30 Aralık 2011 Cuma

Love, actually..

Demin biricik aşkımla kocaman koltuğun ennn köşesindeki bir metrekarelik alanda sıkış tıkış, yumuş yumoş, el ele "Love, Actually"yi bilmem-kaç-küsürüncü kez izlerken ve her sefer o kızıl kıvırcık kafanın (adı Sam olan her canlı muhteşem değildir de nedir?!) "dünyada kavuşulmayan aşktan daha kötü ne olabilir ki?" demesinin suratıma kondurduğu eblek gülümseme tam yerini almışken, bloguma yazacağım "senenin sondan bir önceki yazısı"nın (evet birazdan ben de wish list'imi yayınlayacağım, her blogger gibi..) AŞK üzerine olmasına karar verdim.

Aşk, aslında.. Çok basit birşey. Onun gülümsemesi içinizi ısıtıyorsa, yanındayken dünyanın tüm zorluklarıyla baş edebileceğinize inanıyorsanız, kalbiniz çarpıyor, midenizde kelebekler uçuşuyorsa, onunlayken daha iyi bir insansanız, hayat çok daha eğlenceliyse; aşıksınız. Bu kadar. Bunların biri bile yoksa; değilsiniz. Bu kadar basit işte. Biraz da nüansı var tabii; aşık olduğunuz kişiyle birbirinizi mutually inclusive yani tüm yönlerinizle kabullenmeli, değiştirmeye çalışmamalısınız. Onun yanındayken huzur duymalı, şu sorun bu sorun içinize daral gelmemeli. Sevdiceğiniz karmaşık olmamalı, hayatı size basit ve sevgi dolu yansıtmalı. Sevdiceğiniz basit de olmamalı, her gün yeni birşeyler öğrenebilmelisiniz ondan. Sevdiceğiniz pinti olmamalı, siz de ona karşı pinti olmamalısınız; ama paranın nasıl zor kazanıldığını da unutmamalı, bir ihtiyacınız ya da isteğiniz olduğunda hayatın müşterek olduğunu hatırlamalısınız. Sevdiceğinizin telefonunu, cüzdanını, emailini kurcalamamalı, özelini didiklememeli, size yapılmasını istemediğiniz hiçbir davranışı ona karşı yapmamalısınız; sonuçta aldatacak insan karda yürür de izini belli etmez. Yalan asla olmamalı ilişkinizde, açık ve dürüst olmalı, bir hata yaptığınızda özür dilemeyi de bundan ders almayı da bilmelisiniz. Gurur, küsme, trip atma gibi klasik hatun davranışları, bebek diliyle konuşma, bişey isterken mırıl mırıl kedi gibi olup sinirlenince cadı gibi çift yüzlü olmamalısınız. Sevdiğiniz kadına sadık olmalısınız, olamıyorsanız da baştan bu huyunuzu açıklamalı, açık bir ilişki talep etmelisiniz (her kadın ille evlenelim diye tutturmaz, inanın biz de arada hiçbir yere varmayacak gönül maceralı yaşamak isteyebiliriz). Erkeğin kalbine giden yol kadar kadının kalbine giden yolun da az buçuk mutfak ile köpüklü bir küvet arasında biryerlerden geçtiğini unutmamalısınız. Kadının devamlı evlilik muhabbeti açanından, alacağınız yüzüğün boyutlarını vereninden; erkeğin ise kimleydin, nerdeydin diye soranından, hizmet sektöründe çalışan kişilere (garson, kapıcı vs gibi) sert ve küçümser davrananından mutlaka uzak durmalısınız. Ve son ama en önemlisi; sevdiceğinizin (kadın ya da erkek) özgür bir birey olma hakkına, sizden dışarda bir yaşamı, dostları ve hobileri olmasına saygı duymalı, sağlıklı bir ilişki için insanların arada kendilerine zaman ayırmaları gerektiğini unutmamalısınız.

Tüm bunlara sahipseniz; siz aşkı buldunuz ya da şanssızlıklar nedeniyle biraz gecikmiş olsa da - hiç merak etmeyin - çok yakında bulmak üzeresiniz demektir :)

2 yorum:

  1. Merhaba Ceren, böyle 40 yıllık tanıdığımmışsın gibi yazıyorum sana umarım delinin zoruna bak demezsin :)
    Aslında sen bir bakıma arkadaşım gibisin, bir ara sıkı takipçindim ve hep bu kız çok çok iyi yazıyor lafı gülümsemeyle birlikte dökülüyordu dudaklarımdan... bazen, yazdıklarından bir şekilde kendime pay çıkartıyor daha da yakınlaşıyordum sana... sonra uzun süre unuttum blogunu...
    Neden bilmem, sabahın 5 inde aklıma geldin, belki de dertleşmek istedim... sonra aşkla ilgili bu yazını okudum ve işte yazmadan duramadım...Son birkaç yıldır aşık mıyım diyordum kendime, sonra birkaç ay iyice bastırmaya çalıştım,inkar ettim şimdi birkaç haftadır da acısını çekiyorum bu yaptıklarımın... dediğin birşey daha da canımı yaktı; aşk basit birşey... evet aslında basit, belki biz karmaşık hale getiriyoruz... o bahsedilen sevdiceğe sarılıp uyuyabilmiş olmak, ya da soluk alıp verişini dinleyerek yüzüne bakabilmek için bütün gece uyanık kalmak; bunlar bile yeterli belki de... sesini duyduğunda bile o deli kelebeklerin uçuşmaya başlaması...ama iki kişide birden olmayınca olmuyor bu aşk denilen meret... o sevilen ne kadar dürüst ve açıksözlü olursa olsun, sen ne kadar evlilik ya da şımarıklıktan uzak olursan ol, yine de can yakıcı olabiliyor nihayetinde. Sevdiceğin sadık olmayışını, hiçbir yere varmayacak gönül macerasını kabullenmiş olmak bile yetmiyor bazen...insanın içi, sen de başkalarına git imalarını kaldıramayabiliyor :) yalancı oluyorsun, ikiyüzlü oluyorsun, kendinle çelişiyorsun, yabancılaşıyorsun; sevgiyi bastırmaya çalışmak bir süre sonra çok ağır geliyor...sevdiğini başkalarıyla paylaşmak, tek istediğin ona sarılmakken kendini tutmak zorunda olmak,ne kadar bütün tutmaya çalışırsan çalış psikolojini darmadağın ediyor.. ya da bende öyle oldu belki de...Ne kadar gezdiğin-gördüğün, ne kadar okuduğun, ne kadar bildiğin ya da ne kadar düşünüp-yaşadığından bağımsız olarak, eski bir türk filmindeki esas kız oluveriyorsun... bütün o ben takmam, yaşarım gider yaklaşımının altında o esas kız içten içe saçı okşansın, eli tutulsun istiyor... birden körkütük aşık olduğunu farkediyorsun onun da sana aşık olmasını diliyorsun...Ama olmayacağını kabullenmek zorunda olduğunu da biliyorsun... gurur ya da ego değil, pişmanlık hiç değil... sadece üzülüyorsun sonuçta... sen gerçekten şanslısın, sevdiğinin yanında kendin olabildiğin için şanslısın...ama şartlar bazen başka başka kişiler olmaya, kendinden bile uzaklaşmaya itiyor insanı...işte o zaman, benim gibi en baştan yanlış yapanlar için ne yazık ki basit olamıyor aşk...Keşke olsa... :))

    YanıtlaSil
  2. Merhaba.. İsimsiz yorumları yayınlamıyorum ama seninki çok içten geldi. Evet aşk basit ama yaşattığı diğer duygular ve davranışlar karmaşık. Seninki zor bir durum, karşılıksız aşk yani. Ama başka insanlar var, tekrar aşık olma şansı var, bu sefer herşeyin harika gitme ihtimali var :) Değerlendir bu şansı bence, bazen sil baştan başlamak lazım hayatta.

    YanıtlaSil