30 Haziran 2011 Perşembe

Evcil domates Fifi

Evde organik tarım yapıyorum arkadaşlar; evimin köylüsü, köyümün efendisiyim. Burda anlatmıştım yeşil bahçemi, o ayrı bir alem zaten. Kısa özet geçeyim, ikidebir çocuğundan bahseden anneler misali daral getirmeyeyim size: bahçe bir ara böceklendi (nanedenmiş.. ceza verdim, tek ayak üstünde balkonda yaşıyor artık), bir ara garip garip mantarlar türedi topraktan (yiyelim de harikalar diyarındaki Alice olalım dediysek de cesaret edemedik), bir de olur olmaz her yemeğe yeşillikten bir avuç koparıp kattığım için "Türk Mutfağının Karanlık Yüzü" isimli yemek kitabıma ve Utanmaz Arlanmaz Kadın Serisi'nden "Kocamı Nasıl Ülser Ettim" isimli romanıma da baya malzeme çıktı. Ama onun dışında yeşil proje iyi gidiyor, fesleğen falan gürbüzleşti iyice, ama maydonoz sizlere ömür..

VE FAKAT; Alemanya yağmurlu bir memleket ve benim Ege güneşine hasret bünyem arada celalleniyor. Yazın gelirmiş gibi yapıp yapıp bir türlü gelememesi, etrafı mis gibi kokan bol domates soslu patlıcan kızartması kokularının saramaması bünyede asabiyet yapıyor. Sıla hasretiyle karışık içli içli "madem ben akdenizime gidemiyorum, akdeniz bana gelsin" türküsü çığırdığım günlerin birinde, Flo elimden tutup beni bitkiciye götürdü ve bir domates bir de zeytin fidesi aldık evimize; hiç unutmam sene 2011, aylardan Mayıs.. İşte o gün bugündür, bu domates fidesi oldu bizim "Fifi" (meali; kokoş kadınların oyuncak mahiyetinde edindikleri mini köpekler gibi bişey, pek nazlı). Fifi ilk geldiği gün kendisini balkonda güzel bir köşeye yerleştirdim, lakin anlaşıldı ki kendisi rüzgar ve serinlik sevmiyor. O bir akdenizli, eh bizim salonun tüm öğleden sonra güneş alan köşesi de bir nevi akdeniz iklimi yaşıyor ve yaşatıyor. "Hadi" dedim "kerata, gel içeri, baş köşeye kurul bakalım". Efenim yüz verirsen ayıya, gelir *çar halıya. O mekan sanki Fifi için yaratılmış, kendini serada sanıyor yosma. Gelişti, serpildi. Kıskanmasın diye zeytini de aldık yanına artık, ne yapalım.. Akdeniz köşeme bazen bir minder atıyorum ve domates soslu, fesleğenli, mozzarellalı spagetti yiyerek Umberto Eco okuyorum. Hem obur, hem kültürlüyümdür, böyle biline.

Neyse Fifi böyle, çok keyifli bir uğraş, tavsiye ederim. Özetle; bol güneş, bol su verin ve rüzgardan uzak tutun. Bizimkinin üstünde yukardaki fotoda gördüğünüz gibi miniş miniş bir sürü domates var, maşallah diyip kıçınızı kaçıyarak dilinizi de ısırırsanız, sanırım haftaya ilk torunları yiyeceğiz. Ne demiş ananem; torun baldan tatlıdır. İnsanın kendi büyüttüğü torunları yemesi gibisi yok diyor ve elma yanaklarınızdan öpüyorum sevgili blogger'cıklarım.

2 yorum: