9 Ekim 2011 Pazar

Bir başlayabilsem..

25 yıllık okul hayatımın aksatmadan her bir yazında; kitap defteri fırlatarak, çantaya bir tekme vurarak, adeta hiç geri dönmeyecekmişim gibi yaz tatiline çıktım. Denize, güneşe, bahçeye, hayvanlara doydum. Her sonbaharda okullar açılırken hüzün bastı, ayaklarım geri geri gitti, ilk yarı yılın hatırı sayılır bölümünde aklım denizde kaldı. Eşşşşek kadar oldum ama bu yaz sonu da tabii ki aynen böyle oldu, neden olmasın ki?

Evet 25 senelik bir "eğitilme" süreci geçirdim ve hala şu hayata dair bi'şi öğrenemedim, o ayrı bir durum; ama madem okulları ve okumayı bu kadar az seviyorum neden bu işi bu kadar uzattın derseniz.. Araya birkaç boşluk girdi; bir dönem dünyayı gezdim, paralar suyunu çekti, geri döndüm, çalıştım, para kazandım, yine gittim falan derken iş uzadı. Bu sene, şu geçkince yaşımda, yeniden tazecikten bir doktora öğrencisi oldum. Bizim oralarda doktora denen naneyi normalde 23-27 yaşları arasında hallediyor zeki öööğrenciler ve diplomalarını odalarının duvarlarına asıp, sonra bir cafe falan açıp hayatlarına devam ediyorlar, huzur içinde. 30'lu yaşlarda totosu tahta sıraya yapışmış halde anca hafif tırlatmış kız kurularıyla, askerden kaçmayı onur meselesi haline getirmiş erkekler kalıyor geriye. Yani bizim memleket normlarında 30'lar doktora için geçkince bir yaş; yoksa yurtdışında bakıyorum doktora yapanlara ben abla - abi diyebilecek konumdayım. Güzel.

Bu Alemanya denen memlekette ise, doktora 3 sene sürüyor ama resmi belgelere bakılırsa yaz ve kış tatiliniz yok; 12 ay, haftanın 7 günü, 24 saat öğrencisiniz. Programınızı siz belirliyorsunuz, derslerinizi siz beğenip alıyorsunuz, seminer ve konferanslarınızı siz ayarlıyorsunuz; yani herşey 30'lara gelip de sorumluluk sahibi olmuş efendi uslu doktora adayı insancıklar için tıkır tıkır işliyor. Sorun yok.

Ama ben alışmışım ille totomdan biri itekleyecek, kızım bi bak bi dersin var mı ödevin var mı diyecek, hatta mümkünse benim yerime çalışacak edecek falan fişman. Tabii dolayısıyla ben Temmuz ortasından şu ana dek keyfime göre kendime tatil ilan ettim ve "şu an farklı önceliklerim var", "kendimi hazır hissetmiyorum", "doğru zaman değil" diyerek; doktora namına tek bir sayfa bi'şey okumadan, bi'şey çiziktirmeden koca yazı devirdim. Lakin tatlısıyla acısıyla, deniziyle güneşiyle, bir elim balda diğeri kaymakta, bir yazın daha sonuna geldik. Hayır ben kabul etmesem de; hava bu memlekette 12 dereceye düştü, kaloriferleri yaktık, kış geldi. Ama ben derslerimin başına geldim mi? Hayır. Pes!

Panik yok. Doktoranın ilk senesinin ilk dönemi zaten avanak avanak sağa sola bakınmakla falan geçiyormuş, bunu da şerefimle çok güzel başardım ben. Ama artık bikaç ders almak, biraz kitap okumak, tez konumla aramda kurulacak simbiyotik bağın ilk hücrelerinin temelini atmak lazım geliyor. Ayıp oluyor yani elaleme, anam babam ne der komşuya mahalleliye falan. Kızı yolladık oraya doktora yapmaya, baklava yaptı durdu der ayol. Ayıp.

Biryerden başlamak lazım da, nerden ve nasıl? İşte bu çok zor, a dostlar.. Haftaiçleri zaten Almanca kursu tam gaz gittiği için; eve gelip, dinlenip, birşeyler atıştırıp, tam kuruluyorum koltuğa...gözüme mesela Hindistan seyahat kitabı takılıyor, birazcık bakayım geri dönerim diyorum, 3 saat geçmiş, akşam olmuş, koca kişisi eve gelmiş. Eh koltukta bir sarmaş dolaşlık hali, film falan izlemek dururken frijit hatunlar gibi "yok ben dersime çalışıcıaaam" olmuyor tabii. Haftasonları ise zaten spora git, kahvaltı tıkın, tam kitabımı defterimi açıyorum önüme...ordan bir telefon geliyor haydiiii eller havaya, totolar obaya modu. Bir de ev işleri var, tüm hafta boyunca haftasonuna bırakılan; pireyken deve olan. Bugün mesela sabahtan beri neler yaptım, ben bile şaşırdım halime. Sanırsın uzman bir Fadime, bir Güllü, bir Şükriye olmuşum. Anasının evindeki prensesvari hayatında cam silmeyi bırak, silinirken bile "ayy soğuk geliyoaaa, ben odama çıkıyoruaaam" diyerek bu evsel hadiseleri deneyimlememiş biri olarak, ben bugün evimin tüm camlarını sildim parlattım ayol. Nası yani?!? - Buna gelicez, bu apayrı bir macera oldu tabii ki..

Kısacası bir türlü başaramıyorum ben dersimin başına oturmayı.. Napıcaz? Konsantrasyon problemi yaşayan çocukların anne-babasına ne diyordum ben; her gün belirli bir saat aralığı belirleyin ve hep aynı saatte, ne olursa olsun dersinin başına oturmasını ve kalkmamasını sağlayın. Kendime de bunu salık veriyorum.. Ya bismillah, yaşasın yeni okul dönemi! Küçük büyük, tüm öğrencilere; hepimize kolay gelsin!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder