10 Mart 2012 Cumartesi

Dön'üş'üm

Bu sefer bana da sürpriz oldu. Kar kış ortasında hiç aklımda yokken, eşim bana doğum günü sürprizi Filipinler seyahati armağan etti; evde öylesine uçak biletlerine bakarken (neden diye sormayın arada yaparız biz bunu) çok ucuz bilet bulunca, zamanı da uydurunca "hadi kalk gidiyoruz!" dedi. İlk başta bir sürü iş ve sorumluluk bahane ederek homurdandım ama, kabul etmeliyim o beni benden iyi tanıyor. Çok ihtiyacım varmış kaçıp gitmeye.. İyi ki de gitmişim, inanılmaz dinlendim. Gezi yazımı buradan okuyabilirsiniz. Avrupa'daki son bilmem kaç senenin en soğuk kışından çıkıp, masmavi denize ve sıcacık güneşe doyarken, inanılmaz enerji topladım. Denizin kıyısında hiçbir şeyi düşünmüyorum sanarken, hiç farkına varmadan hayatıma dair önemli kararlar aldım. Eve çok daha hafif ve şeffaf döndüm. Kış tatilinin gücü işte, yazın yapılan tatil bu kadar etkili olmuyor. Son bir haftadır okuldaki seminerler de, devamlı yağan yağmur da vız geliyor. Bu enerjiyle, bu haftasonu Ankara'ya kısa bir seyahat daha planlıyorum. Üstelik, eminim birkaç hafta içinde ağaçların yaprakları yavaş yavaş geri dönecek. Yeşile kavuştuktan sonra.. Gerisi kolay.

Değişim; kıştan çıkınca gerekli. Şöyle bir ruhumun kapılarını, camlarını açıp mis gibi bahar havasını içeriye almalıyım. Uzun uykudan sonra toprakta yeni yeni beliren çiğdemler gibi, yeni planlar ve hedefler saptamalıyım. Şöyle bir esnemeli, gerinmeli, saçımı avucumun içiyle bir karıştırmalı, kışın miskinliğinden kurtulmalıyım.

Filipinler ile Münih arasındaki 7 saatlik zaman farkı ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak yakalandığım jetlag'e kahve de zencefil de kar etmiyor. Kaç sabahtır 5.30'da açılıyor gözüm. Daha karanlık tabii etraf. Biraz yatakta dön dolan, sonra fırla kalk. Hava aydınlanırken yoga yap, duş al, filtre kahveyi koy. Sevdiceğimin kahve kokusuna uyanışını izlemeyi seviyorum. Yersiz bir benzetme olacak ama, Patrick Süskind'in Jean-Baptiste Grenouille'i gibi onun da önce gözleri değil, burnu uyanıyor. Kahve mis gibi kokuyor tüm evde. Fırından sıcacık çeşit çeşit Alman ekmeği alıyorum. Son bir haftadır her sabah jetlag'in şerefine karı-koca pazar kahvaltısı keyfi yapıyoruz. Sonra o işe, ben okula yallah. Sabah romansı çok güzel de, jetlag gece vuruyor tabii. Film ya da uçak kazaları belgeseli izlerken (neden diye sormayın, seviyoruz biz uçak kazalarını) koltukta uyuyakalıyorum. Hep böyle gidemez tabii. İlk haftanın verdiği gevşeklikle jetlag'in keyfini çıkardık işte. Haftaya geçmiş bitmiş olacak kahvaltı keyifleri, koltukta sızmalar falan.

Bitsin de zaten. Dedim ya.. Planlarım var. Uygulamaya konacak 18 maddelik bir liste hazırladım (neden diye sormayın, listeleri de seviyorum). Listenin içinde neler yok ki; mutfak balkonunda bahçecilik projemden, 30(küsür)den sonra başlamayı umduğum yeni outdoor aktivitelerine, doktora teziyle ilgili hedeflerden, tuzla kaplı balık pişirme ve birkaç parti-organizasyon projesine.. Bol heyecan, bol aksiyon. Bu arada fark ettiniz mi, blogun tasarımını değiştirdim. Şu janjanlı renkler ve berbat font gözümü tırmalayıp duruyordu, insanın yazası gelmiyor. Attım çöpe gitti. Daha sade, böyle şirin şirin kelebeklerle dolu (midemdeki kelebekler?!?) bir tema var artık. Bahar gibi. Ben sevdim, umarım siz de seversiniz sevgili bloggercıklarım. Bir süre gider bence bu bize.

Haydi o zaman! Vira vira! Yelkenler fora! Yeni bir yıl başlıyor (neden diye sormayın, benim için yeni yıl her zaman Mart'ta başlar). Doğa uyanıyor. Yeni bir yıl, heni hedefler, yüksek motivasyon, pozitif enerji.. Haydi bakalım, yolum açık olsun o zaman!

2 yorum: