28 Mayıs 2012 Pazartesi

Yıllık olağan spor ve rejim yazısı

Yaza, askılılara ve şortlara bürünmeye 3 kala, ben de spor ve rejimle kafayı sıyıran kafileye katıldım sevgili bloggercıklarım. Ameliyat ve İtalya ziyareti sonrası zevk-i sefada alınan o dört kilo gidecek; oluru yok! Kızlarla toplaşıp bol kalorili kokteyllerin dibine vurduğumuz bir gecede aldık bu kararı, tabii ki dolu mide üzerine. Ama "ertesi sabah pişmanlığı" diye de birşey var; özellikle o buzdolabındaki yarısı yenmiş ev yapımı vejeteryan lazanya gözümün içine bakarken.. İtalya'dan gelen Merlot'lar, İspanya'dan gelen çekirdeksiz kütür kütür yeşil üzümler, Fransa'dan Geramont peynirleri, pofuduk Alman ekmekleri derken ben sanırım bu "Avrupa Birliği" olayını çok yanlış anlamış bulunuyorum ki; "50 psikolojik sınırı"na dayandım. Gözünü sevdiğimin minimalist "Uzak Doğu" felsefesine bezenmiş bir diyet ve sporla; zangır zangır inlettiğim Evropa kapılarından Temmuz ayında memlekete sülün gibi incecik gireceğim, göreceksiniz!

Sonra da şu yandaki arkadaşı yiyeceğim katır kutur. Yanında da buzzz gibi bir ayran! Hedefimi resmedip önüme koyayım ki, sebat edip ulaşması kolay olsun. Rejim olayını abartmıyorum; zaten ergenlikte tüm o abuk subuk rejimleri denemiş ve sonuç alamamış bir insan olarak o sayfayı çoktan kapatmıştım. En güzel diyet, porsiyonları küçülterek herşeyden azar azar yemek, strese girmeden kilo vermek. Bu şekilde verilen kiloyu korumak da kolay, çünkü rejim yaparken kendinizi kısıtlayıp özlediğiniz gıdalara, rejim bitince deli gibi saldırmıyorsunuz. Ha tabii bir de akşam 17'den sonra su dışında birşey sokmamak mideye, bu çok önemli.

Rejim tek başına aşk tutamaçlarımızı, şişkoluktan gamzeleşmiş bıldır bıldır basenlerimizi, balkonken terasa dönmüş ön aksesuarlarımızı eritmeye yetmiyor tabii. Spor da şart. En güzel spor yüzme ve yürüyüş ama, hergün kabak yemekten bayılan bünyeler için önerebileceğim başka güzel sporlar da var. Fazla engebeli bir arazide ve trafik magandalarının yaşamadığı kentlerde yaşayan ve özellikle basenlerinden şikayetçi okurlarım için; bisiklet sporunu önereceğim. Biz dümdüz ve içinde bisiklet parkuru bulunan orman alanları ile kaplı Evropa kentlerinde bu sporu icra etmek 80'lik ninelerin bile günlük rutini ama İzmir'in Kordon'u, İstanbul'un boğaz hattı da pedal basmaya pek müsaittir. Deneyiniz, beğeneceksiniz.

Ayrıca, biz İngiliz Kraliyet Ailesi'nden geldiğimiz için; bazı akşam vakitleri işten ve okuldan döndüğümüzde, evin önündeki yeşil alanda Badmington oynuyoruz sevgili bloggercıklarım. Badmington asillerin ve tembellerin (ki ikisi genellikle içiçe geçmiş kavramlardır bilirsiniz) sporu. Tenisten farklı olarak; bir kere raket ve topcukları hafif, insanın nazik-asil bilekleri acımıyor. Ayrıca fazla koşma ve hoplama içermediği için; kendileri gibi asiller içinden usturuplu bir koca arayıp duran al yanaklı asil İngiliz kızlarına, toplum içinde koca memelerini hoplata hoplata koşmanın kaçınılmaz utancını yaşatmadığı için de beğenilmiş, hobi edinilmiş zamanında. Özellikle kollarda biriken yağlanmalara karşı da birebir, tavsiye olunur.

Lakin bizim oynadığımız şekliyle badmington; doğada keyifli bir şekilde zaman geçirmekten ve mavi gökyüzünde beyaz bir martı gibi süzülen topu izleyerek cilveleşmeden öte bir hal almaya başladı. Hırs yapıp "bu topu düşürmeden 50'yi bulmadan bu işi bırakmak yok" diye and içtiğimiz için; bir Alman titizliği ve Türk inadını harmanlaştırarak, ivedilikle badmington sporunu icra ediyoruz sevdicekle. İşte geçen akşam da bu şekilde ciddi ve dikkatli bir şekilde rekora koşarken, topu sahanın en ucunda duran gariban akasyanın sık yapraklı dallarına kaçırma başarısını elde ettik. Top ağaçta kalınca, sevdicek raketi attı düşürmek için ve top düşmekle birlikte busefer de raket aynı noktada asılı kaldı. En son beni atacaktı ağaca; sanatkar ellerini avuç içleri yukarı bakarak kilitlemiş, asil bacaklaını iki yana açmış ve nazik dizlerini 50kg'lık bir dev-kadın olan beni taşımak için kırmış vaziyette "hadi hadi"lerken bende neyseki ampül yandı. "Du bi dakka; ben bu hareketi biliyorum, biz Türkler bunu denizde tatbik ederiz, kurban ele basar, elle birlikte havalanır, toto üstü denize çakılır" dedim ve o zarif ellere basarak yükselmeyi, ömründe 20kg'dan ağır birşey kaldırmamış nazik beli incitmeyi ve akabinde ÇOT! diye DAŞa çakılmayı reddettim. Akıllı kadınımdır. Tenis raketlerinin kutusuna elimize geçen ağırlıkları doldurup, kutuyu topyekün ağaca fırlattık; gerisi yerçekiminin becerisine kaldı tabii. Bu arada da, yaşlı ve huysuz (ayrıca işsiz ve güçsüz) emekli Aleman dede ve nineleri bizi camdan izlemekte, takma dişlerinden öte korudukları akasyanın dallarının kırılıp kırılmayacağını kestirmeye çalışmakta ve polisi aramakla camdan bize terlik fırlatmak arasında gidip gelmekteydiler.. Neyse ki oldu da bitti maşallah'a getirdiğimiz bu durum ivedilikle çözüldü ve hepimiz rahatladık.

Badmington'daki bu hezimetimizden sonra; ben ameliyat nedeniyle 6 haftadır ara vermiş bulunduğum yogama da geri dönüş yaptım sonunda. Sanki 12 senedir yoga sporunu icra eden, artık en usta hareketlerin dibine vuran, her fırsatta eşe dosta esnekliğiyle hava atıp, yoga yapmalarını salık veren ben değilmişim gibi; şu an heryerim tutulmuş halde ve varlığından haberdar dahi olmadığım kaslarım sızım sızım ağrımakta. Yoga tüm kas gruplarını çalıştırdığı, duruşunuzu düzelttiği ve gün boyu bilgisayar karşısında oturmaktan kaynaklanan bel ve boyun sorunlarına çare olduğu için, bence süper bir spor dalı. Eskiden erkekler tarafından gay bulunduğu için tercih edilmiyordu. Lakin tüm kasları çalıştıran bu spor dalı, adamı şıpır şıpır terletecek denli ağır bir kondisyon gerektirdiği için, son zamanlarda homofobik erkekleri de cezbetmeye başladı. Kısaca; gençleşmek, fitleşmek, estetik bir görünüme kavuşmak isteyen herkese yogayı ısrarla öneriyorum.

Ha bir de son olarak; su içelim, su içirelim arkadaşlar. Vücudumuzun %50-60'ı sudan oluşur ve bu oranın korunması için; diğer içecekler ve sulu gıdaların DIŞINDA günde en az 2-2,5 litre su içmemiz gerekmektedir. Daha azı, birçok hastalığa, ciddi organ hasarlarına ve bilişsel sorunlara davetiye çıkarmak anlamına geldiği için; bol bol su içelim sevgili bloggercıklarım, e mi?! Afferim benim akıllı bıdıklarım. Haydi o zaman bana müsade; hepimize bol kalori yakacağımız, aktif, sağlıklı ve neşeli bir hafta diliyorum..

4 yorum:

  1. ehehehhe

    Yoga ne yapıcaz? Tibet yogası ile başladım ama yarım kaldı. Derdime çare isterim.
    +3 kg fazlam var.

    Sevgiler,

    YanıtlaSil
  2. Hatha yogayı temel alan her tür beden duruşu (asana) uygundur efenim :) Nefes teknikleri (pranayama) da eklenirse pek mükemmel olur, sevgiler!

    YanıtlaSil
  3. Seni azimli gordum ama etrafta o kadar cezbedici yiyecek varken...Turkiye kapilarindan incecik gir!

    YanıtlaSil
  4. Evet dün bir bugün iki derken, bu sabah bile arkadaşlarla kahvaltı planı yaptık.. Bu gidişin sonunu hayırlı görmüyorum..

    YanıtlaSil