14 Şubat 2011 Pazartesi

Karanlık

Kentin dışında, aysız ve dolayısıyla bol yıldızlı gecelerde üzerime çöken bir konu var. Şu anda da şehirlerarası otobüste kendisine dik dik bakıyor, düşünüyor ve yavaş yavaş da üşütüyorum. En iyisi mi yazayım gitsin.

Evrenin sadece %4'ü doğrudan gözlemlenebilen maddelerden oluşuyor. Buna sizin pembe ev terlikleriniz, Çin Seddi, 2012'de ağzımıza mıçmayı planlayan Marduk gezegeni ve "sevgilim, bu bizim yıldızımız olsun mu?" dediğiniz o parlak ötesi Sirius da dahil. Sadece %4..! Geriye kalan, varlığı bir takım kütleçekimsel varsayımlarla hesaplanan ve evrenin %22'lik kısmını kaplayan "karanlık madde" (karanlık derken, bir ironi de var aslında çünkü hem ışıkla etkileşim kurulmadığı için karanlık hem de bilinmeyen anlamında karanlık. Hani ortaçağa da bilgimizin yetersizliği nedeniyle karanlık deriz ya.. Bunun ayrıca o dönem tablolarının kiliselerde uzun yıllar durması ve yakılan meşaleler yüzünden islenip kapkaranlık olması sonucunda hayatı karanlık göstermesi ile de alakası vardır. Ama son yıllarda, yeni bir tür lazer temizleme tekniği ile temizlenen bu tablolardaki canlı renkler hepimizi şaşırtmış ve orta çağ algımızı tamamen değiştirmiştir).

Bir de evrenin geri kalan %72'lik kısmını oluşturan "karanlık enerji" vardır. Karanlık enerji kavramı, benim gibi fizik bilgisi ancak ortaokul düzeyinde kalmış biri için anlatması zor bir kavram. İlkkez ortaya atan Einstein bile bu enerjiye "saçma sapan enerji" adını vererek Hubble teleskobundan gelen bilgiler bizi sarsana dek bu kavramın fazla önemsenmemesine neden olmuştur. Yıllar yılı Bilim Teknik Dergisi'nden okuduğum, Fizik Profesörü olan eniştemden dinlediğim ve aydınlanma anlarındaki dostlardan sağdan soldan duyduklarıma ve anlayabildiklerime göre, evrenimizi yaratan büyük patlama sonrasında, evrenimiz genişlemeye başladı ve genişlemenin hızı da zamanla artmaya başladı. İşte bu hızı arttıran fenomene de karanlık enerji adı veriliyor. Kuantum teorisine göre, karanlık enerji evreni o kadar genişletecek ve çekim yasasının altını üstüne getirerek, günün birinde evrenin sonunu da getirecektir. Bu teoriye göre, sonumuz karanlık ve soğuk gözüküyor.. Ta ki bir başka bütünleşmeye, bir başka büyük patlamaya dek..

Tabii bir sosyal bilimci olarak benim ilgimi, fiziksel kanunların sosyal getirileri, düşünce felsefesinin ve dini inanışların katkıları falan daha çok çekiyor. Ben bu bilgileri tek tanrılı dinlerin kitaplarında yazanla ve insanlığın kıyamet senaryolarıyla karşılaştırmaktan büyük keyif alıyorum. Kuran ve Eski Ahit'te geçen "biz evreni tekrar bozup tekrar yarattık ve hep yaratacağız" ayetlerinin büyük patlama ve genişleme ve sönme ve küçülme ve büyük patlama ile karşılaştırılması yeni değil.. Peki karanlık enerji "tanrı" adını verdiğimiz fenomen olabilir mi? Ya da hıristiyan inancına göre kutsal ruh? İçimizdeki enerjinin kaynağı, yaşam ışığı? Yoksa karanlık / korkutucu ve soğuk bir enerji midir o? Dünyanın sonunu getiren - cezalandıran bir güç müdür?

Bu aralar bu konularda okuyorum ve becerebildiğim kadar düşünüyorum. Benimle aynı bol yıldızlı gökyüzünün altında düşünmek isterseniz; Ebu Reyhan el-Biruni (islam felsefesi ve astronomi), Robert Spitzer (hıristiyan felsefesi ve astrofizik), Mauricio Suarez (fizik felsefesi) ve tabii ki Stephan Hawking (kuantum fizikçi) "The Grand Design - 2010 Bantam Press" iyi bir başlangıç. Daha hafif ve eğlenceli tercih ederseniz de; Harry Mulisch "Discovery of Heaven" 1992 serisini okumanızı ve "2001 - A Space Odyssey" filmini izlemenizi tavsiye ederim. Tabii ki bolca mısır patlağı eşliğinde ;)

Ceren Musaagaoglu, Şubat 2010.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder