21 Mayıs 2012 Pazartesi

Ameliyat Güncesi - Bölüm 1: Hazırlık

Evet kuzucuklarım, bir ameliyat geçirdim. Doktorlara göre basit ve önemsiz bir ameliyat, hastalık hastası bir bünyede açık kalp ameliyatı şiddetinde hissedilebiliyor. Nevrotik bir tipim ben; kan aldırmaktan dahi korkarım, başım ağrısa beyin tümörü derim, baş parmağımda yedi senedir bir ağrı var gidip göstermeye korkuyorum falan filan. Kısacası etrafım seç beğen al, çeşit çeşit doktorla kuşatılmış haldeyken; itiraf edeyim doktordan korkuyorum.

Çocukken ben bir ameliyat daha oldum, siz de olmuşsunuzdur büyük ihtimal çünkü 80'li yıllarda modaydı bademcik ameliyatı olmak. Travmam büyük; bir sabah erkenden uyandırıldım, annemle babam bana bir başka türlü sevgi dolu bakıyor, bir .okluk var bu işte.. Doğru bilmişim, ameliyat olacakmışım. Haydaaa. Gittik tabii, ben salya sümük kendimi yerden yere atıyorum falan, doktorlar yemediler, verdiler gazı oooh.. Uyandım. Boğazımdan çok kulağım ağrıyor. Kulaklarımı deldirmişler, sürpriz! O dakikada akıllarına böyle şahane bir fikir gelmiş ebeveynlerimin, uyanınca "anaa, kulaklar genç kız kulağı olmuş" diye sevinç naraları atacağımı düşünmüş gariplerim. O sırada sadece 8 senedir tanıyorlardı beni, bilmiyorlardı huyumu tabii. Bu arada, kulaklar da kulak burun boğaz uzmanı arkadaşları tarafından deliniyor, şu lükse bak.. Neyse. Kulaklarım son dakika kararıyla delinince, ellerinde olanı takmışlar. 80'li yılların modası iri altın küpelerdi, sallantılı.. Annemin kulağında o varmış, benim olmuş. Anlayacağınız boğaz ağrısından değil de, küçük bir Afrika ülkesinin gayri safi milli hasılası değerindeki altın küpelerden rahatsız oldum, özetle. Öyle bir ameliyat anım daha var işte.

Bu ameliyat da, benimle 15 senedir iyi kötü anısı bulunan, aslen çok iyi huylu bir kist olan Hayrettin'imin alınma ameliyatı. Kendisi son zamanlarda iyice semirip bir organik yumurta büyüklüğüne ulaşınca (karşılaştırma yapmanız ve halimi görselleştirebilmeniz için yanda Hayrettin'in eşim tarafından resmedilmiş temsili bir fotoğrafını koyuyorum) bana rahatsızlık vermeye, doktorların terimiyle hayat kalitemi düşürmeye başladı. Yani sırf Hayrettin yüzünden hakettiğim Ferrari'yi alamıyormuşum, a dostlar! Haliyle bu durumda yollarımızı ayırmamız şart oldu. Ameliyat kararı çıkınca, ben Hayrettin'le yıllardır süregelen seviyeli birlikteliğimizi bitirmeye henüz hazır hissetmediğim için, konuyu çeşitli ülkelerin çeşitli şehirlerinden seçilmiş çeşitli seçkin doktorlara danıştım. İnanınız ki, aralarından biri bile "nayıııır, kıyma Hayrettin'e, sev onu, koru onu" deseydi ilişkimizi sürdürecektim. Lakin 4 doktorun 4ü birden koro halinde "Hayrettin gitmeli!" diyince.. Gerisini anlatamıyorum işte, anlayın..

Hayrettin'e tekmeyi vurmaya karar verdik. Belirlenen tarih yaklaştıkça, bünyede bazı heyecan halleri vuku bulmaya başladı tabii. Bende yoga ve meditasyonla 12 senedir az çok oturmuş bir Tibet Yak'ı sakinliği mevcut. İlk ameliyatımda heyecanlanmayayım diye bana ameliyat olacağımı son saniyede söyleyen - ki bence bunu kendileri benden fazla heyecanlı oldukları için yapan - ailem tabii yanımda olmak istiyorlar. Haklılar. Lakin ben Tibet Yak'ı karizmamı son dakikada ailecek topyekün heyecan yaparak çizdirmekten korkuyorum. Gelmeyin dedim. Böyle daha az heyecan yaparız diye düşündüm. Kocamın da üzerimde ilginç bir sakinleştirici etkisi var, adam sanki bir Dr. House (yaşlanınca benziycek de haaa, hohoyt). Bir de yahu acıdım da aileme, onca yolu tep, heyecan yap, huysuz hastaya bak, onca yolu geri tep.. Olmaz yani, bencillik. Neyse anlaştık, benim Dr. House arayacak onları, haberdar edecek an be an.. Heyecan yok.

Heyecan yok ama; ben şahsen huysuz, nevrotik, hastalık hastası, gudubet (ve de yaşlı ve çirkin) biriyim. Ayrıca satrançta berbat olsam da, gerçek yaşamda birkaç hamle sonrasını düşünüp genel olarak panikleme huyum da mevcuttur. Dolayısıyla ben Tahtalıköy'e tek gidiş biletimi almış edasıyla davranmaya ve kendimi ruhani açıdan öteyana hazırlamaya başladım. İlk işim, bünyede yazarlık olduğu için tabii, sevdiklerime sayfa sayfa iç hoplatan, sevgi ve esenlik dolu arabesk mailler yazmak oldu. Bu iş 3 gün sürdü ve "bu satırları okuduğunuzda ben tahtalıköyde olacağım" diye başlayan mailleri adeta mükemmel hale getirdim. Öyle ki; yazarken havaya girip, Müzeyyen Senar'dan "Hasta Düştüm Gurbet Elde" şarkısını içli içli dinleyip "la hakkat gidiciyim galiba ben" diyerek ağladığım dahi oldu.

Mektuplarımı bitirip, bana "iyice delirdi bu" gözüyle bakan kocama ben gittikten sonra yapılması gerekenler konusundaki talimatları verdikten sonra (ki bu talimatlar arasında çiçeklerin 4 günde bir sulanması ve kat'i surette Berlin'deki Türk dönercilerinin yanındaki Türk mezarlığına gömülmeyip güzel memleketime kargolanmam gibi birbiriyle sonsuz derecede alakalı maddeler de vardı) bu sefer sıra 7 yaşımdan beri benimle olan sevgili köpeğim Herby'nin (yanda mutlu günlerimizde çekilmiş bir fotomuzu görüyorsunuz) kime kalacağı konusuna geldi. İnsanın malı mülkü olması kötü a dostlar, ben bir Herby'mi kime bırakacağımı bilemezken.. Herby'yi pelüş hayvanlara saygı göstermeyi bilen birine bırakmalıydım evet.. Kafamda tabii ki bir isim vardı, fakat kocam da benim yarı deli ruh halime katılıp bana gidici muamelesi yaparak Herby'yi muhakkak almak isteyince 3 gün de o tartışmalarla geçti. Son olarak da 14 yaşımdan beri tuttuğum kara kaplı defterim Soyut'un yakılmasına karar verdikten sonra, aslen şu dünya üzerindeki tüm mal varlığımın topu topu üç kuş kanadı sesi, akdenizde biraz kum, bir adet ağaç gölgesi ve bir ayakkabı çekeceği olduğunu düşünüp, gönül rahatlığı içinde mal mülk takdimi dosyasına bir nokta koymuş bulundum.

Tabii ki benden sonra devam edecek bir yaşam, genç yaşta dul kalacak bir koca söz konusu olunca, insan sevdiğine kıyamıyor ve "ben iyi bir yere gidiyorum, mutlu olacağım, sen de hayatını yaşa haaa" moduna giriyor. Böyle can ciğer kuzu sarması konuştuk bunları ve benim tahtalıköyden "ben iyiyim stop" mesajı yollamama karar verdik. Tabii Ghost filminden biliyoruz, öyle buğulu aynaya seni seviyorum yazmalar, akadan destekle çömlek döndürmeler, duvara kanla "sıra sende!" mesajı çiziktirmeler (bu başka bir filmdi sanki).. Bunlar hoş ama enerji isteyen durumlar, yani zor. Kocam dikkatsiz olduğu için, romantik şekilde rüzgarda bitkileri kıpırdatmak, Forest Gump misali gökten kuş tüyleri düşürmek de mantıklı değil. Farketmez adam yahu.. Bir ara ben sinirlenip "tuvaletin kapağını çaaaat diye düşüreyim, anlarsın" dediysem de; bunun da korkutucu olacağına karar verdik. Sonuçta bu sorunu çözemedik..

Ben psikolojik olarak Tahtalıköye hazırlana durayım, ameliyat öncesi bazı fiziksel hazırlıklar da gerekiyor. Mesela adamlar bir gecelik getirin demişler. Pamuklu ve edepli bir gecelik.. Ben ömrümde gecelik giymemişim, çok dönerim "kıpraşık" uyurum, o gecelik çıkar tepeme. İnanılmaz rahatsız birşey bence gecelik. Dolayısıyla çıktım çarşıya pamuklu ve edepli bir gecelik bulmaya. Zor bir iş. Neyse bir mağazada var onlardan, reyonda ben ve yaş ortalaması 80 olan 3 kadın. Modanın geldiği son noktada bu yandaki geceliği buldum ve kadınların hepsi "gençlere çok yakışıyor bu model" diye onaylayınca aldım. Yıkılan gururumu ve gençlik enerjimi geri kazanabilmek için bir de Audrey Hepburn şapkası aldım terapi niyetine..

Hafta başında hastaneden aradılar, belki ameliyat ertelenecek dediler. Ohhhh misss. Son dakikaya dek belki ertelenecek umuduyla Hayrettin'e renk vermiyorum, Tibet Yak'ı modu sürüyor. Son gece dahi horul horul uyudum o gazla. Ama ertesi sabah hastaneden onay gelince, iş ciddiye bindi, benim yelkenler suya indi. Bir yandan panikledim, öte yandan da sırt çantasına edepli ve pamuklu geceliğimi, mp3 çalarımı, kitabımla içine hastane için en uygun oyun olduğunu düşündüğüm "Zombies vs Plants" yüklenmiş tabletimi tıktım. Hazırım.

Heyecan yapın biraz.. Arkası yarın :)

7 yorum:

  1. enee gecmis olsun. Gerci olmus gecmis daha dogru haberimiz yok..!

    YanıtlaSil
  2. bu yaziyi tahtalikoyden yazmadigini varsayiyor ve hadi bakalim atlattin bu vartayi gozunaydin diyorum:)))

    YanıtlaSil
  3. Cok gecmis olsun. Umarim iyi gecti. Pamuklu edepli geceligin super...

    YanıtlaSil
  4. ahsherhehr
    en güzel yazını yazmışsın.

    geçmiş olsun.

    YanıtlaSil
  5. çok teşekkürler! gittim geldim, çeneme vurdu işte..

    YanıtlaSil
  6. CERENMUS; çok geçmiş olsun.

    Çok üzülmüştüm ki gülen fotoğrafını görünce sevindim.

    YanıtlaSil
  7. Çok geçmiş olsun, bir hastalık ve ameliyat sendromu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi, çok şeker:)

    YanıtlaSil