25 Mayıs 2012 Cuma

Ameliyat Güncesi - Bölüm 3: Nakahat

İyi hal kağıdımı alıp karga tulumba eve yollanışımla birlikte, eskilerin kibarca "nakahat" dediği “keyif *ezevenkliği” dönemim de başlamış oldu sevgili bloggercıklarım. Doktorun emri var, 4 hafta kendimi şımartacağım. Ağrı kesicileri bol tutup, tv karşısına yataklı yorganlı bir şekilde kurulup, kitap üstüne kitap okuyarak, sevdiceğe tam gaz naz yapmaya başlayınca, bu iyileşme dönemi denen şey bir festivale dönüşüyor inanınız. Sevdicekle anlaştık; ilk 4 gün boyunca evden çalışarak bir prenses edasıyla koltuğun baş köşesine kurulmuş olan bendenize bakacak, bir dediğimi iki etmeyecek, elimi sıcak sudan soğuk suya sokmayacak, hatta elimi hiç suya sokmayacak yahu - sadece bal ve yağa daldıracak, kayısı ayarında pişmiş yumurtamı, ara öğünde yaban mersinimi, kuş sütümü falan eksik etmeyecek. Bana düşen de; gün boyu yattığım koltukta saat başı sağdan sola meyletmek, fazla uzakta değilse kumandayla belgesel zaplamak, ameliyatın ilk gününden itibaren iflah olmaz bir şekilde bağımlısı olmuş bulunduğum plants vs. zombies'i oynamak, kitaplar okumak, uykular uyumak, keyif denizlerinde yüzmek.. Bu sonuncusu önemli; zira doktor yüzmek, bisiklete binmek dahil her tür spor, uçak yolculuğu ve köpüklü banyolar falan gibi benim hayattaki yegane zevklerimi tümden yasakladığı için, 4 hafta boyunca yüzebileceğim tek ortam bu. Orası burası kesilip yamalanmış, Frankenstein'dan hallice gözüken koca göbeğime bakıyorum da.. Bu yaz etrafa görüntü kirliliği vermeden denize girebilecek miyim acaba diyorum.

Nakahatin ilk 4 günü aynen planladığım(ız) gibi benim için festival, sevdiceğim için kölelik ayarında geçti. Öylesine mutlu ve esenlik dolu günlerdi ki anlatamam.. 5. günün sabahı sevdiceğim benim sonu gelmez abuk isteklerim ve nazlanmalarımdan artık nasıl bunaldıysa, haftada iki kez yaptığı 4km'lik sabah koşusunu yapmak için çıktı, şuursuz bir şekilde tam 10km koştu (ki bence kendisi bilinçaltında evden koşarak kaçmaya çalışmış ama 6.km'de bu işi vicdanen beceremeyeceğini anlamış ve evine dönmüştür) ve hemen akabinde tutulan beli yüzünden benim bu esenlik dolu halim aniden sona erdi. Sevdiceğime koltuğun diğer ucunda bir yer açtık, yorganına sarmaladık, yaban mersinlerini ve tv kumandasını ortamıza koyduk.. Birkaç saat öylece yattık. Sonra, yaşadığımız felaketin boyutlarını yavaş yavaş anlamaya ve kabullenmeye başladık. Kurt gibi açtık! Bu gerçek yürümüzde acı bir tokat gibi patladı. Açtık ve kahretsin ki masör/aşçı/temizlikçi/uşağımız Sebastian o gün izinliydi. Evet olmalıydı böyle bir Sebastian, bir Antonio, bir Orlando.. Ama yoktu.. Kadere, çaresizliğimize ve gözü kör olasıca insan hakları manifestosuna ağladık dostlar.. Kana kana ağladık.

Sonra; artık sel olan gözyaşlarımız dinip etraf kuruyunca ve açlık çekilmez bir hal almaya başlayınca, ben hacıyatmazdan feyz alarak, yavaş yavaş önce sağa sonra sola devrilme hareketleriyle koltuktan kalktım. Salyangöz hızıyla, göbeğimi tuta tuta mutfağa gittim. Domates suyunu ısıtıp, içine biraz karabiber, biraz fesleğen atıp çorba niyetine önümüze koydum. Çok garibandık, çok..

Çorbayı içtikten sonra beyne giden glükoz bana "iş başa düştü, dostum" diye bağırdı, o saniyeden sonra artık yatamadım, 4 gün bana bakan kocaya 4 gün de ben baktım. Bir yandan da, o kadar ısrar etmelerine rağmen "gelmeyinnn! iyileşince gelinnn!" dediğim ailemi düşündüm, yolladıkları gülleri kokladım falan. Hisli günler yaşadık anlayacağınız. Anne çorbasının, baba güveninin yeri dolmuyor ama o kadar mesafeden gelecek anne babaya da kıyamıyor insan. Ayrıca evli olmak da böyle birşey işte; koltuğun bir ucuna sen, öbür ucuna sevdicek kıvrılıyor, birbirinize muhtaçsınız sonuçta.

Ertesi sabah kayınvalidem geldi, kadın 65 yaşında olmasına rağmen - nisbet yapar gibi - bir ceylan edasıyla sekip hoplayıp duruyor önümüzde. Biz onun yarı yaşında, kendimizi 80lik ihtiyara bağlamış haldeyiz. Kolumuza girip bizi doktorlara götürdü, geri getirdi. 4 gün daha yattık karşılıklı. Kimin ağrısı azsa; suyu, yemeği, tv kumandasını o getirdi. Bir yandan da gülüyoruz halimize, ev yaşlı bakımevine döndü diye.

Bugün ameliyatımın 6. haftası. Artık ağrılarım az, hareketlendim baya, doktora çalışmalarıma, spora falan başladım. Gerçi göbeğim hala şiş ve bu şişlik ameliyattan değil, yatıp yuvarlanmaktan 6 haftada aldığım 4 kilodan.. Sağımda solumda Frankenstein misali dikiş izleri duruyor ama artık normal hayatıma devam ediyorum sevgili bloggercıklarım. Beni merak etmeyiniz diyor, antiseptik kokulu bu günlüğü de burada sonlandırıyorum. Allah bir daha vermesin inşallah hastalık, kaza, ameliyat, ağrı, sızı.. Sağlıklı olmak gibisi yok valla!

4 yorum:

  1. :)

    ameliyat izlerin için
    Stricevtin-SD'yi kullanabilirsin.
    http://www.strivectin.com/
    beleşe de tote bag veriyorlarmış.
    çatlak kremi olan her derede deva. biraz pahalı ama az kullanacağın için evladiyelik. bilmem böyle ilaçlı yöntemlere karşı "duruşun" nedir.

    YanıtlaSil
  2. Çoooooook geçmiş olsun:)
    Bu arada Hayrettin`in durumu ne oldu?
    Ben atladım sanırım:)

    YanıtlaSil
  3. J'ciğim ilaçlı yöntemlere karşı "duruşum" doktor ana babanın çocuğu olarak dünyaya gelmemle birlikte yerle bir tabii ki.. Lakin kortizonsuz, antibiyotiksiz, "anamdan emdiğim süt burnumdan geldi uleyn" derecesine gelmedikçe ilaçsız yaşamı sürdürmeye çalışan da biriyim.. Velhasıl bu kremi alacağım; olmadı totodaki çatlak, yüzdeki çil, ne varsa gideririm alimallah
    Semi Hayrettinin akıbeti ne oldu hiç bir fikrim yok, kendisini göstermediler bana, nasıl bir hilkat garibesi çıkardım içimden yarebbimmm? diyor, sineme DAŞ basıp unutuyorum artık kendisini..

    YanıtlaSil
  4. ben kullanıyorum. minik bir dikiş izim var suratımda. hızla soluyor rengi.
    bilmesem önermem :)

    YanıtlaSil