21 Aralık 2011 Çarşamba

Anti-sosyal Medya

Diğer sosyal medya sitelerini kullanmadığım için bilemiyorum ama Facebook ile Google+ karşılaştırmasında, Facebook bence açık ara lider konumda. İkide bir formatı ve güvenlik seçeneklerini alt üst edip hepimizi gerse de, saçma sapan uygulama ve oyun tekliflerini reddetmekten tıklayıcı parmağımız (eski adıyla işaret) nasır tutsa da, "ben pek girmiyorum, arada foto falan bakıyorum ancak" diye kendimizi kandırsak da; facebook hepimizin hayatında belirli bir yer kaplıyor. Google+ ise, ilk çıktığı zaman bir anti-facebook sevdası dalgalanması yaratarak kendisini bize sevdirdiyse de; bu sevgi uzun soluklu olamadı. Özellikle facebook kullanıcıları tarafından güvenlik açığı diye adlandırılan gizlilik ilkeleri, google+'da da çok da farklı değil. Hatta önüne gelen herkes tarafından bulunmak ve eklenebilmek oldukça sinir bozucu. Tamam bazı ayarlarla oynayarak kendinizi internette tamamen görünmez yapabiliyorsunuz ama o zaman da sosyal medya kullanmanın alemi nedir? Yurdumun kahvehanelerinde yetişmiş, ihtisasını internetkafelerde tamamlamış, mutlak surette horoz dötü saçlı ve eli tesbihli genç, arama kriterlerine "kadın" yazmayı yeterli bulduğu anda Google+ dünyasının kapıları onlara açılıveriyor. Nasıl ki Facebook yıllardır görüşmediğiniz ve normal şartlarda da görüşmeyi gerekli görmediğiniz, ortak tek noktanızın aynı ilkokulu bitirmek olduğu arkadaşlarınızı sizinle buluşturuyorsa; Gooogle+ da güzel kadınları yurdum magandalarıyla buluşturuyor. Temmuzdan beri bunu gördüm, bunu bilirim. Engelle tuşuna basa basa 6 ay imanım gevredikten sonra, bugün itibarıyle Google+ hesabımı kapatmış ve huzura ermiş bulunuyorum. Ayrılma anketine de aynen bunları yazarak Google+'ı aynen kendilerine iade ettim. Zaten toplamdaki 20 arkadaşımla da yüzyüze ilişkim olduğu için, hayatımda hiçbirşey değişmedi doğrusu.

Facebook'a gelince.. Onu kapamak kasıyor tabii. Aslında bağımlısı değilim; telefonuma falan yüklü değil, günde sabah ya da akşam 15dk'dan fazla girmiyorum, oyun veya uygulama kullanmıyorum. Yaptıklarım; benden uzakta yaşayan ailem ve dostlarımla emailleşmeye üşendiğim zamanlarda iki satır yazışmak, seyahat fotolarımı yüklemek, yüklenen fotolara bakmak, arada yorum yapmak ve sevdiğim insanların doğum gününe denk geldiğimde kutlamak.. Başka? Yok. Bu anlamda fazla aktif olduğum söylenemez. Özellikle de okula gidip gelirken trende, sokakta, kütüphanede, restaurantlarda, kafelerde, hatta sinemada insanların devamlı Facebook'a baktıklarına şahit olduğum düşünülürse. Peki neden kapatamıyorum hesabımı? Çünkü Facebook insanın iki temel psikolojik ihtiyacını gideriyor: "olan bitenden haberdar olmak" ve "kendi hakkında haber vermek". Sosyal hayatımızın bu iki olmazsa olmazı, sosyal medyada vücut buluyor. Soyal karşılaştırma; yani kendini diğer insanlarla karşılaştırmak ve buna göre sosyal yaşamda kendine bir yer belirlemek ihtiyacı. 20 senedir görmediğimiz birinin yüklediği tatil fotoları bu nedenle ilgimizi çekiyor. Hepimizde var. Bir çok psikoloji kuramına da temel oluşturur; sağlıklı bir ruh yapısındaysak sosyal açıdan kendimizden aşağıda gördüklerimiz, bizim kendi durumumuzdan hoşnut olmamıza, yardım davranışları geliştirmemize; yukarıdakiler ise hedefler koyup bunları gerçekleştirmeye azim etmemize neden olurlar. Sağlıksız bir ruh yapısında tabii aşağıdakilere yukardan bakıp böbürlenme, yukardakileri ise kıskanma söz konusudur.

Sosyal araştırmacılara göre; bu özelliği ile bizi doyuran Facebook'taki bir terslik, arkadaş listelerinin nitel yapısı. Normal koşullarda aktif bir insanın facebooktaki arkadaş sayısı 250-450 arasında oluyormuş (kaynak için çok araştırdım ama bu okuduğum makaleyi tekrar bulamıyorum, bulduğum zaman alta ekleyeceğim, işkembeden salladığım sanılmasın). Bu sayının altındakiler (özellikle de arkadaş ilişkilerinin en önemli olduğu ergenlikte) sosyal kıyaslamalara ve zorbalığa maruz kalabiliyormuş. Bu sayının üzerine çıkıldığında ise; görünürde sosyal olan ama gerçekte yalnız insanlar söz konusuymuş! 450 rakamının üzerindekiler arkadaş değil; tanıdık, ayıp olmasın diye eklenenler vs oluyormuş. İşin daha da ilginç tarafı; araştırmaya katılan ve 450'den fazla arkadaşı olan facebook kullanıcılarının sahip olduğu arkadaş sayısı arttıkça, kendilerini "yalnız bir insan" olarak görme ve "yalnızlık hissi" oranları da artıyormuş. İlginç.

Bu arada; dün eşimle ortak bir arkadaşımızın fotolarına bakarken ve "kilo mu almış, hamile mi?" dedikodusu yaparken laf lafı açtı ve biz iki kafadar facebook kullanıcılarının 5'e ayrıldığı sonucuna vardık. Bu buluşumuz bizi çok güldürdü ve iddia ediyoruz çok da doğru, deneyin bakın!

Tip 1: Öğreten adam/kadınlar
Bu tipler; genellikle okudukları köşe yazarının tüm yazılarını, gazete haberlerini, facebook güvenlik açıkları ya da yeni uygulamalar hakkındaki tüm bilgileri tüm evrene yollamaktan asla sıkılmayan tiplerdir. Atatürk'ün gelmiş geçmiş tüm fotoğraflarından en bilindik filozofların en çok çiğnenmiş laflarına dek geniş(!) bir bilgi birikimleri bulunur. Amerika'nın Irak'a getirdiği demokrasinin bir benzerini facebook'a getirmeleri an meselesidir. En büyük faydaları ise, tuttukları futbol takımının gollerini ve İstanbul'a yakın depremleri an be an bildirme yetenekleridir.

Tip 2: Hava basanlar
Bu tiplerin büyük çoğunluğunu yeni anneler oluşturur ve çocuklarının ilk kakasının özelliklerinden, süt kanallarının tıkanıklığına dek merak edip durduğumuz(!) her konuda bizi aydınlatmayı kendilerine görev edinmişlerdir. Bu türün çocuk yapmak yerine para yapan cinsleri de bulunur ve bunlar da hiç şaşmadan arabalarının, son gittikleri seyahatin (mutlak surette havaalanından anons edilmiş, Avrupa istikametli ya da Puket paket turlarıdır bunlar), son yedikleri bifteğin ya da çakma sarışın sevgililerinin boy boy fotolarını beğenimize sunarlar. Güneş gözlüklü profil fotoları nedense yan tarafa bakar şekilde ya da sırta dönük, omuzdan kameraya spontan(!) pozdur.

Tip 3: Gizemliler
Bu tiplerin en çok kullandıkları facebook aracı, durum güncellemesi ve yorumlardır. Durum güncellemelerini en az iki farklı anlama gelecek şekilde yapmaları takdire şayandır. Bu tür örneğin "rollercoasterda gibiyim" diyorsa; gerçekten bir park alanında mı, hamile olduğu için midesi mi bulanıyor yoksa hayatı psikolojik anlamda bir aşağı bir yukarı mı gidiyor, asla anlayamazsınız. Buna ek olarak, bu tipler özellikle kadınların meme kanseri duyarlılığı amacıyla kullandıkları "benimki pembe" ya da "3 gündür şalgam yemedim" falan gibi oyunları hiç kaçırmazlar. Arkadaşlarının durumlarına yorum yaparken "anladın sen onu", "şimdi bişey derdim ama neyse" gibi cümleleri fütürsüzce kullanırlar.

Tip 4: Kısa ve öz yazanlar
Bu tipler ezelden beridir haber almadığınız ama arkadaş listenizde öylece duran tiplerdir. Arada birden hortlar, yüklediğiniz eski tarihli fotoğraflardan birini beğeniverir ve aynı hızla yok olurlar. Çok heyecanlandıkları anda "muhteşem" yorumları ve doğum gününüzde duvarınıza "mutlu ol" dilekleri eksik olmaz. Kırk yılın başı birşey yüklediklerinde, bu genellikle öyle absürd bir makale, öyle lezzetli bir yemek fotoğrafı ya da öyle upmarket bir sanat eseri olur ki, "adam/hatun yine koymuş ağırlığını" dersiniz. Facebook'un onca çöpün arasında biraz sanat, biraz bilim, biraz kültür kokmasına onlar yardım ederler.

Tip 5: Ne bulsa gönderenler
Bunlar sabah, öğle, akşam, gece yarısı kullanıcılarıdır. Hepsinde i-phone, olmadı blackberry bulunur. Mümkün mertebe sosyaldirler. Sizle aynı masada sohbet ederken şak diye fotonuzu çeker, siz daha n'oluyo? derken yükler ve altına "şekerim çok güzel çıkmışsın"ı basıverirler. Selçuk Erdem karikatürlerinin yayılmasında büyük emekleri vardır. Son zamanlarda The Guardian'dan alakasız makaleler okumakta ve okuduklarını da bizlerle tabii ki(!) paylaşmaktadırlar. Ayrıca sabah "günaydın!"ları, pazartesi "sendrom"ları, "yaşasın bugün cuma"ları asla bitmez. Ne kadar çiçek fotosu, kedi fotosu, aranan kan ihtiyacı, korunmamız gereken virüs tanımlaması varsa, hepsinden haberdardırlar ve hepimizle her an paylaşmaya da hazırdırlar. Her ne kadar yolladıklarının %85'i çöp kategorisine girse de, Facebook'u bugünkü başarı düzeyine getiren de - kabul edelim - yine onlardır.

2 yorum:

  1. Karikatürünüzü bloğumda paylaşacağım bir yazı için kullandım.Yazınızda güzel olmuş.İyi blog yayınları :) söyleyim dedim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. E adsız olarak söyleseniz ne olur söylemeseniz ne olur diyeyim ben de..

      Sil