25 Haziran 2012 Pazartesi

Yurtdisindan Turkiye'ye bakmak

Ceyrek asira yakin bir yasam donemimi Turkiye'de gecirdim; orada dogdum, orada buyudum, oranin inanc ve degerler sistemiyle yetistim. Ben de herkese verilen milli egitim sistemini aldim, Ingilizce'yi Anadolu Lisesi'nde ogrendim, preposition'lari herkes gibi ben de hep birbirine karistirdim. Benim de ilk askim yazliktandi. Sicak yaz aksamlari biz de sahilde oturup yildizlari izler ve ilerde yasayacagimiz dunyanin hayalini kurardik. Universite'yi ben de dolu dolu yasadim; onume acilan sonsuz entellektuel dunyayi sabirsizca icime cektim. Ben de Istiklal'de sarhos oldum, felsefeyle ilgilendim, sahaflardan kitaplar aldim, muzikler dinledim, sosyal projelerde gonullu calistim, arkadaslarimla sonsuz sohbetler ettim. Universiteden sonra ben de köle gibi kullanildigim ilk isime girdim, ilk maasimla eve bir kilo patates aldim cunku ben de en cok patates salatasini severim. Ve benim patates salatam da bir turlu anneminki kadar lezzetli olmaz..

Bunlari neden yazdim biliyor musunuz? Cunku kisaca; ben de herkes gibiydim.

Sonra 2003 senesi geldi. Yuksek lisans bitti. O yaz, hayatimla ne yapacagima bir turlu karar veremiyordum. Herkes gibi iyi bir ise girebilir, 35 sene sonra emekli olana dek mutlu calisabilirdim. Oysa ben kitaplardan ve belgesellerden bildigim ama tanimadigim dunyayi gormek istiyordum. O donem elimde birikmis az biraz param vardi, bir de babamin yaptirdigi hayat sigortasi o sene pirim veriyordu. Babam bana hayatimin en guzel hediyesini verdi; o pirimi cekme ve istedigim gibi kullanma hakkini. O parayla, sirtima cantami atip, tek basima, kiz basima, bagimsiz ilk seyahatime ciktim: O yillarda icinde bombalarin patladigi Israil'e gittim. Ve kaldigim hostelin acik unuttugum dus dugmesi sayesinde (ki bu da, icinde ask, seyahat, 5 ulke, ayrilik, kavusma ve evlilik olan, basli basina bir baska hikaye) tum hayatim degisti.

Kisaca; 2003'ten beri "disarda"yim. Almanya'da yasamaya baslayali 15 ay oldu. Ondan once 2 sene Avustralya'da, 7 ay Amerika'da, 1.5 sene Hollanda'da ve 3 ay da Israil'de yasadim. Sadece ask, okul ve is nedeniyle degil, tum bos zaman ve imkanimi sirt cantamla ciktigim seyahatlere ayirdigim icin 54 ulkeyi gorme, oradaki insanlarin yasam aliskanliklarini, davranis ve inanclarini inceleme sansim oldu. Turkiye'nin disindaki dunyayi tanimaya basladikca; bizim gibi dusunmeyen, dahasi cok farkli davranis ve degerlere sahip olan insanlar oldugunu gordum. Onlarin deger, inanc, aliskanlik ve davranis sistemlerini gordukce; kendiminkileri sorgulamaya, dogru gorduklerime daha siki sarilirken, yanlis bulduklarimi dogal seleksiyonla eleme yoluna gittim. Olaylara tek acidan degil, coklu acilardan bakmaya, tek bir dogru olmadigini anlamaya basladim. Evrensel degerlerden bahsederken, ayni zamanda bunun imkansizligini goruyorsunuz, cunku bir deger tum dunyada kabul edilse dahi, tum zamanlarda kabul edilmesi soz konusu olmuyor. Bilim bulgulari ortaya atiyor, felsefe sorguluyor, toplumsal ve sosyal yapilar yeniden bicimlendiriyor. Sonsuz bir cark bu.

Turkiye ise, sanki orada oylece yerinde duruyor. Hayir her konuda degil tabii ama buyuk resme baktigimda, 2003'te biraktigim Turkiye ile 2012 Turkiye'sinde tartisilan konulari medyadan takip ettikce, bana Turkiye yerinde duruyormus gibi gozukuyor. Bazi kesimler geriye bile gittigini iddia ediyorlar aslinda ama bence bir sosyal sistemin buyuk bir darbe ya da savas soz konusu olmadikca (Kongo ornegi mesela) sosyal ve entellektuel acidan gerilemesi mumkun olamaz. Degerler sistemi degisebilir, genel inanc ve davranis sistemi "medeni" diye betimlenen ulkelerden farkli bir hal alabilir. Ama zamanda geriye gidilmedikce, insanlarin bilissel sistemlerinde, hatiralarinda, aliskanliklarinda yer alan kaliplar kolay kolay degistirilemez. Bakiniz Iran'daki yasaklarin sonuclarina, bakiniz Afrika'ya verilen onca egitim sonucunda bile burokratik yozlasmanin bir adim onune gecilememesine. Yani ne kadar dayatilsa da, toplumun kendi icindeki dinamigi buna izin vermez. Ha gidisat belki medeni, sosyal demokratik bir yone dogru olmayabilir tabii ve bu sistemi kabul eden bireyler bunu gerileme olarak algilayabilirler.

Turkiye'ye 9 senedir disaridan bakiyor olmak, beni bu konularda ahkam kesmeye itiyor. Disaridan bakilan Turkiye ile iceride yasanan Turkiye arasinda cok buyuk farklar var cunku. Bu farklar beni tedirgin ediyor. 2000'lerin basindan beri dunya hizla kuresellesiyor ve ulkeler politikasi ulkelerin tekelinden cikarak, daha buyuk sistemlerin eline geciyor. Bu genel dunya barisinin saglanmasi ve olasi anlasmazliklarin savaslar yasanmadan cozumlere baglanabilmesi acisindan onemli. Yasli Avrupa ve 2. Dünya savasindan beri girdigi hicbir savasi kazanamayan Amerika bunun onemini anladilar cunku. Kuresellesme ulkeleri ayni zamanda birbir ic islerine karismaya da itiyor tabii. Soz gelimi, Merkel'in tek bir cumlesi Yunanistan'da halki sokaklara dokebiliyor, hukumetleri devirebiliyor. Tum bunlar sayesinde, Turkiye'nin disinda bile olsaniz, icindeymissiniz kadar haber aliyorsunuz. Hatta bazen, icindeyken duymadiginiz haberleri bagimsiz ve sansursuz kurumlardan duyuyorsunuz. Bu nedenle disaridayken, iceridekilerden daha cok endise duydugunuz durumlar olabiliyor.

Ortadogu gundemi, halklarin psikolojik yapisindan midir, kitalarda bir turlu oturtulamayan politik duzenden midir nedir cok cabuk degisen, asla tahmin edilemeyen, cok dinamik bir gundem. Turkiye'de milyonlari sokaga doken bir haber (mesela kurtaj konusu) bir hafta sonra toplumsal bunamayla coktan gundemden dusmus olabiliyor. Ya da oyle cok sayida sorun ayni anda cozum bekliyor ki, hangi birine odaklanip panikleyeceginizi sasiriyorsunuz. Insanlarin yazliklarinda denize girip ciktiklari sirada okuduklari kose haberi, Avrupa gundeminde bas sayfada yer alabiliyor. Bu durumda siz onlar adina paniklerken, Turkiye'de yasayan insanlarin neden paniklemediklerine sasirabiliyorsunuz.

Insanlari kurbaga misali ilik suda yavas yavas pisirmek ile ilgili turlu senaryolar mevcut. Ornegin basin ozgurlugunun kisitlanmasi, bagimsiz haber kuruluslarinin bir sekilde sesinin kesilmesi, halkin coklu kanallardan haber alma ozgurlugunun onune "aile sifresi" gibi bahanelerle, yurtdisindan yayin yapan medyalara erisim kisitlamalariyla sekteye ugratilmasi. Ya da anaokullarinin sayisini azaltmak, calisan annelerin sosyal ve ekonomik acidan zorlanmasina neden olan uygulamalar getirmek, kac sayida cocugun ne zaman yapilmasi gerektigine dair demecler vermek gibi kadin haklarinin, kadinin bedeni ya da akademik ve sosyal hayati uzerinde kendi vermesi gereken kararlarin onune set cekilmesi. Ustelik tum bunlari oyle kiliflara uydurmak ki, toplumun "muhafazakar" kesimi sevilip oksanirken, sozum ona ailenin ve degerlerin korunmasi icin, Avrupa kriterlerine uyum icin, sosyal demokrasi icin bunlarin yapiliyor gibi yutturulmaya calisilmasi ve de cogunlukla basarilmasi..

Yurtdisindan gorunen Turkiye beni korkutuyor. Cunku bu Turkiye iki yuzlu gibi gorunuyor bana, bir yandan demokratik sistemi Avrupa standartlarina yaklastirmak icin ugras verir gibi gorunurken, ote yandan muhafazakar ve islam dinini ve bu dinin mensuplarini diger tum inanclarin ustunde goren, onlarin kabul ettigi deger ve yargilarin yayilmasi icin ugras veren bir sistem gibi de gorunuyor. Size davulcunun dibinde oturur, dugundekilerle halay cekerken davulun sesi nasil geliyor bilemiyorum ama bana karsi dagdan pek iyi gelmiyor dogrusu..

Buraya kadar herseyi politik sistemimizin sorunu gibi gosterdigimin farkindayim. Oysa bu adamlari biz sectik, yani sen ben oy vermesek de, "biz" olarak oy verdik. O zaman sorunu "biz"im disimizda aramamak lazim. Benim Turkiye'de yasarken hic fark etmedigim ama yurtdisindan Turkiye'ye bakarken birden bire onume cikan bir sosyal durum var. Biz Turkler, sosyal acidan toplulukcu bir yapida gorunsek de Cigdem Kagitcibasi'nin dedigi gibi isin ucunun bize dokunabilecegini hissettigimiz anda muthis bireysel takilan bir toplumuz. Soyle ki; bizim icin cevremizdekilerin, komsu teyzelerin, mahalla bakkalinin dahi hakkimizda ne dusunecegi cok onemlidir, onlarin onayini almak, kabul gormek sosyal hayatin bir numarali kuralidir. Ama is cocugumuzu iyi bir okula torpille sokma imkanina geldiginde, toplumun ne dusunecegi hic umrumuzda degildir. Herkes bizim gibi davransa, bu milletin hali ne olur diye dusunmek asla aklimizdan gecmez. Ya da radara yakalanmissak, corba parasi denen mevzu imdadimiza yetisiverir. Sonra da rusvet alan memurdan, yozlasmis devletten bahsederiz tabii. Yani bireysel refahimiz icin sosyal sistemin cokmesi umrumuzda olmaz. Hatta hayatinda rusvet vermemis, torpille gelen basariyi kabul etmemis, ekmegim bir lokma olsun ama temiz olsun demis biri, arkadaslar arasinda sosyal sebek raddesine falan getirilebilir.

Biz Turkler ayrica bir konuda daha cok ilerideyiz: sosyal sindirme konusunda. Yani herkesi kendimize benzetmeye calisma, tek renk mozaikler uretme ve bunu da marifetmis gibi sergileme konusunda. Biz ne diyorsak dogrudur, neye inaniyorsak kabul edilmelidir, neyi begeniyorsak moda olmalidir, ne diyorsak yapilmalidir. Turkiye'de herkes birbirine karisma ozgurlugunu sonsuz sekilde kullanmaktadir. Mesela bebeginizi 35 derecede corapsiz gezdirmeye kalkarsaniz, binlerce teyze ve amca sizi yolda durdurur, elestirir, duzeltir. Mesela tika basa doymus dahi olsaniz, anneniz o son kofteyi size mutlaka yedirir. Mesela yabanciyla evlenirseniz is arkadasiniz sunneti olup olmadigini sorma hakkini kendinde gorebilir. Bu kadar hakkimiz sorgulanirken ve sosyal secimlerimiz sindirilirken hic orali olmayiz ama sonra durur her konuda hukumeti elestiririz, cunku yenen tek hakkimiz hukumet tarafindan yenmektedir.

Bu gece; yurtdisindan Turkiye'nin ve Turklerin nasil gorundugunu yazmak istedim. Cunku bu konu disardaki beni rahatsiz ediyor. Sanki Turkiye Titanik gemisi olmus, oyle guclu, oyle teknolojik, oyle saglam ve oyle batmaz saniyoruz ki, gumus takimlarda yemeklerimizi yer ve calip oynarken, farkinda olmadan olume gidiyoruz gibi geliyor bana.. Korkuyorum.

Ceren Musaagaoglu Schubert - Haziran, 2012

7 yorum:

  1. Ceren dedigin gibi uzaktan daha net gozukuyor ulkedeki aksakliklar, degisiklik, gerileme. Uzulerek seyrediyoruz. Titanik benzetmen super. Yavas yavas batmaz dedigin koca gemi batiyor. Bende korkuyorum.
    Ne cok ulke gezmissin...Amerika'da hangi eyaletteydin?

    YanıtlaSil
  2. Konu ziyadesiyle ciddi, yazdıklarında da sonuna kadar haklısın. Peki ama seni mutlu eden şeyler nedir, nedir? :) http://aylagingunlugu.blogspot.com/2012/06/mutluluk-listesi.html

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Verba, gordum ve cok tesekkur ederim. Ben mim yazmiyorum hic, oyle bir kararim var ama seni kirmayabilirim, cunku konu guzel, yollayan guzel :) Dusunuyorum bu konuda..
    Didem belki biz de icinde olsak fazla korkmayiz cunku insan kurbaga misali herseye alisiyor ama disaridaki insan olmak kaynar suya baliklama dalmak gibi.. Amerika'da Boston'da yasadim ve de sadece MA ve NY civarini gorebildim ama esimle ilerde bir route 66 hedefimiz var, boyle kirmizi bir cadillac alip aynasina da kirmizi pelus zarlar falan asarak :))))

    YanıtlaSil
  4. Resmi daha net görebilmek icin resmin disindan bakmak gerektigine, ben de katiliyorum. Ancak cok yumusak elestirilerde bulunmaya kalkistigimda bile, arkadaslarim tarafindan "disaridan konusmak kolay, ancak sen burada yasamiyorsun!" diye elestirildigim de cok olmustur. Ki bu konuda cok da haksiz da degiller bence.
    Ayrica bizler, sessizce calisarak birseyleri degistirmeye calismaktansa, sürekli fikir belirten bir milletin de fertleriyiz. Hepimizin pek cok fikri vardir, neyin yanlis olduguna dair, bir kismimizin neyin dogru olduguna dair de fikri vardir, cok azimizin bunun nasil gerceklesecegine dair elle tutulur bir plani vardir, ama neredeyse yok denecek kadar az kisi, bunun icin calisir cabalar.
    Maalesef FB duvarina elestiri yazmakla degismiyor dünya.
    Pacalari sivayip, kirlenmekten korkmadan, camurun icine adim atabilenlere ne mutlu!

    YanıtlaSil
  5. Sevgili Cerenmus; beni kirmayacagini yazdigin, "Konu guzel, yollayan guzel" dedigin icin ayrica tesekkurler :) Anket yapmak degil derdimiz. Maksat, siraladikca mutlu olmak...

    Bu arada Route 66 hedefi guzelmis, kirmizi Cadillac'in ustu mumkunse acik olsun, sen de boynuna bagladigin esarbi ucur e mi :)

    YanıtlaSil
  6. Haklisin Leyla, benim de bu "herseyin merkezi benim, en dogrusunu ben bilirim"le aram iyi degil.. Verba, kesinlikle o esarp olacak boynumda, bir de kocaman gunes gozlukleriyle hasir sapkami taktim mi tamamdir :D Yazicam mutlulukla ilgili, firsat bulur bulmaz.

    YanıtlaSil
  7. Sevgili Ceren, uzun talebelik hayatımda "siyaset bilimi" okudum.
    Türkiye ile ilgili doğru tespitlerin var. Bu memleketi 40 yıldır sağcılar ve koalisyon hükümetleri yönetmiştir. Hiçbir zaman sol bir hükümet tek başına iktidar olmamıştır. Bence en temel sorunumuz örgütsüz ve sendikasız bir toplum olmamızdır.

    12 Eylül 80 darbesinden sonra anne ve babalarımızın neslinin üstünden silindir gibi darbecilerin tankları geçmiştir...işkence, zindanlar ve apolitik olmuş bilinçsiz bir nesil...yazacak çok şey var ;))

    insan ve devlet elinin değdiği her şey kirlidir,yozlaşır ve dünya vahşi kapitalizmin diyetini ödüyor. İspanya, Portekiz, Yunanistan tamamen iflas etti. İngiltere ve ABD'nin durumu da çok kötü...NY sokaklarından her yıl on binlerce açlıktan ve soğuktan donmuş insanların cesedini çöpçüler topluyor ama onların medyası hep sansür..!

    Sevgilerrr xoxo

    YanıtlaSil