6 Ağustos 2012 Pazartesi

Bit pazarına gittim, bitlendim

Bu sabah bizim mahallede "Flohmarkt" (bit pazarı) kuruldu. Normal şartlarda bit pazarı dediğin şu yandaki resimdeki gibi birşeydir; eski ya da artık kullanmadığın, gereksiz yer işgal etmekte olan eşyaları evden dışarıya çıkarırsın, gelen geçen bakar, 2-3 dolar karşılığı satın alır ya da elindeki bir başka malla değiştirir. Bizim mahallede de birçok aile, önceden belirlendiği ve mahalledeki çeşitli direklere ve duvarlara afişler asılarak duyurulduğu üzere, bu sabah bit pazarı etkinliğine katılarak evlerinin önüne satmak istedikleri eşyalarını çıkardılar. Tabii mahalle enteresan olunca, eşyalar daha da bir enteresan oluyor. Golf takımlarından gıcır gıcır snowboardlara, antika dikiş makinelerinden playstation'lara kadar her tür "bit" vardı pazarda. Hatta biri koca bir yelkenliyi çekmiş kapının önüne, alıcı bekliyordu. Bu hengamede ben de bücürün biriyle sıkı bir pazarlık yaparak scooter sahibi oldum! Bücür beni sevince üstüne beleşten bir iki taktik de verdi ki kafamı gözümü yarmayayım, bu yaştan sonra dizlere zeval getirmeyeyim.

Öğleden sonranın tamamını yeni "eski-scooter"ımla geçirdim. Çocuklar kadar da şendim. Hatta öyle şendim ki; sevdiceğim beni zorla, binbir dil dökerek ve çeşitli rüşvetler vad ederek eve sokabildi. Scooter denen hadise bu sene burda çok moda, Türkiye'ye henüz gelmemiş ya da gelmiş de yolların bozukluğundan tutmamış olabilir. Bu ufak ve pratik alet 70 kiloya kadar taşıyor ama daha profesyonel olanları 120 kiloya kadar bana mısın demiyor. Hani 90'larda kaykay neyse 2010'larda scooter o demek diyeyim size. Resmen 7'den 70'e herkes bu scooterların üzerinde burada. Takım elbiseyle işe gideninden tut, markete giden yaşlı teyzelere, çocuklarını okula bırakan annelere kadar herkes bu zımbırtının üzerinde. Ben de ne zamandır özenip istiyordum doğrusu, düşeş oldu. İki teker sevdam zaten bolca var biliyorsunuz ama mesela okula giderken bunu elimde bile taşıyabilirim! Çünkü bisikleti ille biryerlere park etmek, kilitlemek falan gerekiyor. Bunu kıvır, sopa şeklinde elinde taşı, bence çağın buluşu.

Bu şekilde seke seke gidiyorum yollarda görüyorsunuz. İlk başta dengemi tutturamadım ama çim kayağındaki gibi kendinizi hafif arkaya verip, gözünüzü de yere değil ufuğa dikince rahatlıyor ve işi kapıyorsunuz. Basenleri eritmek için de ideal, ara ara ayak değiştirmek gerekiyor tabii. Bir de MAŞALLAH diyelim de bu yaştan sonra tepetaklak düşüp sağımızı solumuzu kırmayalım, zira tekerlekler yoldaki ızgaralara dalmaya, ufak töpeleklerde takılmaya biraz müsait. Ama genel değerlendirme; çooook eğlenceli, tavsiye olunur!

8 yorum:

  1. baya eglenmıse benzıyorsunuz :)

    YanıtlaSil
  2. Süpermiş.

    Ben bisiklete bile binemiyorum :/
    Hayatıma karşı çok öfkem var!

    YanıtlaSil
  3. Evet çok eğlenceli, kaynanamın evi ve nadide parkeleri olmasa evde de bununla gidicem tuvalete mutfağa falan :)))
    J, gel ben sana hemen 5dk'da öğreteyim, sen de bana 4 çeker kullanmayı, 5.vitesi, fren yapıp da hedeflediğin yerde durabilmeyi falan öğret!

    YanıtlaSil
  4. güle güle kullan ceren :)

    biz bu cumartesi gidiyoruz bir şey istiyor musun oralardan?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaaa ben sizi çoktan gittiniz, hatta ben ordayken yoktunuz gibi düşünüyordum, onun için aramadım bile... :/ ya çok eğlenin, yolunuz açık, çamurunuz az olsun :)

      Sil
  5. ben berlin'deki bit pazarından çok güzel bir el aynası, bardak altlığı, teneke kutu, bi sürü baykuş biblosu (delisi olan bi arkadaşım için) almıştım. sabahtan akşama kadar kalabilirdim orada. oyuncaktan çoraba kadar her şey var :)

    YanıtlaSil
  6. Tamam bebek! Anlaştık.
    Çok kolay şeyler bu istediklerin. 6ncıyı da öğretirim :)

    YanıtlaSil
  7. Ceren, süper olmuş. Çokta yakışmış, güle güle kullan.

    YanıtlaSil