29 Haziran 2010 Salı

Son bağımlılığım: Breaking Bad


90'lı yıllarımızın vazgeçilmezi x-files'ın yaratıcısı Vince Gilligan'ın Emmy ödüllü son dahiyane tv-dizisi Breaking Bad'in düz gece izlediğim 3. sezon finali beni kelimenin tam anlamıyla dağıttı. Uzun zamandır parmaklarımı kemire kemire izlediğim bir dizi olmamıştı; hakikaten kurgusu, performansı ve altyapısı ile 10 üzerinden 10!

Hikaye; lisede kimya öğretmeni, iki çocuk babası, düz vatandaş Walter White'ın hayatı boyunca tek bir sigara bile içmemesine rağmen akciğer kanseri tanısı alması ile başlıyor. Walter "aileme ne bırakacağım" odaklı bir nevi psikolojik kırılma yaşayarak, o ana dek yaşadığı düz aile yaşamına alternatif "açık mavi bir renk" katıyor; Heisenberg adıyla bölgenin en kaliteli metafetamin, ya da sokak adıyla "kristal meth"ini üretmeye ve satmaya başlıyor, sonrası inanılmaz sürükleyici, hele dün geceki finaliyle koltuğa çiviledi. 4. sezon 2011 yazında başlayacakmış, nasıl bekleyeceğim, nasıl dayanacağım bilemiyorum.. Bağımlısı oldum.. Bağımlılık üzerine bir dizinin bağımlısı olmak!! Helal olsun Gilligan sana!!

18 Haziran 2010 Cuma

Fiji: Kumsalda Çıplak Ayak Evlenmek


Biz evlendik! :) Fiji’de çıplak ayaklarımız, pır pır çarpan kalplerimiz, pırıl pırıl gözlerimizle; dört bir yanımızda deniz ve pırıl pırıl parlayan güneşi şahidimiz yapıp, el ele tutuştuk, birbirimizi her zaman sevip koruyacağımıza, saygı duyacağımıza ve mutlu edeceğimize söz verdik!

Pasifiğin ortasında ufacık bir adalar topluluğu var, adı Fiji (Ceren’in kaleminden ülke ayrıntıları için lütfen tıklayınız). Bu adanın turkuaz denizi, bembeyaz kumsalları, hindistan cevizi ağaçlarına kurulu hamakları var. Esmer yüzleri, kapkara gür saçlarına takılı çiçekleri ve bembeyaz inci gibi dişleriyle devamlı gülümseyen insanlar yaşıyor bu adalarda.

Pasifikteki ada-ülkelerin hepsi, tüm kıtalara uzak duruşları nedeniyle hala el değmemiş cennetler, ama Fiji özellikle volkanik yapısı, insanlarının canayakınlığı ve eko-turizme verdiği değer ile öne çıkıyor. Olumsuz tek nokta; Fiji’deki kararsız politik yapı, rejim deişiklikleri ve bazı sosyal sorunlar.. Bu nedenle, gitmeden önce güncel durumu iyice araştırmanızı öneririm. Ayrıca Avustralya’dan bile aktarmalarla 10+ saat sürüyor oluşunu ve Türkiye ile saat farkının 10 saat oluşunu da göz önünde bulundurmalısınız.

Fiji’de evlenmek için, öncelikle kendinize cennetten bir köşe seçiyorsunuz. En büyük ada olan Viti Levu’dan ve büyük kentler Nadi ve Suva’dan uzaklaştığınız ve zincir oteller yerine butiklere yöneldiğiniz zaman, çok daha yerel ve kişiye özel tasarlanabilen bir tören şansını da yakalıyorsunuz. Bizim seçtiğimiz ada, Toberua (www.toberua.com) ufacık bir cennetti, çevresi yürüyerek 15 dk’da dolaşılabiliyordu. Yerel ve doğal malzeme ile inşa edilen az sayıda kulübecikten, birsürü hamaktan ve bol bol kum ve palmiyeden oluşuyordu. Evlilik belgelerimizin hazırlanabilmesi için 1.5 ay öncesinden başvuru yapmamız ve istenen pasaport örneği, doğum sertifikalarımız ve evliliğimize engel olmadığını gösterir (kendi ülkelerimizden alınan) belgelerimizin evliliği gerçekleştirecek olan Fiji’deki nikah dairesi ve memurlarına ulaşmış olması gerekiyordu. Tüm işlemler oldukça rahat yapılıyor ve hazırlanan belge ingilizce olup, resmi mührü ile tüm dünyada geçerli sayılıyor. Bu belge ile başvurarak ülkenizden ya da bulunduğunuz ülkedeki Türk konsolosluğundan evliliğinizi tescil ettiriyor ve yeni nüfus cüzdanınızı talep edebiliyorsunuz, hemen kısa bir sürede evinize yolluyorlar. Bize düşen tek şey ise düğün töreni öncesi asıl belgeyi imzalamak ve güle oynaya kumsaldaki yerlerimizi alıp romantik romantik evlenmekti. Fiji’de yasal olarak atanmış bulunan nikah memuru düğün günü adaya geldi, adadaki çalışanlar seçtiğimiz noktaya harika bir çiçek tahtı hazırladılar, deniz kabuklarını ve çiçekleri yerleştirdiler, Fiji müzisyenleri yerlerini aldı, damadın boynuna kızmızılı sarılı çiçekler asıldı, benim elime pembiş pembiş gelin çiçeği yaptılar. Yüzüklerimizi deniz kabuklarında taşıdılar. Birbirimize yazdığımız hitapları papirüs kağıdına bastılar ve bize hatıra olarak verdiler. Herşey çok doğal, çok eğlenceli, güle oynaya ve çok romantikti. Benim başımdaki deniz kabukları ve efil efil uçuşan saçaklı duvağım ve deniz kabuklu elbisem, Florian’ın sevgi dolu bakışları, beyaz kumsal kıyafeti, nikah memurunun geleneksel etekli giysisi, herşey çok doğal, çok içten ve çok samimiydi. Yan komşumuz olan 25 senelik evli amerikalı çift hem şahidimiz hem de fotoğrafçılarımız oldular.

Fiji’de bir inanış varmış; düğün anında hava nasılsa, o evlilik de öyle gidermiş. Biz gel-git dolayısıyla denizin en kıyıya yakın olduğu öğle saatlerinde evlenmeyi seçmiştik ve sabah uyandığımızda hava hafif kapalı olduğu için de endişelenmiştik. Ama çiçek tahtı konar konmaz ve nikah memuru gelir gelmez pırıl pırıl bir güneş açtı ve tüm gün de öyle devam etti! Tabii Fijililer kıkır kıkır gülüyorlar ve bize devamlı “çok güzel, çok büyük aşk bu” falan diyorlar :) Biz de güneşin altında cayır cayır iki beyaz derili, istakoz oluyoruz!

Herşey çok güzeldi, herkes güldü, eğlendi, şarkılar ve danslar ettik. Bütün gün şımarttılar bizi, odamızın önünde gitarlarla seranadlar, şampanyalı meyve sepetleri, spa bakımları, jakuziler, akşama kocaman bir düğün pastası, ertesi sabah odamıza kahvaltı.. Kocaman kocaman kokteyller, heryerde gülümseyen yüzler... Muhteşemdi! Evlilik çok özel bir tören ve bize bunu hissettirdiler!

Kısacası biz erdik muradımıza, siz çıkın kerevetine.. Kumsalda el ele romantik bir düğün çok özel bir başlangıç ve her saniyesi özenle ve sevgiyle hazırlanmıştı. Kesinlikle tavsiye ediyorum! Tabii sonrasında (gelecek ay) ülkeye dönüp sevgili ailelerimiz ve dostlarımızla bir parti yapmayı da istiyoruz, çünkü mutluluk paylaştıkça çoğalıyor.. Ama bu bize özel, kendi düğünümüz oldu.. Bizim için güzel şeyler düşünen ve dileyen herkese çok teşekkürler, umarım tüm dilekleriniz benden size bir ayna gibi, çoğalarak yansır..

15 Haziran 2010 Salı

Fiji seyahati


Pasifiğin ortasında Fiji diye 844 adacıktan oluşan küçücük bir ülkecik var, bilir misiniz?! Ben çocukluğumdan beri bu Fiji’yi merak eder dururum; ismi çok egzotik gelir, insanlarının saçlarındaki renk renk çiçekler, gülümseyen esmer yüzlerinde parlayan bembeyaz dişleri hoşuma gider durur.


Sonunda gittim gördüm; hatta bir de evlenip döndüm J Hakikaten kartpostallardaki bembeyaz kumlar, turkuaz deniz, kumsallardan denize doğru eğilmiş hindistan cevizi ağaçları ile bezenmiş cennet gibi bir ülke. Başkent Suva ve ikinci büyük kent ve uluslar arası havaalanına sahip olan Nadi; ülkenin iki büyük adasından biri olan Viti Levu’da bulunuyor. İki şehir arası halk otobüsüyle 4 saat, uçakla ise 25 dakika sürüyor. Suva’dan sürat tekneleri ile seçtiğiniz bir cennet adacığa aktarma yapıyorsunuz. Çevresini 15dk’da yürüyerek dolaşabildiğimiz, ufacık tefecik içi dolu turşucuk adamıza, dolunaylı bir gecede, Avustralya’dan 10 saatlik bir yolculuk sonrasında ayak bastığımız anda, gitar sesleri, meyve kokteylleri ve çiçeklerle karşılandığımızda; dilimiz tutuldu! Ben eminim, uçakta uyurken uçak düştü, ben öldüm, cennete geldim.. Böyle bir ada yok, biz de hayatta değiliz, haberimiz yok! 3 gün sonra evleneceğim müstakbel eşime diyorum ki: “beni çimdikle, öldük bence biz”...


O ilk gece, adadaki dalga sesleri, usul usul esen rüzgarda birbirine değen palmiye yapraklarının hışırtısı, odanın iki yanda sonuna dek açık bıraktığımız sürgülü cam kapısından görünen tabak gibi dolunay ve “yok, biz kesin öldük” paranoyasıyla geçti. Ertesi sabah, hala gözlerimize inanamayarak adayı dolaştık, bize isimlerimizle hitab eden ada personeli ve diğer dört misafirle tanıştık. Heryerde bir sessizlik, sakinlik. Adada müzik çalınmıyor, ihtiyaç da yok çünkü müzik heryerde. Doğanın müziğine, gitarda Fiji ezgileri eşlik etti hep. Fiji’de herkesin sesi güzel ve herkes her an şarkı mırıldanıyor; yemek yaparken, temizlik yaparken..


Pazar akşamları çevre köylerden adaya çoluk çocuk köylüler geliyor ve kilisede şarkılar eşliğindeki ayine katılıyorlar, sonrasında da geleneksel kawa töreni yapılıyor. Kawa, bir tür kocakarı ilacı, her derde deva olduğu söylenen bir bitkinin kökleri, volkanik Fiji doğal kaynak suyu ile karıştırılıyor. Kökler ovalanarak ve sıkılarak, toprağımsı kekremsi bir sıvı elde ediliyor. Teskin edici bir etkisi de var, Pazar günleri, düğün ve cenazelerde, doğumda ve çeşitli eğlencelerde içiliyor. Fijililer eğlenmeyi, dansı ve şarkı söylemeyi sevdikleri için, mümkün olan her dakika kawa töreni tekrarlanıyor.


Kawanın içimi de ayrı bir alem. Önce, konuklarını en özel yere oturtuyorlar (kilisedeysek isa ikonunun hemen altına, kumsaldaysak en düz, en güzel yere) sonra kawa tası dolduruluyor ve ilk konuğa ikram ediliyor. Konuk tası almadan önce elini bir kez çırpıyor, sonra kawa içiliyor ve eller tekrar 3 kez çırpılıyor. Bu el çırpma işlemi şükran bildirmek için. Daha sonra aynı tas elden ele dolaştırılıyor. Fijide eskiden yamyamlık oldukça yaygın olduğu için, aynı tastan içmek, sevilen birini kendi bedenimize katmak gibi düşünülüyor. Gerçekten de, diğer konuklar deniz ve güneşin tadını çıkarırken, katıldığımız ayin ve içtiğimiz kawa ile bizi sahiplendiklerini ve diğer turistlerden ayrı yere koyduklarını hafta boyunca yatağımıza bırakılan çiçeklerden, torpilli kokteyllerden ve her gece bizim odanın önünde yapılan seranadlardan fazlasıyla hissettik.



Cennette; kişi başı 600er sayfa kitap okuyarak, adanın her milimetre karesinin ve deniz altının fotoğraflarını çekerek, geceleri hamakta milyonlarca yıldızı izleyip hayaller kurarak, çalışanlarla şarkılar söyleyerek, kaplumbağalarla yüzerek, köpek balıklarıyla dalarak, jakuzide şampanyalar içerek, bol bol balık ve meyve yiyerek geçirdiğimiz 9 günün ardından gitme vakti geldiğinde, boyunlarımıza birer çiçek tahtı astılar ve bizi yine şarkılarla uğurladılar.


Biz de ülkeyi boylu boyunca otobüsle geze geze Nadi’ye dönmeden önce, bindiğimiz teknede geleneklere uygun olarak, herkesle kucaklaşıp öpüştükten sonra, boynumuzdaki çiçekleri denize bıraktık.. Böylece çiçekler gibi biz de bir gün geri geleceğiz bu güzel adaya!


Not: Bu cennette evlenmeyi planlıyorsanız, size yardımcı olabilecek ayrıntılar için lütfen tıklayın.

Fotoğraflar: Ceren S. (Copyright reserved)

12 Haziran 2010 Cumartesi

Sri Lanka Seyahati

Sri Lanka'da sadece 1 gün kalabildim ama bu kadarcık sürede bile başkent Colombo'nun altını üstüne getirdik diyebilirim. En kısa zamanda geri gelmeyi ve daha uzun kalmayı istiyorum bu güler yüzlü ada-ülkede!

Hindu ve Budist tapınaklarının arasında şarkı söyleyen, dua eden, temiz, rengarenk, mütevazı ama süslü giysilerine bürünmüş birsürü insancık. Hepsi de gülümsüyor. Ülkenin ekonomisi tamamen çay, doğal taşlar ve fildişine bağlı. Sonuncusunun kullanımı ve ticareti ekolojik sebeplerle gittikçe azalıyor ve son derece yerinde ve zamanında alınan önlemler ve akıllı politik ve ekolojik girişimlerle ülke dışına çıkarılması yasak. Yine de ne yazık ki fildişi eşyaları her köşe başında görmek mümkün.

Colombo'da gece tek başınıza yürüyüş yapmak önerilmiyor. Hilton bence bölgedeki en güzel otel, özellikle açık alanda palmiyeler arasında bulunan ve gece geç saate kadar açık olan havuzu sıcak ve nemli iklimde insanı ferahlatıyor. Güzel bir yemek ve sonrasında mışıl mışıl uyku öncesi, Colombo'daki "1 gün"cüğümü bu güzel havuzda noktalıyorum. Sri Lanka; ya da "Güler Yüzlü İnsanların Ülkesi", tekrar ve uzun uzun kalmak için geleceğim!

2009

9 Haziran 2010 Çarşamba

Dubai Seyahati


Bir haftasonuna sığdırılabilecek bir silikon-kent burası. Dünyanın EN yükseği, EN pahalısı, EN rüküşü, kısacası bir çok EN'i bu kentte. Yapay, özenti, gereksiz, ruhu olmayan, alışveriş cenneti, aqua-park'ı ve akvaryumu ile kalbimi fetheden bir kent bu. Yinede, görülmeye değer.. Özellikle uzun yola giderken, bir nefes almak, ayakları dinlendirmek, kitch müzesi ayarında bir haftasonu deneyimi yaşamak isteyenler için.

Dubai'de kendinizi alışverişin dibine vurabilir, 45 derece sıcağa inat 18 dereceye kadar soğutulan mağazalarda üşütebilir, serinleyemediğiniz ama Burj El Arab'ın güzel mimarisini izleyebileceğiniz denize girebilir, sadece yabancılara açık, gizli otel barlarında (ki bunların en güzeli de Burj manzaralı Bahri Bar'dır) kokteylinizi yudumlayabilir, yerel halkla kaynaşıp her tür uyuşturucu ve içkinin bulunabildiği parti gecelerine akabilir, ya da Jumeriah Beach Hotel'in içindeki akıllara zarar Atlantis Aquapark'ta kazara kopan bikininizin üstünü ya da topyekün kendinizi kaybedebilirsiniz.

Dubai'de kültür, sanat ya da her aklı selim insanın yapacağı gibi kent parkında serin bir akşam üzeri sakin sakin kitabınızı okumak gibi durumlare erişim söz konusu değil. Burda cebi bol para görmüş, zevksizlik abidesi binalara dehşetle karışık bir hayranlık beslenebilir ya da eski süsü verilmiş kentte (tarihi MS 1975lere uzanıyor)güzel bir gece yürüyüşü yapabilirsiniz.

Yemek ve bilimum sosyal aktiviteler bu kentte Burj Uman, Mall of Emirates ve benzeri alışveriş merkezleri ile sınırlı, Araplar batılılarla kaynaşma heveslisi değiller ve erkek turistler için kadınlara bakmak, dokunmak ve konuşmak hapis cezasına varan yaptırımlar içeriyor.

Dubai: Altın kakmalı oteller, altın bilezikler, altın dişler.. İçi helyum dolu renkli bir balon kadar süslü ve anlamsız bir kent-ülke.

Ceren - 25 Eylul, 2008