o bahar aylarına özgü manik hareketliliği yerini ilerleyen yazın sakin uyuşukluğuna bırakmış, yaz yorgunu güneş rahatsızlık vermiyor; yani tam yürüyüş havası, tam pedal basma havası, tam benlik havalar.. Knulp gibi, Hesse gibi ben de seviyorum doğa ile başbaşa kaldığım bu anları. Zaten ayaklarımla düşündüğümü yazmıştım daha önce; Hesse yoluna gelene dek düşünecek ne çok şey çıkıyor bir bilseniz..

Bugün "başarı" kelimesini düşündüm mesela. Nedir başarı? Kimdir başarılı? Herkes için değiştiği gibi, tüm zamanlar için de değişiyor bu soruların yanıtları. Savaş zamanı mesela, sadece hayatta kalabilmek başarıyken.. Şimdi hayatta kalabilmek yetmiyor; birşeylerin sahibi olmak başarı olabiliyor. Bir diploma sahibi olmak, bir iş sahibi olmak, tomar tomar paraların sahibi olmak, çocuk sahibi olmak, göl kıyısında bir yelkenli sahibi olmak; bazen herşeyin sahibi olmak bile yetmiyor. Onlara nasıl, hangi koşullarda, kendinden ya da ilkelerinden neler vererek sahip olduğun da önemli. Ya da tüm sahip olunanların toplumca biçilen değerinin yanında, sahip kişinin toplumsal değeri de önemli, ve hatta belirleyici. Dünyanın herşeyine sahip olan, çok mutsuz insanlar biliyoruz; demek ki başarılı olmak, sahip olmakla eş değil.

60-70'lerde yaşanan feminist devrim, biraz da kadınların toplumda daha çok şey "başarması" için yapıldı mesela. Kadın da erkek kadar başarsın diye; okulda, işte, evde, sosyal ve ekonomik hayatta. Sonuçta biz kadınlar, anneannelerimizden daha mı başarılıyız peki? Bir yandan okula koş, bir yandan işe koş, aman biyolojik saat zırlamadan evlen, çocuk yap, yetmez, ikinciyi yap. Hem de öyle yap ki tüm bunları, her kulvarda başarıyı yakala; işinde uzman ol, koş koş gel eve, evin mis gibi tertemiz düzenli olsun, dolapta illa ki zeytinyağlın bulunsun, okuldan geldiğinde seni evde bulması gereken çocuklara organik el yapımı kurabiyeler yap, kocanı kapıda karşıla ve terliklerini illa ki gülümseyerek uzat ki bazı gelenekler ölmesin, aman. Çocukların alemin en terbiyeli ve başarılı çocukları olsun, kocan alemin en bahtiyar kocası, evin tasarım ve mutluluk abidesi, işin ise her kadının sahip olmak isteyeceği bir pozisyonda bulunurken; sen her daim bakımlı, neşeli ve enerji dolu kalmayı başarabil. Bu mudur başarı? Bu mudur imkansızlık? Bu mudur her kulvarda süper-kadın olmak için çırpınan kadının sonunda kaçınılmaz olarak ağına düşeceği depresyon, kaygı, mutsuzluk..?

Ya da erkeksin dimi sapına kadar, yoksa değil misin? Peki, olabilir, kime ne bundan? Toplumu salladın, erkek sevgilinle yaşadın, başarılı mısın? Diğer hemcinslerin sokaklarda dövülürken, aşağılanırken, kanunlar önünde yasaklıyken, bir sen mi başarılısın?

Ya da çocuksun daha.. Ya da ergensin.. Okulda tüm derslerin pekiyi, takdir belgelerin dizi dizi, üstelik suretkitabı'nda 1256 arkadaşın var, başarılısın demek midir bu?

Ya da bunların hiçbiri değilsin, o zaman başarısız mısın sen?

Haftasonu yol sormak için durduğumuzda yaşlıca bir adamla tanıştık, Bavyera'nın güneyinde ufak bir köyde inek çiftliğinde çalışıyormuş. Çiftlik onun değil, bir başkasının. Orada o sadece sayısı 80'i bulan ineklerin beslenmesinden, sağılmasından, yeni yavruların büyütülmesinde sorumlu. Karısıyla 61'de evlenmişler, 51 senedir evliler. Baktım gülümseyerek anlatıyor, hemen sordum nedir 51 senenin sırrı diye. Dediğini değiştirmeden yazıyorum: "Gençlikte herşey kolay, herşey güzel. Yaşlılıkta asıl, evliliğin önemi ortaya çıkıyor. Hastalıkta ve sağlıkta diyerek evlendik, ne olursa olsun birbirimizin yanında durmaya söz verdik. Gençken yanında durmak kolay; güzel, dinç, her gün yeni bir insan.. Yaşlılıkta ise, artık yeni birşey yok, güzellik bitti, geriye kalan, işte onunla yaşamak asıl iş, asıl evlilik ve asıl sevgidir. Biz de bunu yaptık, bunu yapacağız".

Başarı bu olsa gerek diyebilirim. Sadece evlilikte değil, her alanda başarı bu olsa gerek.. İçinde bulunduğun anın, durumun kendine has güzelliğini görebilmek, onunla yaşayabilmek, onu başarı sayabilmek.

"Man muss einen Traum finden, dann wird der Weg leicht" - Hermann Hesse
(İnsan asıl bir hayale sahip olmalı; ona ulaşma yolu ise kolaydır)

4 yorum:

  1. Ah be Ceren, bir dokun bin ah işit...

    Kendimi yaşlı adamın yerine koyup mutlu olmak istedim.

    YanıtlaSil
  2. iki şey yazacağım :)

    yurtdışına gidince kıskandığım çok şey oluyor ama en çok bu şehir kütüphanelerini kıskanıyorum. yemin ederim kalbim sıkışıyor. sabah sabah tertemiz giyinip gazete-dergi okumaya gelen insanları görünce, çocuk görünce ağlayasım geliyor. çok şanslısın ceren, ve daha önemlisi feci şekilde tadını çıkarıyorsun yaşadığın yerin, o yüzden yazdıklarını çok severek okuyorum.

    kendi kişisel devrimimi ise ancak kendi istediklerimi yaparak gerçekleştireceğimi düşünüyorum. bunu düşünmek bana iyi geliyor ve kuvvet veriyor. başarı kriterlerim de yıllar içinde çok değişti, artık mutlu insanın başarılı insan olduğuna karar verdim.

    YanıtlaSil
  3. Ben de son cümlene tamamen katılıyorum Fermina, o nedenle belki de üzerinde en çok düşündüğüm konulardan biri mutluluk.. Diğeri de umut aslında, Hesse'nin dediği gibi bir hayale sahip olmak, bir amaca sahip olmak belki de yeterli başarılı ve mutlu olabilmek için.
    Tadını çıkarmak da önemli tabii ;)
    Benim de Türkiye ile ilgili çok özlediğim, kıskandığım şeyler var, bunları da yazmak istiyorum bir ara, iyi hatırlattın!

    YanıtlaSil
  4. ben de mutluluğu başarı olarak görüyorum.
    sadece yakın ilişkilerde değil, iş yerinde de.

    YanıtlaSil