23 Temmuz 2012 Pazartesi

Türkiye'de 20 gün

Bilgisayar eşek cennetini boyladı, ben delireyazıp Türkiye'ye kaçtım, denizdi, güneşti, seminerdi, sunumdu derken tatilin 15 günü bitti, son haftaya geldik a dostlar. Tatil de haftasonları gibi çabucak biten, zamanın göreceli olduğuna bizi inandıran bir zaman dilimi. Son haftaya girmek, bünyede bir pazar öğleden sonra saat 03.17 hissi yaratıyor (araştırmalara göre pazartesi sendromu pazar akşamı tam 03.17'de başlıyormuş da).

Görsel internetten alıntı ama bugün gözümün önünde dursun. Bu hafta keyifsiz başladı, çok istediğim birşeyin olmayacağını öğrendim. O objektifin ucundaki miniğe dikkat etmek ve şunu düşünmek lazım: "Hayırlısı olsun, büyük resme odaklanalım, belki yakından göremediğimiz birşeyler vardır" diyoruz şu mübağğğrek Ramazan gününde tabii ve ilerlere değil önümüze bakıyoruz. Ama keyfim de pek yok doğrusu, hazırlamışım kendimi olacak diye, olmayınca üzüldüm işte.. Biri bana koca bir bardak soğuk süt ile üzümlü kurabiye yollayabilir mi teselli babında?

Yurtdışında yaşayan biri için "Türkiye'ye gelmek" bünyeyi altüst eden bir hadise. Zaten 17 derecelik Avrupa yazından 40 derecelik Türk yazına geçiş insanda bir konserve ediliyormuş hissi yaratıyor, turşu gibi dolanıyorsunuz etrafta. Ayrıca ne kadar kalırsanız kalın, yetmiyor, yetiremiyorsunuz. İlle göremediğiniz dostlar, yeterince kucaklayamadığınız yakınlar, sohbetine doyamadığınız tanışlar kalıyor. Aynı anda beş yerde birden bulunamadığınız takdirde bu hep böyle. Ayrıca hala o üzerine salça sürülmüş "sünen" peynirli tostu da yiyecek zaman ve imkan bulamadım, kısmetse bu hafta biryerlerden bir tost bulmam lazım. Başka yemek özlememişim nedense. Yemek içmek değil de, kokuları, esen rüzgarın getirdiği Ege nemini falan özlüyorum ben.. Bakınız o Ege neminin nerdeyse 30 sene önceki hali (eski fotolara hastayım.. şimdi de manzarada hiçbir değişiklik yok aslında, benim ebatlar biraz irileşti sadece); teyzemle ben akşam keyfi yaparken:


Bilgisayarıma kavuştum, bu güzel haber. Gıcır gıcır bir samsung ultrabook! En üst derecede tavsiye ederim; çok seksi ve hızlı, babama binlerce teşekkür! Ama doğrusu anladım ki; son 15 günde sadece 1 kez 10dk bilgisayar başında oturmak, telefonun sim kartı hata verip kapandığı için (bişey istesem olacakmış babında oldu bu aslında) telefon sesi duymamak ne büyük lüksmüş. Bundan 10 sene önce hayatımızı sosyal medya ele geçirmeden önce ne mutluymuşuz. Ortaya ne kadar fazla boş zaman çıktı, şaşırdım kaldım. Teknolojisiz tatillere daha önce de çıkmıştım ama hiçbirinde bu denli dinlendiğimi hatırlamıyorum. Tabii dönüşte takip ettiğim blogları bir çırpıda okudum ve özlediğimi de fark ettim, o ayrı..

Son haftam olduğu için, dolu dolu yaşayabilme babında kendimi dışarılara atıyorum şimdi. Almanya 17 derece ve yağmurlu bir yaz yaşamaya devam ediyormuş (koca bülten her sabah esefle bildiriyor), gitmeden biraz D vitamini depo edeyim yoksa bu kış geçmez..

2 yorum:

  1. Önce sonraki gönderiyi, sonra önceki gönderiyi okuyunca; sonraki gönderide sorduğum soru da anlamını yitirebiliyor haliyle. İlk görsel ciddi bir farkındalık yarattı bende, kuşa hiç dikkat etmemişim... Kesinlikle sosya medya boş zamanlarımızı boşaltıyor, bilinçli kullanmayı öğrenemedik gitti. "k" demeyeyim şimdi, "öğrenemedim gitti." Bir de bu yorumu yazarken hemen yan tarafta fark ettiğim(fark etmesem artık hiç etrafa bakınmanın da anlamı yok!) nazar boncuğu ve alttaki yorumunuz beni gülümsetti. Size ve blogunuza nazar değmesin, mutlu günler:)

    YanıtlaSil
  2. Hiçbirimize değmesin nazar :)

    YanıtlaSil