16 Temmuz 2011 Cumartesi

Evcil Domates Fifi (2)

Sevgili domatesim Fifi'den daha önce burada bahsetmiştim. "Kuzguna yavrusu anka kuşu görünürmüş" diye bir söz vardır, bu soğuk memlekette yetişen domates Fifi de bana anka kuşu görünüyormuş meğerse. Geçen hafta Türkiye'ye gelirken, kayınvalideme bıraktık Fifi'yi. Kadın sağolsun birinci mevkiiye, orkidelerinin arasına yerleştirmiş kendisini, yememiş yedirmiş, içmemiş içirmiş. Üzerindeki birkaç sarı domatesi iyice yenecek kıvama getirmiş. Hepimiz heyecanla bekliyoruz, ne zaman kızaracak bunlar diye.. Ayol iki haftadır alık gibi bekliyoruz yani.

Dün bi parmak attım olaya; tamam renk kırmızı değil sarı ama, baktım iyice yumuşamış, "ben seni yemez miyim, torun mürvedi görmez miyim" dedim. Törenlerle yiyeceğiz ilk mahsülü ya, gittim marketten beyaz peynire en yakın yunan peynirini de kaptım geldim. Bakınız yandaki resim. Aslında markadan da uyanmam lazımdı, evren bana mesajlar veriyor ya.. Uyanmadım tabii ki. Hatta yine bizim mahsülden fesleğen falan kopardım yanına. Masadaki İtalyan bayrağı misali; sarı (fifi) - beyaz (salakis) - yeşil (fesleğen) üçlemesi.

Törenlerle, "oy oy oy" nidalarıyla attım ağzıma torunu.. Offff.. Tek kelimeyle: REZALET. O ne kalın kabuk ya rabbi, çiğne çiğne yine de boğazında yumru gibi kalıyor. O ne tatsız vıcık vıcık bi içerik, Allah seni davul etsin be Fifi! Resmen çocuğu hayırsız çıkan anne psikolojisindeyim. "Okumadı bizim oğlan, benzin pompacısı oldu" ya da "boş bıraktık kızı davulcuya vardı" falan ayarında düşünceler geçiyor içimden.

Bazı kadınların içinden fışkıran annelik duyguları vardır ya, her gördüğü çocuğa "canıııım, ver bi yanak, dişleyeyim" diye saldıran tipler. Ben valla onlardan değilim, hatta "ayol ne çirkin çocuk be" dediğim vak'alar oluyor. Çocuğun çoğunu gözümle uzaktan sevmeye, az bi kısmının başını - yanağını - göbeeni okşamaya, binde bir de "oyyy çok şeker buuu, gel bi öpücük ver" diyerek sevmeye yakın bi bünyem var. O nedenle rahatça söyleyebilirim, bizim Fifi korkunç, rezalet ve hatta hayırsız, a dostlar! Ama Fifi işte, atsan atılmaz, satsan satılmaz, ikram etsen yenecek gibi değil. Salonun baş köşesinde durmaya devam edecek tabii bir sezon. Hani 30'unda iş güç sahibi olup da "ekmek elden su gölden" alışmış tipler vardır ya, analarıyla yaşayan, işte Fifi de böyle bi evlat oldu, başımıza kaldı. Hayırsız!

Umudumuz küçük oğlanda artık (hatırlarsanız bir de zeytin fidesi aldıydık, ama onda tık/neyin yok henüz..)

1 yorum:

  1. Değerli CERENMUS;

    Diktiğin sebzenin çeşidi ne olursa olsun randıman alamazsın.

    Yazdıklarına göre Almanya'da havalar yağmurlu ve güneşsizmiş.

    Meyveleri pek o kadar bilmiyorum da, sebzelerin mutlaka ve mutlaka günde en az 10 saat güneş ışığı alması şart.

    Mesela, bahçemin açık, güneş gören yerine diktiğim sebzeler ile; hemen yanına ağacın gölge yaptığı yere diktiğim sebzeler arasında bile büyük fark oluyor. Gölgedekiler kat'iyen ürün vermiyor, verse de FİFİ gibi oluyor.

    Moralini bozmayım ama zeytin fiden bonzai gibi bir şey olur. Biz burada, bu cehennem ateşi gibi yanan yerde bile zeytin ağaçlarının arasına yeteri kadar hava girmiyor, güneş görmüyor diye dallarını budar ağacı iyice açarız.

    Ama madem aşılı, kaliteli zeytin almışsınız. Gezerken bir çiftlikten bir kova kadar keçi veya koyun gübresi alın, saksısına devamlı onlardan koyun. Sulama işine gelince, 10 günde az bir su verin, balkona, çatıya güneş gören bir yere koyun. Türkiye'ye gelirken de ufak bir saksıya alıp, fazlalık dallarını budayarak bir pakete koyup getirin. Bozburun'a dikin :)

    Almanya'da zeytin olacağını hiç zannetmiyorum.

    YanıtlaSil