28 Mart 2012 Çarşamba

Bahar çarpar, yetmedi terlik fırlatır

Oh keyifler gani gani, doktor randevum iptal. Doktorun hasta olacağı tutmuş, oysa ki doktor dediğin her daim sağlıklı olur sanarız. Kendisine Allahtan acil şifa, sevenlerine de sabır diliyorum ama ben şahsen bu habere çok mutlu oldum, çünkü fellik fellik kaçacak yer ve bahane arıyordum. Gerek kalmadı, iyi oldu. Üç beş gün kazandım piyangodan.

Bu şenlikli ruh haliyle hemen pencereye koştum. Baktım bi değişiklik var mı, bahar gelmiş mi? Yok henüz gelmemiş. A be canım, bahar dış mekanlara gelmediyse de iç mekana geldi yahu. O da nesi; sardunyalarım pörtlemiş, orkidelerim cortlamış, soğuk insanlar diyarı alemanya'da akdenizli ruh halimi korumak için almış bulunduğum zeytin fidesi dahi çiçek açmış! İşte yanda kanıtı! Evin dışında kış koşulları devam etse de, içinde bahar havası esmeye başlamış.

Akşama kızlarla "içelim güzelleşelim" randevumuz var. Kara kış koşullarına bir süredir yenik düşüp imana gelmiştik ama sonra geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları.. Burada 5 euro'ya, bizi de müesseseyi de "happy" eden "happy hour" hadisesi var, birkaç kız o bar senin bu bar benim, bir-iki haftada bir toplaşıyoruz. Erkekler gelemiyor ama tahmin edersiniz bu durumda konu sırf erkekler be bacım.. Arada akıllı uslu iki çift başka laf eden de çıkıyor neyse ki ama 5 euro'ya cocktail diyorum, gerisini koyveriyorum..

Errrrkek demişken; bu hafta sonu benim kişisel domestic errrrkekim bir güzellik yaptı. Sevabına beni IKEA'ya götürüverdi. Bu IKEA teee şehrin bi ucunda, özgür kız ayaklarında tek başıma gidebileceğim bir yer değil. Aslında IKEA'ya erkekle gitmek de bir dert. Adamcağızımı restoranta köftelerin dibine park edip, dizinin üzerine bilgisayarını koyup, kendim şöyle doya doya dolandım pek şükür. 2 saat sonra, köftelerin yanına park ettiğim adamın dizinin üzerindeki bilgisayarın pili bite-yazınca, artık köftelere bakarak kahvesini yudumlamaktan bitab düşmüş olduğunun ayırdına varıp, mesaj attı tek satır: "acıktım" diye. O sıra ben de rengarenkli yastıklarla iç gıcıklayan koku mumların arasında bir yerde kendimi yitirmiş bulunduğumdan, IKEA denen labirentte yolumu bulup restorana geri gelebilmem biraz zaman aldı tabii. Adamcağızımı açlıktan gözü dönmüş, köfte ile füme somon arasında kararsızlık krizleri geçirmekte buldum. Kavuştuk ey dostlar. O ne kavuşma.. Adamcağızım kendini hemen köfte sırasına vurdu, ben de çocuk viyaklamalarının görece-duyaca- iliklere dek hissedece az olduğu bir masaya kapağı attım. Kapağı derken, hakikaten kapak, bildiğiniz kavanoz kapakları. 2 saatlik dolaşmanın sonunda aldığım en manasız ama en "ay çok şirin bunnaaaar" şey bu renkli kapaklar olmuştu çünkü.. Geçelim. Köfteleri yedik, kocanın daha evden çıkmadan internetten görüp bana da beğendirdiği iki parça eşyayı arabaya atıp, benim kendimden geçerek aldığım birkaç bitkiyi sırtlandık, son dakikada kocanın "şurdan muhakkak bir balık yumurtası sosu almalıyım" diye ışık hızıyla atıldığı isveç gıda marketinde kısa bir duraklama geçirdikten sonra eve döndük. Alemanya'da cumartesi gece ve pazar tüm gün çivi dahi çakmak yasak olduğu için, aldıklarımızı yerleştirip huşuuuu içinde hayatımıza devam ettik.

Bu yandaki mutfağımın son hali, fransız kafelerine benzememiş mi allaaaaseniz? Gelin de size ellerimle croissant'lar açayım, cafe au lait'ler ikram edeyim. Bu arada, fransız mutfağına şu nedenle de hastayım. Normal koşullarda karıştırılması genel toplum ve ahlak kurallarına karşı olan bazı gıdalar vardır, misal ekmek üzerine beyaz peynir ile vişne reçeli ya da almanların tatlı salatalık turşusu ile potibör bisküvi, daha da ileri gitmek isteyenler için akasya balı ile yeşil zeytin ezmesi.. Bu gıdaları yemeyi seviyorsanız (misal, ben) dünya genelinde yaşayan elalem size deli ya da daha beteri hamile gözüyle bakar. Oysa ki fransa'ya giderseniz bunları afiyetle yemekle kalmaz, bir de üzerine eşek yüküyle para ödersiniz. Böyle de bi ayrıntı var işte hayatta. Biliniz ona göre davranınız, mahçup olmayınız diye anlattım.

Haftasonu ayrıca bir klasik müzik konseri - ki inanılmaz kötüydü çünkü harp ve fülüte bi derece dayanabilsem de, bunları o incecik sesiyle harmanlamaya kalkan viyolonsele inanılmaz sinir olurum - ve sezonun son karlı dağ tırmanışı - ki inanılmaz güzeldi, doğa mis gibi kokmaya çimenler yeşermeye başlamış, bahar mı geliyor ne?!? - ile geçti. Bir de ben doktor vs düşünmemek ve tırlatmamak için, iç odanın şeklini değiştirip, camları sildim ve kereviz pişirdim. Sonra da şu yandaki okuma koltuğuma yığılıp kaldım. Bu koltuğu ve tepesindeki orkideleri o kadar çok seviyorum ki, burda bir ömür geçirebilirim sanırım. Çiçeklerime bir maşallah deyin, nazar değmesin..

Bahar herkeste yorgunluk yapıyormış, bende ise aşırı bir enerji patlaması yapıyor. Bu sıra güzel çalışıyorum doktora adına, almancaya da biraz eğiliyorum. Akşamları da ekseriyetle dışarılarda oluyoruz çünkü bira bahçeleri açıldı ve yaz saati uygulaması ile akşamlar upuzun bizim oldu. Bir de şu doktor vs. işleri bi bitse de rahatlasam harika olacak..

1 yorum:

  1. Bir de konuyu konuya nasıl bağlamıi nasıl nefes almadan alnatmışsın herşeyi =)

    'Heyran'lıklarımı sunarım

    YanıtlaSil