11 Kasım 2011 Cuma

La vie tranquille

Yani sakin hayat.. Sonbaharın kışa döndüğü; yaprakların hızla sararıp, kararıp, şıp diye dökülüverdiği, ne olup bittiğini anlamadan saat 16.30'da havanın kararıverdiği, sabah uyanamadığımız, akşam erkenden esnemeye başladığımız, "su içsem yarıyor kardeşiiim" haliyle toparlaklaştığımız, ayva bol olsa da az olsa da titreşip durduğumuz, meyve çaylarına saldırdığımız, "yuh yani mandalinanın tekinden 18 çekirdek çıkarmı yaaa"ladığımız, "biyerden serin bir esinti vuruyor enseme, pencere mi açık?" paranoyasıyla harmanlandığımız, "eskinin Bursa'sının karanlık ve nemli sokaklarında "bozaaa!" sesi duyulurdu, şimdi nerdeeee" diyerek nostalji yaşadığımız, geceleri tv karşısında sevgilimizle aynı battaniyeyi paylaştığımız, ya da botlar ve kadife pantolonlarla donarken bizden 10 yaş küçük hatunların mini mini etekler ve incecik tabanlı topuklularla nasıl arz-ı endam edebildiklerine her geçen yıl daha fazla şaşırdığımız, evden okula-işe giderken hava karanlık olup okuldan-işten eve gelirken havanın yine karanlık olmasına isyan ettiğimiz, annelerimizin bitmek bilmeyen "fanila giymiyorsun, ondan hasta oluyorsun devamlı" lakırdısını dinlediğimiz, çok yakında başlayacak olan karlı-kartopulu günleri beklediğimiz, hava 10 dereceyi görene dek bodruma kaldırılan bisikletimizi özlediğimiz, soğuk havada bizi bekleten arkadaşımıza "bak burnumdan soluyorum" esprisini yapmaktan baymadığımız, doğanın uykuya geçtiği o gri ve durgun mevsim..

Kış uykusuna yatma psikolojisinden kurtulmak için bu haftabaşında bir Wii aldık, çok keyifli bir aletmiş hakikaten. Okuldan işten gelir gelmez başına kuruluyoruz. Diğer bilgisayar oyunları gibi oturduğun yerden hımbıl hımbıl oynayamıyorsun, tenis, boks, mario-kart gibi oyunlarda ille bir ayağa kalkmak, eli kolu sallamak falan gerekiyor. Çok kalori harcadığımızı sanmıyorum ama yine de bir kase meyveyle tv karşısında katastrofi belgesellerini (Mayday: Alarm in the Cockpit'in hastası olduk bu sıra) ya da benim anlıyormuş gibi yapıp aslında ingilizce alt yazıdan takip ettiğim Almanca filmleri izlemekten iyidir sanırım.

Aslında.. Komik bir araştırmalar dizisi de var bu konuda, bazı Nöropsikologlar bazı deneylere girişmişler. Mesela 12 haftalık bir araştırmanın sonucunda, spor yaptığını hayal eden bireylerde, hayal etmeyen bireylere kıyasla kaslar gelişme göstermiş. Metodolojisini falan okudum, fena da bir araştırma değil, bilimsel açıdan geçerli bir sonuç! (İlgilenenler için: Ranganathan V.G. ve ark. (2004). "From mental power to muscle power: gaining strenght by using the mind". Neuropsychologia 47(2), sf.944-56). "Olay kafada" demek ki..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder